banner17

İlim aşkını hocalarından devraldı Emin Saraç

Emin Saraç Hocaefendi ilmin ve hakikatin merkezi olan camileri mesken tutmuş, sekine ve inşirahın bilgisini talib olanlara vermekten bir an bile geri durmamış ve bilme, anlama, yaşama, yaşatma disiplininden asla kopmamıştır hayat boyu..

İlim aşkını hocalarından devraldı Emin Saraç

Emin Saraç hocaefendi hakkında bir portre/değini yazısı kaleme almanın ağırlığı altında ezilmekten Allah’a sığınıp, kelimelerin bütün şeytanlarını cehenneme havale eder ve Besmeleyle başlarım.

Büyüklerden bir büyük, güzellerden bir güzel, salihlerden bir salih, eminlerden bir emindir Emin Saraç. İstanbul’da Fatih, Fatih’te İstanbul’dur zat-ı âlileri. Her gün yeni bir fethe açık, her günü yeni bir medeniyet olan şehrin bütün âkil damarlarından beslenmiş, bütün hasenat kulvarlarında koşturmuş, bütün su yollarında arınmış, bütün asalet kaynaklarından su içmiş ve bütün nezaket pınarlarından letafet devşirmiş bir güzel adamdır Emin Saraç.

Doğduğu günden, her gün yeniden olduğu bugünlere değin, dolarak dolduran başaklar misali ve taşkın bir nehir cömertliğindeki ilim yolculuğunun hiç bitmeyen enerjisi ve enerjisine eklemlenmiş mütebessim çehresiyle sanki başka dünyalardan haberler uçuran bir ilim mücahididir kendileri. Âlî’dir çünkü, ilim şehrinin kapısından ilim şehrine varmanın bütün yollarına talip ve yolu yol kılan bütün mihmandarlarına teşriktir kendisi.

Bu toprakların çocuğudur Emin Saraç. Ve bu toprakların ne kadar mümbit olduğunun farkındadır. Bu toprakların La İlahe İllallah’la yoğrulduğunun bil kuvve ilminde ve eylemindedir. Çünkü Asr-ı Saadet sonrası Asr-ı Saadet bu topraklarda yaşanmıştı. Ve o, bu saadetin peşindedir. Bu saadetin peşinde olanların peşinde bir ömür sürdü bu yüzden. Ve ömre ömür ekleyecek insanları görerek onlardan tedris etti ilmi.

Son büyük âlimlere yetişmiş ve onlardan ders almıştı

Tarihte benzeri olmayan, eli kalem tutan herkese dost, korkunun pusatlarına dayanan herkese düşman bir medeniyetin, Osmanlının maruz kaldığı katliamın ve diri diri toprağa gömülen ruhunun üzerinden kısa bir süre geçmeden, Allah’ın meleklerinin selamına görünmeyen bir dilde “aleykûm selam” diyerek merhaba demişti dünyaya. Öğrenen ve öğreten olma dışındaki bütün ol-maları helak sebebi sayan bir peygamberin veraseti, daha doğar doğmaz hocamızın yakasında bir nişandır. Çünkü o, ilmin havza olduğu bir ailede dünyaya gelmişti. Sayılı ulemadan dedesi ve dedesinin neseb ve ilim varisi babası sayesinde gözlerini dünyaya Kur’an’la açmış ve 6 yaşındaki hatmini kısa bir sürede hafızlıkla taçlandırmıştı.

İnsanı ilkin ve her zaman oku emriyle terbiye etmiş bir dinin, oku’yan erlerinden bir nefer olması için atılan tohumlar, sonraları boy gösterecek ve zulmün devlet, ilimsizliğin de ilim olduğu dönemlerde etrafına nurdan ilimler saçacaktır. Aileden alınan temel üzerine, bu topraklarda düşülen ve düşünülen bütün yolların kesiştiği şehre, İstanbul’a yol alır hilmle ve ilim hedefiyle. İstanbul’daki hamisi ve hocası Ali Haydar Efendi’nin mihmandarlığında medreselere ve ilimde fener imamlar üzerinden çıkılan ilim yolculuklarının kemale ermesi için gider Mısır’a, el-Ezher Üniversitesi’ne. Ezher Üniversitesinde bitirilen şeriat fakültesi, sonrası yarım kalan mastır ve İstanbul’a dönüş.

İlim yolculuğunun Mısır ayağı çok verimli geçmiştir asalet penah hocamız için. Çünkü Mısır’da Osmanlı’nın, belki de tüm dünyanın gördüğü son büyük âlimlere yetişmiş ve onlardan ders almıştır kendileri. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Muhammed Zâhid Efendi ve Ali Yakup Efendi’den ders alma şerefine nail olmuştur Mısır’da. Onların feyizatından nurlanarak bir devrin hiç kapanmayışına şahit olmuştur. Çünkü devletler yıkılır, medeniyetler son bulur ama medeniyeti medeniyet, devleti de hakikat yapan ilim asla son bulmaz. Emin hocamız Mısır’da, diri diri toprağa gömülen koca bir medeniyetin ilminin fersah fersah ötelerde bile olsa nefes aldığına ve alınan her nefesle yeryüzüne enfes nefesler üflediğine şahit olmuştur. Çünkü ilim bir yolculuktur ve yolculuk için yol ve yoldaş gerektir. Ve yine “ilim mü’minin yitiğidir ve onu nerede bulursa almalıdır” hadisinden yola çıkarsak, hocamız yitirilmesi ve yok edilmesi mümkün olmayan ilmin bir talibi olarak Mısır’a gitmiş ve Mısır’ın ilim hazinelerini kendi havzasında toplayarak İstanbul’a dönmüştür.

“Hadi derse başlayacağız ve bu nefes bu bedende varken derse devam edeceğiz”

Babasından aldığı “Ya Rabbi evlatlarımızı din-i mübin-i İslam’dan ayırma” duası ile hayatı boyunca İslam’dan ayrılmayan hocamızın Allah’tan en büyük niyazı, İslam yolunda bir ilim neferi olarak yaşamak ve hayatını ilimle idame ettirmektir. Ve bu niyazı Arafat başta olmak üzere her yerde Allah’a sunmuştur. Herkesin kamunun içinde yer alıp rahat bir hayatın izini sürmeye çalıştığı bir dönemde o, ilmin izini sürerek adam yokluğunda adam kazanmanın derdiyle resmiyete ve resmiyetin yüzüne hiç bulaşmadan, Hakk ve hakikatle hemhal bir hayat sürmeyi tercih etmiştir. Ve bu uğurda imam hatip okullarından enstitülere, ilim, ihsan, ibadet ve hayatın merkezi camilere kadar ders vererek insan yetiştirme davasını sürdürmüştür. ‘Filimlerin dünyası’ diyebileceğimiz bir zamanda ilimlerin gezegeninden hakikatler devşirerek bütün yozlaşma ve bozulmalara, başta ilim olmak üzere akıl, ahlak ve maneviyat üzerinden meydan okuyarak gardını yüksek tutmuştur hayat boyu. Herkesin üniversite ve kürsüler üzerinden birbirine gerçeği kustuğu bir zamanda, ilmin ve hakikatin merkezi olan camileri mesken tutmuş, sekine ve inşirahın bilgisini talib olanlara vermekten bir an bile geri durmamış ve bilme, anlama, yaşama, yaşatma disiplininden asla kopmamıştır hayat boyu. Dünyaya nam salmış ve namı hâlâ yürüyen Fatih dersiamlığının, zamanımızdaki tezahürü olarak boy gösterip, İslam ve insanlığın bütün birikimini aktararak varlayan ve varsıllığın bütün cevherlerini yoksulluğun bütün coğrafyalarına hediye etmeye çalışan bir soylu kişidir Emin Saraç.

Bir pazar, sabah namazı sonrası Fatih Camii’nde İstanbul’un dört bir yanından yüzlerinden gerçekten nur akan ve Hoca Efendiden ders almak için gelen talebeleri gördüğümde imrenmiş ve sanki hakikatin bütün zamanlarında bir seyahate çıkmıştım. Ardından Hoca Efendiyi, o yaşına ve olanca rahatsızlıklarına rağmen, tek başına yürüyemeyip kollarına destek olanlarla ve de ayaklarını sürüyerek geldiğini gördüğümde kendimden geçip ağırlığımın altında ezildiğimi ve arzın ayaklarımın altından kaydığını hissetmiştim. Rabbim bu ne aşk diye bağırmıştım içimden. Allah’a doğru haykırışlarla bezenmişti varlığım. Bu nasıl bir istek, sadakat ve feragatti ya Rabbi. Bunca yaşına ve bunca rahatsızlığına rağmen bu ne aşktı. Şehidin kanından daha efdal olan mürekkebi yalamak sanırım böyle bir şeydi. Kur’an’ı öğrenip öğreterek en hayırlı olma hakkına talip olmak böyle bir şeydi.

İlmin emanetçisi olarak, Allah’tan en çok korkan olmak böyle bir şeydi sanırım diye düşünürken birden aklıma geldi. Bu aşk miras olarak alınan bir şeydi ve hocamız da hocalarından devralmıştı bunu. Vaktiyle bir gün Ali Haydar Efendi yaşlılığını öne sürerek ders vermekten geri durmuştu. Hem de talep eden varken. Hem de talip olan söz konusuyken. O günün gecesi ateşlere atılır gibi hissetmemiş miydi Ali Haydar Efendi, ilme talip olanı nasıl geri çevirdi diye. Sonra rücu edip hatasından, dememiş miydi Emin Saraç’a “Hadi derse başlayacağız ve bu nefes bu bedende varken derse devam edeceğiz, ne kadar nefesimiz varsa bu yolda sarf edilecektir.” İşte bu aklıma gelince anladım hocanın ilim aşkını. Bu binlerce yıllık bir mirastı. Bu peygamberlerin mirasıydı. Ve ancak veraseten devredilirdi. Çünkü insan duyarsa anlardı ama görürse yaşardı. Duyduğunu görürse, gördüğüne koşardı.

İşte bugün insanlar, bu toprakları aşan bir koşuyla Emin Saraç’a koşmaktadırlar. Ülkenin farklı noktalarından ve dünyanın başka başka coğrafyalarından insanlar Emin Saraç’ın ilminden faydalanmak için ışığa koşmaktadırlar. İnsanın aranmakta değil de avlanmakta olduğu bir çağda, elindeki fenerle insan arayan bilge misali, hâlâ insan aramakta olan Emin Saraç’a koşmaktadır insanlar. Bu ne ulvi bir koşudur Rabbim ve koşanlar ne güzel koşan, koşulan ise ne de güzel koşulan.

İsmail Erdoğan yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2018, 12:56
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Doğruyu Arayan
Doğruyu Arayan - 2 ay Önce

Hiç sıkılmadım

funda
funda - 2 yıl Önce

Yazar kardeşim anlatımını çok şumullendirmiş. Okuyucu biraz sıkılıyor....

AbdullahSaid
AbdullahSaid @funda - 2 ay Önce

şümullendirmiş derken herhalde ağdalı bir dille yazmış demek istemişsiniz. ancak şümüllendirmek günümüz türkçesiyle kapsamı geniş tutmak demektir. Evet, saygıdeğer muharririmiz bâzı eskimez kelimeleri kullanmayı tercih etmiş. ve bâzı az kullanılan kelimeleri. muvâfık düşmeyenler varsa dikkat çekilebilir belki. ancak bu tip yazılarda ifade-i meram olunuyorsa şekle çok da takılmamak lazım.

banner8

banner19

banner20