banner17

İlmi itibarı yıkmadan kalb abad olmadı!

Murat Kapkıner’in otobiyografisinin 6. basamağında bakalım kimler var?!

İlmi itibarı yıkmadan kalb abad olmadı!

 

İnzivayı gerçekleştirmem için... Şehrin içinde, evimde yaşarken inzivayı gerçekleştirebilmem için hangi bilinçli eylemlerde bulundum; anmış mıydım anımsamıyorum. Alimdim, düşünürdüm, ağabeydim, ben kimseye gitmesem de gelen giden eksilmiyordu. İki çay içmek için girdiğim çay ocaklarında hemen etrafım doluveriyor, kimin hangi sorusu varsa havalarda uçuşuyordu.

Bir zaman konuşmadım. Zor oluyordu ama nefsimle, Rabbi’mle, onların sorunlarına hiç benzemeyen kendi sorunlarımla baş başa kalmak istiyorsam bunu yapmak zorundaydım.

Ciğer satmadım ama...

Oğlum Hamdi sanırım üç yaşındaydı. O’na bir tane üç tekerli küçük bisiklet almıştım. Mahallenin ana caddesinde o bisiklete bindim; sakalıma karşın (sağlam bisikletmiş altımda kaybolsa da kırılmadan beni taşıdı).

Ana caddelerde yürürken pide yiyerek karnımı doyurdum: Şalvarlı, sakallı, takkeliydim.

Karşı Kaldırımdaki Berber Kadir’in dükkânı önünde, kaldırımda göstere göstere Red Kid vs. gibi çizgi roman okudum. Arada bir hafif argo kullandım. Zordular ama yapmalı, yalnız kalmalı, en önemlisi hakkımdaki hüsn-ü zannı yıkmalı, bu şöhret-i kâzipten kurtulmalıydım.

Bunlar zordu ama şimdi anlatacağım olay karşısında çok hafif kalıyordu.

O günler, o aylar, ne bileyim, o yıllar bir genç  gene yarım saatlik hava saatimde İstasyon Caddesinde yürürken beni  görüp, eklendi. Ben susup yürürken, aslında biraz da önemli bir soru sordu. Yanıt olarak o konu hakkında kitaplar yazabilirdim oracıkta. Korkunç bir iç sıkıntısıyla aşağıdaki sözcüğü demeyi başarabildim. Gerçekten büyük başarıydı; tam bir trajedi yaşıyordum: Ya Allah rızası için yanıtlayıp  (genci aydınlatarak) başa dönecektim ya kendi hakkımda  aldığım kararın son şeklini uygulayıp yalan söyleyecektim. Ve söyledim; dilemmadan kurtuldum:

‘Bilmiyorum.’

Buymuş, hepsi bu ve en zoru buymuş: İlmî itibarın yıkılması. Öteki uygulamalarla epey mesafe almıştım ama bu tek bir sözcüğü kullanmakla sanki cennete girdim: O gece uyuyabildim.

Ardıma takılanlar bu kez başka

Günde yaklaşık yarım saatlik yürüyüşlerimde siyah gözlük kullanıyor, dünyayı kendi renginde görmek istemiyordum; Ayrıca tanınmamak, tanıyan birinden kaçmayı başaramazsam; gözlerimin görülmesini saklamak için.

Bu yürüyüşlerimden biri:  Malatya Tekel Sigara Fabrikası hizalarında bir yerdeyim. Yanımda benimle birlikte yürüyen dört kişi belirdi. Bir karı-koca, bir başka ben yaşlarda biri ve seyrek sakallarının ana tüyü olduğu besbelli  çok genç bir çocuk.

Selam vermişler selamı alıp yoluma devam etmiştim. Bir zaman sonra bu sessiz kişilerin benimle birlikte yürüdüklerini ayrımsadım. Ne geçip gidiyor, ne geri kalıyorlardı; benimle birlikte öylece yürüyorlar. Bir müddet sonra biraz rahatsız:

‘Yardımcı olabilir miyim; niye benimle yürüyosunuz’ dedim. Seksen öncesiydi. İlimizde gün aşırı adam öldürülüyordu. Yanımdaki belki onyedi yaşındaki çocuk:

‘Abi! Biz Menzil’e gidiyorduk. Otobüsümüz aktarma yaptı. Birkaç saatimiz var. Karnımızı doyuralım dedik; yola düştük ama şehir ne tarafta bilmiyoruz; onu soracaktık. Sana yaklaşmadan önce arkadaşlarımla tartıştık. Ben, ‘şu abi çok sakin yürüyor, hem sakallı, temiz bir adama benziyor, ona soralım’ dedim. Arkadaşlarım: ‘şimdi komünistlerin de sakalı var’ dedilerse de yaklaşıp sormaya karar verdik. Şehir ne yanda abi’ dedi. Soğuk bir şekilde:

‘Bu yanda; doğru yoldasınız.’ dedim ve yoluma devam ettim.

Menzil de ne?!

Arkadaşlarım yürürken gene aheste yürüyen bana uymaya devam ettiler. Bu arada ben düşünüyordum: Menzil. Menzil mistik şeyler çağrıştıran bir sözcüktü ama sanki bu dünyada Menzil denen bir şeyh de var mıydı ne. Sisli puslu bu çağrışımlarla bir müddet daha yürüdükten sonra sordum:

‘Menzil ne?’

‘Abi duymadın mı. Büyük evliya Seyda Hazretleri’nin köyü. Biz O’na gidiyoruz.’

‘Nerden geliyorsunuz?’

‘Sakarya’

‘Niye bu zahmet?’

Abi senin gelip görmen lazım, anlatmayla olmaz. Aha bu abi (Yanındaki ben yaştaki sakallıyı gösteriyor) alkolikti. Geldi Efendi’nin elini öptü üç aydır içmiyor, sakal bıraktı, abdestinde namazında şimdi.’

Muteriz bir-iki şey daha soruyorum. Çocuk bir şeyler söylüyor ama sık sık ‘olmaz Abi senin gelip görmen lazım’ diyor. Yol boyu laflarken, gence hurafelerden bahsedip, onu aydınlatmaya çabalarken ben, anlamlı anlamsız aralara sıkıştırılan ‘gelmen lazım’lardan uyandım. Gidebilirdim: içinde bulunduğum cehennemden kurtulmak, çorumu çocuğumu kurtarmak için her yere gidebilirdim. Ağır deli ilaçları kullanıyor, bir çare bulamıyordum, büyücülere, bilicilere gitmiştim.

Yola çıkmam gerek

‘Gelirim ama param yok’ dedim.  Yukarlarda andığım gibi gecem gündüz, gündüzüm gece olduğundan çalışamıyor, arkadaşlarımın sadakasıyla geçiniyordum. Gerçekten Malatya’dan Adıyaman’a bir otobüs bileti parası yoktu o an.

İşin burasında hep susan öteki iki kişi de (kadın hariç) heyecanla: ‘Abi sen yeter ki gel , biz seni götürür getiririz’ dediler. Ben ‘olur’ deyince çocuklar gibi sevindiler.

Onları bir çorbacıya götürdüm, Cebimdeki son parayı (çorba bir liraydı), çorbacıya verdim. Sonra onları İslamî bir kuruluş olan Hayırlarda Yarış Cemiyeti’ne bırakıp beni beklemelerini söyledim.

Eve gelip, haber verdim: ‘Ben gidiyorum bu gece beklemeyin’

İşte evden bu ayrılışımda üç yaşındaki Hamdi’m, hiç görmediğim, yürek dağlayıcı şekilde, arkamdan: ‘Gitme! Baba gitme… gitme…’ diye ağlayarak yüreğimi paralıyordu. Zaten Hamdi’nin yüreğimde bir bambaşka yeri vardı. Yarabbi! Ogün Hamdi’yi dinlemeli miydim. Bu yaşıma geldim; bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Hamdi’ye ne görünmüştü. Tasavvuf yolunda çekeceğim acılarım mı. Yoksa, gidip Tanrısal yolda bir nebze aydınlanmayayım diye cinler-şeytanlar mı çocuğumu bu şekilde ağlatıp konuşturuyorlardı.

Murat Kapkıner yazdı

Murat Kapkıner'in yazı dizisinin birinci yazısını okumak için buraya, 

ikinci yazısını okumak için buraya 

üçüncü yazısı için buraya 

dördüncü yazısı için buraya

beşinci yazısı için buraya tıklayınız.

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2012, 13:03
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Akift Kuruçay
Akift Kuruçay - 7 yıl Önce

İnsanı uzletiyle ayrı zuhuruyla ayrı düşündüren Kapkıner'e selam olsun. Murat abinin yazılarını eşsiz bir ilgiyle okumam, yazıların devamını dipsiz bir merakla beklemem, menzili tutturamayışımdan olabilir mi? Diliyorum, yazıların aralığı kısalır. Son söz: Tebrikler Dünyabizim.

banner8

banner20