İmam Kevserî bir ümittir!

Son dönem Osmanlı ulemasından olan Zâhid el-Kevserî'yi tanıyor muyuz? Melih Koşucu yazdı.

İmam Kevserî bir ümittir!

Koyu bir cehaletin içindeyiz hepimiz. Ulusal eğitim sistemine maruz kalmamız sonucunda bu hâle geldik maalesef. Huşumuz, haşyetimiz yok. Tıpkı bir sahabenin dediği gibi: “İnsanlardan kaldırılacak olan ilk ilim, huşu'dur. Büyük bir camiye girip huşu üzere olan tek şahsı göremeyeceğin vakit yakındır.” Evvela haşyet ilmini kaybettik. Bunun ardından şirazesi kopmuş tesbihin taneleri gibi saçıldık dört bir yana. Şimdi ise karanlık bir geceyi yaşıyoruz. Ahir zaman tüm dehşetiyle ensemizde. Tıpkı Üstad’ın dediği gibi:

bir varmış/ bir yokmuş/ kararmış/ ve kokmuş/ dünyamız/ rüyamız/ kapkara/ manzara/ gebeler/ döşeksiz/ ebeler/ isteksiz/ kubbeler/ desteksiz/ habbeler/ süreksiz/ türbeler/ meleksiz/ tövbeler/ gerçeksiz/ cübbeler/ yüreksiz/ cezbeler/ şimşeksiz/ izbeler/ emeksiz/ heybeler/ ekmeksiz..

Ne kadar iyi olabiliriz? 

Hamakat kümesinin bir elemanı olan iyimserliği benimsemek, bu çağda ne kadar doğru? Yapılan iyi işlerin görmezden gelinemeyeceği kesin, ancak genel manzaranın olumlu olduğunu kim söyleyebilir? “İktidarı da ele geçirdik, artık işler bizim istediğimiz gibi gidecek” belahetine düşmek acıklı bir durum. İşin kötüsü düştüğümüz bu acıklı durumun farkında da değiliz.

Çağın belaları yakamızı bırakmayabilir. Fakat yapılabilecek iyi işlerin her zaman var olacağını görebiliriz. Bu karamsar tabloyu, vatanından ayrılmak zorunda bırakılan bir âlimden bahsetmek için çizdim sizlere. İsmi; İmam Muhammed Zâhid el-Kevserî.

İlk tahsilini Düzce’de yaptı

İmam Kevserî, Kafkas kökenli olup sonradan Düzce’ye yerleşen bir aileden geliyor. Hicrî 1279, miladî 1879 yılında Düzce’de doğmuş. Fıkıh, hadis gibi temel ilimleri yine bir âlim olan babası Hacı Hasan Efendi’den tahsil etmiş. İbtidaiyye ve Rüşdiyye’yi Düzce’de tamamlarken bir yandan da Düzceli Şeyh Muhammed Nazım Efendi’den sarf, nahiv, tarih, matematik, farsça ve coğrafya ilimlerini okumuş.

Hicrî 1311, miladî 1893 yılında İstanbul’a gelen Kevserî hocamız, bu tarihte ilk kez Düzce’den ayrılmış. İstanbul’da medrese eğitimiyle birlikte hadis, gramer, fıkıh, tasavvuf gibi pek çok alanda rüsuh kesbetmiş ve 1906 yılındaki âlimlik imtihanından alnının akıyla çıkmasını bilmiş. Zâhid el-Kevserî hocamız, âlimlik icazetini aldıktan sonra 1. Cihan Harbi’ne kadar Fatih Medresesi’nde dersiamlık yapmış.

İstanbul’da medrese eğitimi

Buradan ayrılmadan 1 yıl önce medresenin reisliğini de üstlenmiş. Fatih Medresesi’ndeki hocalık döneminden sonra Kastamonu’da yeni kurulması planlanan bir medresenin faaliyete geçirilmesinde öncülük etmiş. 3 yıl Kastamonu’da kaldıktan sonra Dersaadet’e geri dönmüş. Kastamonu’dan gelirken önce memleketine uğrar el-Kevserî merhum. Sonra bir kayıkla İstanbul’a gelmeye karar verir. Ancak kayıkla gelirken büyük bir fırtına olur ve hocamız denizin sularına gömülür. Boğulma tehlikesinden inayet-i ilahî ile kurtulduktan sonra tekrar İstanbul’a gelir.

1919 yılında Meşihat makamında ders vekâleti görevine başlar. Tabii iktidar kadrolarının kadr u kıymet bilmezliği sonucu bu görevde de uzun süre kalmaz ve 1922’de vatanından ayrılıncaya kadar Ders Vekaleti Meclisi’nde üye olarak bulunur.

Ve ayrılık, anneden, vatandan arkadaştan…

1922 yılı ise vatandan ayrılma vaktidir. Bundan sonra ikametgâh Kahire’dir ve ilmî mesai orada yürütülecektir. Üstad el-Kevserî, -İskenderiye, Şam, Beyrut, Filistin gibi beldelere yaptığı seyahatleri saymazsak- vefat edene kadar Kahire’de yaşar. Şunu da belirtmeliyim ki, bu büyük âlimin 1 oğlu ve 3 kızı daha babaları hayattayken ahirete irtihal eder. 4 tane evladın acısı, devletin, milletin hezimete uğraması ve daha pek çok şey... Bu kadar derdin altından nasıl kalkılır, insanın aklı almıyor. Kahire’de ilmî kalitesi, doğrulardan taviz vermeyen yapısı ve ahlakıyla haklı bir şöhret elde eder Üstad Kevserî.

Aynı memleketten olmak iftihar vesilesi benim için

Hanefî fıkhında yüksek bir mertebeye ulaşmış olan El-Kevserî merhumla aynı memleketten olmakla bir Düzce’li olarak iftihar ettiğimi söylemeliyim. Üstad Kevserî, Hanefî fıkhında rasih oluşunun yanı sıra hadis, kelam, tefsir gibi ilimlerde de vukufiyet sahibiydi. Ayrıca kendisi, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî hazretlerinin halifesi olan Kastamonulu Hasan Hilmi hazretlerini tasavvufta şeyhi olarak kabul etmişti. Yani Nakşibendî idi.

Tarih mi, esatir-i evvelin mi?

Bize özenle unutturulmak istenen âlimlerimizin daha büyük bir gayretle hatırlanması ve hatırlatılması gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki bu da rotamızı tayin etmek için olmalı. Yoksa tarihsel bazı “informasyonlar” günlük hayatta hiçbir işimize yaramaz. Ne var ki, geçmişin bilgisi günümüz üzerinde bize bir faaliyet alanı açıyorsa o tarih bilgisi bizim için büyük bir gerekliliğe sahiptir. El-Kevserî merhum da hayatına bakıp yönümüzü tayin edebileceğimiz güzide zatlardan biriydi. O inşaallah ilmiyle, ameliyle ve ahlakıyla kendisini kurtaracak. Peki ya bizler?

Melih Koşucu 

Güncelleme Tarihi: 25 Ağustos 2020, 14:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
serap
serap - 10 yıl Önce

metni hazırlayan melih koşucu'ya ve bu yazıyı yayınlayan ekibe teşekkür etmek isterim..

...
... - 10 yıl Önce

hakikaten çok kıymetli bir alim. bizim ona 'kıymetli' dememizle kıymetlenmez belki o ama, onu anmakla bizim kelamımız kıymetlenir. ben de iftihar ettim.

Mehmet
Mehmet - 10 yıl Önce

şu alimlerin dünyabizimde tanıtılması ne güzel!
elhamdülillah ismini bile duymadığımız bi zatı daha öğrendik.
melih abimze şükranlar..

Munip KARTAL
Munip KARTAL - 10 yıl Önce

İSRA - 71

O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz).
SECDE - 24
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Her zamanın bir imamı vardır.

hakan
hakan - 10 yıl Önce

kevseri merhum neslinin son örneklerindendi. ardından osmanlı ilim geleneğine verasette de o geleneği temsilde de liyakat krizi başgösterdi. öyle bir kopuş ki, onların ne ruhiyyatını, ne akliyyatını ne de tahayyülatını anlayabiliyoruz... yine de varislerini bekliyoruz üstadım...

Halil ABANOZ
Halil ABANOZ - 10 yıl Önce

ölü aleme hayat veren alimin yokluğu, bir kez daha; Alimin ölümü alemin ölümüdür sözünü doğrular nitelikte,şuanda yaşadığımız hayatın kendisine ithafen...

yusuf sünetci
yusuf sünetci - 10 yıl Önce

ebubekir sifil hocamız da islam ve modern çağ adlı kitabında biraz bahsediyor zahid el kevseri hocamızdan:
kendisine gelen bir adama herhangi bir sünni mezhebin sünnete aykırı bir görüşünü söylemesi halinde kendisine cevap verebileceğini ifade eder.

Selahaddin
Selahaddin - 2 ay Önce

Üstad Ali Ulvi kurucunun Hatıralarım kitabında Kevseri hocadan anılar anlatılmakta.Buyuk şahsiyetlerin hayatlarını okudukça Allah'a şükrediyorum. Bu milletin mayasında İslam var.

banner19

banner13

banner26