İlim geleneğimizin mümtaz bir şahsiyeti: Bekir Hâki Efendi

Bir dönem İstanbul Müftülüğü yapmış olan Bekir Hâki Efendi, M. Emin Saraç Hocaefendi’nin kayınpederi Ali Yekta Efendi’nin çok samimi dostudur. Bu dostluk vesilesiyle sıklıkla Bekir Hâki Efendi ile görüşme imkânı bulan Hocaefendi, onun güçlü hafızasından, zekâsından ve Arap diline vukufiyetinden söz eder.

İlim geleneğimizin mümtaz bir şahsiyeti: Bekir Hâki Efendi

Fakahât makamı ondadır 

Bütün bu ilmî derinliğine rağmen, Bekir Hâki Efendi’nin Ömer Nasuhi Efendiye ihtiramı sonsuzdur.

Bekir Hâki Efendi’de çok güçlü bir hafıza vardı. Farsça şiir mahfuzatı kadar, Arapça ve Türkçe şiir mahfuzatı da çok fazlaydı. Arap edebiyatına çok aşina… Devamlı kitap okuyan zeki bir kimse… Fakat şunu söyleyeyim, bir gün Bekir Hâki Efendi ve Ömer Nasuhî Efendi ile Erenköy’de bir mecliste bulunuyoruz. Ömer Nasuhî Efendi varken Bekir Hâki Efendi hiç konuşmazdı. Ömer Nasuhi Efendi gittikten sonra Bekir Hâki Efendi dedi ki: ‘Ben sizi sabaha kadar dinletirim, konuşurum. Ağlatırım da güldürürüm de. Ama bizim ilmimiz ilim değil, onun (Ömer Nasuhî Efendi’nin) ilmi ilimdir. Fakahat makamı ondadır.”

M. Emin Hocaefendi, Bekir Hâki Efendi, Ömer Nasuhî Bilmen ve Ali Yekta Efendi’nin İstanbul Müftülüğü’ndeki hayatî konumlarını üç sacayağına benzetmek suretiyle ifade ediyor.

Bekir Hâki Efendi, Ömer Nasuhî Efendi, Kayınpederim Ali Yekta Efendi, İstanbul Müftülüğü’nde üçü sacayağı gibiydi. Onlar evliya gibi insanlardı. Onların misalini bulamazsın şimdi.”

Ben bu gâvurluğu kabul edemem 

Bekir Hâki Efendi İstanbul Müftülüğü yapmakta iken ezanın yeniden Türkçe okunması hususunda kendisinden destek beklenir. Bekir Hâki Efendi, mesleği pahasına buna katiyetle karşı çıkar. M. Emin Hocaefendi bu tarihi hadisenin canlı şahitlerindendir.

Onun bir tavrı vardır ki takdire şayandır. Refik Tulga, 1960 ihtilali zamanında İstanbul valisi ve belediye reisidir. O zaman Ömer Nasuhî Efendi İstanbul Müftülüğü’nden alınıp Diyanet İşleri Reisi yapılınca, Bekir Hâki Efendi de İstanbul Müftüsü oldu. İstanbul Müftüsü iken bir gün Refik Tulga, hocayı İstanbul Valiliği’ne çağırıyor. Orada beyzi bir masanın etrafında İstanbul’un idareci sınıfı var. Onların yanında Refik Tulga, Bekir Hâki Efendi'ye diyor ki; ‘Burası eski bir payitahttır. Siz de buranın en büyük hocasısınız. Biliyorsunuz, düşen hükümetin yaptığı büyük kötülüklerden birisi de ezanın değiştirilmesidir. Sizin emrinizle ezan Türkçe okunacak. Biz de onu tasvip edeceğiz, elbette memnuniyetimizi ifade edeceğiz. Sizden bunu bekliyoruz.’ Hoca biraz düşünüyor ve diyor ki: ‘Hımm… Benim dinim muztar kalan bir insanın cife (leş) yemesini mubah kılar. Ama bu iş gâvurluktur. Ben bu gâvurluğu kabul edemem. Olamaz. Olamaz.diye bağırıyor. (Bu hadiseyi anlatıp “Bekir’in deliliği tuttu o an, derdi kendisi için. )”

İade-i itibar 

“İki gün sonra Hocaefendi vazifeden azledildi. Ama İbrahim Elmalı 1965'ten sonra Diyanet Reisi olduğu zaman hocası olması hasebiyle iade-i itibar ile tekrar İstanbul Müftülüğü’ne Bekir Hâki Efendi’yi getirtti, oturttu.”

Bekir Hâki Efendi'nin helal kazanca vurgu yapan şu sözleri de M. Emin Hocaefendi’nin hatırından çıkarmadığı tavsiyelerindendir.

Bekir Hâki Efendi, kendisinden dua isteyenlere, ‘Güzel Kardeşim! Siz, köy amcaları var ya, o işçiler, ırgatlar var ya, onlardan dua isteyin. Onların kazançları helaldir. Biz şehirde münafık gibi olduk. Bizim lokmamız da helal değildir, duamız da müstecab değildir.’ der, gülümserdi.”

M. Emin Saraç Hocaefendi ve Ali Yakup Cenkçiler 

Ali Yakup Efendi, M. Emin Hocaefendi’ye Mısır’da iken ağabeylik yapmış, yol göstermiş, Türkiye'ye döndüklerinde de orada tesis edilen derin dostlukları sürmüştür. Mustafa Sabri Efendi’nin Değerli Evladım” diye hitap ettiği Ali Yakup Efendi aynı zamanda Zahid Efendi’nin de kıymet verdiği bir talebesidir.

"O, sana ağabeylik yapar" 

Ali Yakup Efendi, çok mihnetler geçirmiş bir kimse olmasına rağmen olabildiğince neşeli bir zattı. Aslen Kosovalıdır. Hem Mustafa Sabri Efendi’nin hem de Zahid Efendi Hocamızın gözdesi/güzidesi idi. Biz Mısır’a ilk gittiğimizde Zahid Efendi’nin yanına gittik. Bize annemizin kucağına düşmüşçesine iltifat ediyordu. ‘Burası bizim için yabancıdır, karanlıktır. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Kimlerle görüşebiliriz bilmiyoruz.’ dediğimde Zahid Efendi Hocamız, ‘Sen şimdi buradan giderken İhsan Efendi’nin nezaret ettiği Sultan Mahmud Medresesi’ne uğra. Orada Ali Yakup isminde biri var. O sana ağabeylik yapar.’ dedi.”

Veled-i El-Aziz 

Ali Yakup Efendi ayrıca Ali Ulvi Bey’in hocasıdır. Kendisine pek çok ders okutmuştur. Sultan Mahmud Medresesi’ne vardığımda akşam namazı sonrasıydı. Ali Yakup Efendi odasından bir ampul uzatmış kapının önünde kitap okuyordu. Hatırlıyorum, Şekîb Arslan'ın ‘Hâdıru’l-Âlemi’I-İslâmî’ adlı kitabıydı. Ali Yakup Efendi o zaman Fuadu’l-Evvel Üniversitesi'nin (şimdiki Kahire Üniversitesi) kütüphanesinde şark dilleri bölümünde çalışıyordu. Kendisi yedi lisan bilirdi. Mustafa Sabri Efendi’nin ‘Mevkifu'l Akl’ kitabının müsveddesini temize çeken odur. Mustafa Sabri Efendi kitabın birinci cildinde Ali Yakup Efendi'den ‘Veledî el-Azîz (Değerli evladım)’ şeklinde bahsetmiştir.”[1]

Hüma Dergisi, Sayı:19


[1] İlyas Karaduman’ın “İlim Geleneğimizin Örnek Şahsiyeti Mehmet Emin Saraç” kitabından derlenmiştir

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2022 Cumartesi 10:00 Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2022, 11:14
YORUM EKLE

banner19

banner36