İmanı vasiyet bırakan İmam

"Aslen Fars ya da Türk asıllı olduğu rivayet edilen müctehidin Ebu Hanife şeklinde anılmasının, herhangi bir evladının ona nispet edilmesi sebebiyle değil; Iraklılar arasında “Hanife” adı verilen bir tür yazı hokkasını yanında taşıması yahut kelimenin sözlük manası itibarıyla haktan ve istikametten ayrılmayan bir duruş sergilemesinden kaynaklandığı düşünülmektedir." Büşra Çakırhan yazdı.

İmanı vasiyet bırakan İmam

İslâm hukuk sisteminin ve ictihat metotlarının gelişmesinde önemli katkıları bulunan Sünnî fıkhının büyük üstadı, Hanefî mezhebinin önderi İmam-ı Âzam Ebu Hanife’nin tam adı, Nu’man b. Sabit b. Zûta b. Mah’tır (v. 150/767). Aslen Fars ya da Türk asıllı olduğu rivayet edilen müctehidin Ebu Hanife şeklinde anılmasının, herhangi bir evladının ona nispet edilmesi sebebiyle değil; Iraklılar arasında “Hanife” adı verilen bir tür yazı hokkasını yanında taşıması yahut kelimenin sözlük manası itibarıyla haktan ve istikametten ayrılmayan bir duruş sergilemesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Binaenaleyh “Ebu Hanife” ifadesinin bir künye olarak değil bilakis bir sıfat ve lakap minvalinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.1

Akıcı bir dil, güçlü bir mantık yetisi ve kıvrak bir zekâya sahip olan İmam, devrinin önde gelen etkin hatiplerinden biriydi. Varlıklı bir zümreye mensup olan Ebu Hanife, ilim tahsil etmeye başlamadan önce Amr b. Hureys Caddesi’nde ticaretle iştigal etmekte ve aile mesleğini devam ettirmekteydi. Ancak daha sonra ilmî çalışmalara meyleden Ebu Hanife, sarf, nahiv ve şiirle ilgilenmesinin yanı sıra muhtelif müderrislerin ders halkalarına dâhil olmaya başlayarak devrin gözde tedris merkezi Kûfe’de ilim yolculuğuna başladı.

İmam Şa’bi’den (v.104/722) kelam, akaid, cedel, münazara gibi ilimleri öğrenerek Kur’an-ı Kerim hıfzını genç yaşta tamamlayan Ebu Hanife, Enes b. Malik, Abdullah b. Ebi Evfâ, Sehl b. Saide gibi sahabelerden hadis dinlemiş olması hasebiyle tabiîn ulemasından sayılmaktadır. İmam-ı Âzam’ın, asıl hocası Kûfe re’y ekolünün üstadı olarak kabul edilen Hammad b. Süleyman’dır (v.120/738). Hammad’ın öğrencisi olması akabinde amelî fıkıh alanında iyice derinleşen ve bu alanda âdeta bir otorite hâline gelen Ebu Hanife, tasavvuftan hadise, belağattan edebiyata çeşitli alanlarda dersler almıştır.

Taklit değil tahkik

Ömrünün elli iki yılını Emeviler, on sekiz yılı Abbasiler döneminde geçiren Ebu Hanife, kaynaklarda kanaatkâr, cömert, takva sahibi, güvenilir, ticarî işlem ve beceri yeteneklerine sahip biri olarak tasvir edilmektedir. Ders ve ilim halkalarında karşıt görüşleri göz ardı etmek yerine bilakis reddiyeleri dikkatle dinleyerek ictihadî yöntem ve araştırmalara imkân tanımakta mezhep taassubu yerine ifade özgürlüğüne bezenmiş bir istikameti hedeflemektedir.2 Onun ilmî yönü, tüm bu güzel hasletleriyle mezcedilmiş bir biçimde kuvvetli delillere dayanarak kendini göstermektedir.

İmam, devrinde ortaya çıkan sapkın ve bidat ehli fırkalarla mücadele etmiş, tertip edilen münazaralar vesilesiyle karşısındaki bâtıl görüşlere galip gelmiştir. Akıl ve nakil arasında mutedil bir dengeyle hüküm veren müctehit, kullandığı yöntem ve benimsediği tavırlarıyla kendinden sonra adına izafe edilerek oluşacak olan Hanefî mezhebinin genel ilkelerini tesis etmiştir.

Gerek ilmî gerekse ahlakî olarak eşine ender rastlanan bir İslâm âlimi olan İmam-ı Azam Ebu Hanife, Bağdat’ta vefat etmiştir. Mezhebi dünyanın büyük bir kısmına yayılan önderin “el-Müsned”, “el-Vasiyye”, “el-Fıkhu’l Ekber”, “el-Fıkhu’l Ebsat”, “el-Âlim ve’l Müteallim”, “er-Risale” gibi kıymetli eserleri bulunmaktadır.

“El- Vasiyye”lere dair

Geride bıraktığı hazinelerden “el-Vasiyye”, Peygamberin vefatının ardından iman-amel ilişkisinin, ahiret konularının, kader mefhumunun ve inanç esaslarına dair tartışılan konuların ilk defa incelendiği bir eser olması hasebiyle öne çıkmaktadır.

Ebu Hanife’ye birisi genel, üçü özel olmak üzere dört adet farklı “el-Vasiyye” nispet edilmektedir.3 Bu “el-Vasiyye”lerden genel olanı, Ebu Hanife’nin ölüm hastalığına yakalandığında etrafındaki sevenlerine itikadî konularda yaptığı telkinlerden oluşmaktadır. Ona nispet edilen özel “el-Vasiyye”lerden iki tanesi, öğrencilerinden İmam Yusuf ve Yusuf b. Halid es-Semtî’ye, üçüncüsü ise hem öğrencisi hem de oğlu olan Hammad’a yönelik tavsiyeleridir.4 Burada ele alınacak eser, en genel manada Ebu Hanife’ye nispet edilen inanç esaslarına dair bilgilerden oluşan risalesidir.

İman esaslarına dair ilk risale: El-Vasiyye

Tam adı “Vasiyyetu’l İmam Ebi Hanife” olan risale, imanın unsurlarını ve imanla amel arasındaki ilişkiyi anlatmakla başlamaktadır. İnanmak kalbî bir tasdik gerektirmektedir. İmanda herhangi bir artma yahut azalma olmaması sebebiyle günah işlemiş olmak, Kelime-i Şehadeti yürekten benimsemiş biri için kalbî tasdiki ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla bu durum, iman etmekle fiiliyata dökülmüş amelin birbirlerinden farklı iki unsur olduğunu ortaya koymakta ve ameli terk etmenin imanı da terk etme anlamına gelmediğini kanıtlamaktadır. Ancak burada menfî amelin iman dairesinden çıkarmıyor oluşunu, fiilin iman üzerinde mutlak bir etkiye sahip olmadığı şeklinde anlamak doğru değildir. Bilakis amel, imanın bir semeresi/meyvesi olarak nitelendirilmektedir.5

Risalede ele alınan bir diğer konu “Kader” mefhumudur. Hayır da şer de Allah’ın takdiriyle gerçekleşmektedir. Farz olan hususlar Allah’ın emir ve rızasıyla meydana gelmekte, fazilet türünden nafileler O’nun ilmi ve dilemesiyle hâsıl olmakta, masiyet ise Allah’ın muhabbetinin, emrinin ve rızasının olmadığı durumlarda tahakkuk etmektedir. Bu noktada kişinin kendine çizeceği yolda, hangi sapaktan devam edeceğine karar verebilmesi için irade sahibi olarak yaratıldığı unutulmamalıdır. Yaratıcının icbaren bir fiile yönlendirmediği yahut kulun tamamen kendi fiilinin ortaya çıkarıcısı olmadığını söylemek gerekmektedir.

Allah, elbette ki ezelden mahlûkatın neler yapacağını bilmektedir zira aksi bir durum Kâdir-i Mutlak bir yaratıcı için tasavvur dahi edilememektedir. Ancak burada izah edilmesi gereken nokta, kişinin hayır talebinde bulunduğu vakit onun için hayrın yaratılacak olduğu, şer talebinde bulunduğu vakit ise şerrin yaratılacak olduğudur.  “Her insanın sorumluluğunu omzuna yükledik. Kıyamet gününde insana, açılmış vaziyette önüne konulacak olan bir kitap çıkaracağız.”6

Risalenin diğer bir kısmında sahabelerin faziletleri, münker-nekir melekleri, kullara ait iradî fiillerin mahlûk oluşu, kabir azabı, cennet-cehennemin hâlen mevcudiyeti, ruyetullah gibi konular ele alınmaktadır.

İman dairesine yönelerek salih bir niyetle yola çıkmak şüphesiz ki yolların en güzelidir. Ancak her güzellikte bulunduğu gibi bu yolda da imtihanların mevcudiyeti dikkate alınmalıdır. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin “el-Vasiyye” adlı risalesinde iman-amel ilişkisine dikkat çekmesi, ahiret ve nübüvvet konularının nasıl anlaşılması gerektiğini belirtmesi, ehl-i sünnet çizgisinin muhtevasına dair anekdotları açıklaması sırat-ı müstakim üzerindeki bâ tıl cihetlerin izlerini silik hâle getirmiştir. Zira insanın içindeki iman nuru ne kadar güçlü ve aydınlık ise etrafındaki yalancı ışıkları fark etme ihtimali de o derece az olacaktır.

“İman, insanın irade-i cüziyyesini sarf ettikten sonra Allah’ın kalbine bıraktığı bir nurdur.”7

Büşra Çakırhan

Dipnot:

1 Uzunpostalcı, Mustafa, “Ebu Hanife”, DİA

2 Kurt, Hasan, “İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Beş Eserinde İmanla İlişkili Temel Kavramlar”, O.M.Ü.İ.F. Dergisi, Samsun 2011

3 Ünal, İsmail Hakkı, “İmam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı ve Hanefî Mezhebinin Hadis Metodu”, D.İ.B. Yayınları, 3. Baskı, Ankara 2010, s. 26

4 Akdağ, Eyyup, “Ebu Hanife’ye Nispet Edilen el-Vasiyye Adlı Eserin Kastamonu İl Halk Kütüphanesi’nde Bulunan Yazma Nüshalarının Değerlendirilmesi”, IV. Uluslararası Şeyh Şabân-ı Velî Sempozyumu, Hanefîlik-Mâturîdîlik, Kastamonu 2017

5 Öz, Mustafa, “el-Vasiyye”, DİA

6 İsra Suresi, 13

7 Taftazanî

Yayın Tarihi: 29 Eylül 2021 Çarşamba 11:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hazal Güneşli
Hazal Güneşli - 3 hafta Önce

Kendi mezhebimin İmamı hakkında ne çok bilmediğim şey varmış onu anladım. Teşekkür ederim gerçekten

Kübra Yıldız
Kübra Yıldız - 3 hafta Önce

Öncelikle böyle anlaşılır bir dille yazılmış olduğu için metni tam anlamıyla anladım diye düşünüyor ve yazara şükranlarımı iletiyorum. Yalnızca bahsi geçen risaleye nasıl ulaşabilirim acaba bunu merak ediyorum? Selam ve dua ile..

banner26