banner17

İki kişiysen dernek kurmalısın!

Örnek bir hayat. Daha lise yıllarında sivil toplum kuruluşuna üye olan Allah'ın ipine sımsıkı yapışmış bir hayat hikayesi.

İki kişiysen dernek kurmalısın!

İstanbul Kız Lisesi’nde şımarık kızlar arasında başlayan bir yolculuğun değişen, değiştikçe parlayan hikayesi... Gülsen Ataseven. Eğitim hayatındaki birinciliklerle, Allah katında kazandığı birinciliklerin kesişmesi, onu şimdilerin elzem isimlerinden biri yaptı. Kendisini sınıfın en arka sıralarından hayatın ön saflarına çeken başarıları ve azmi elbette kıskanılacak cinsten.

Bir peygamber yolculuğu gibi başlayıp, aynı minvalde imtihana dönüşen yaşamı içerisinde hep dik durmayı başardı. Kendisine verilen ahlâkın mümessili babasının, ölürken vasiyet ettiği hayat iksiri namazla ilk imanî temelini attı. Şöyle diyordu; "Allah ile senin aranda namaz bir otokontrol mekanizması olacaktır. Namaz, seni hem senden gelebilecek kötülüklere karşı hem de başkalarından gelebilecek kötülüklere karşı korur. Ben öleceğim. Annen de başında olmayabilir. Ama senin beş vakit kılacağın namaz, seni her türlü kötülükten koruyacaktır. Günde beş defa Allah'ın huzuruna çıkan bir insan, ne kötü olur ne de kötüye bulaşır."

İlk dernek üyeliği lisede

Allah ile birlikteliğin yapı taşlarını böylelikle oluşturmuş olan bu güzel mü’mine, sırtını yıkılmayacak bir duvara dayamıştı artık. İlk sivil toplum kuruluşu tecrübesi, Yeşilay Cemiyeti’nin gençlik koluna kayıt olmakla başladı. Fakat kısa sürede oradan ayrılması gerektiği kanaatine vardı. O dönemde Irak Üniversitesinden gelen uzman profesör Hayriye Hanım’ın (Hayriye Bağdâdî) orada verdiği seminerde, Arap şivesi ile yaptığı konuşmasıyla alay edilmesi sonucu, buradaki insanlarla gönül verdiği amaca ulaşamayacağını, Allah’ı memnun edecek işler yapamayacağını anladı.

Lisede üst üste aldığı birinciliklerden sonra, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine kayıt olan genç kız, orada da başarı çizgisinden şaşmayıp ‘Pekiyi’lerin annesi’ ünvanına kavuştu. Allah onu dünyada yükselttikçe o da ahirette yükselmenin yollarını aramayı ihmal etmiyordu. İslâmî kaynakların kıtlık senesinde, İslâm’ı namazdan ibaret sayan bilinçle yaşarken, bir namaz sonrası aldığı ilk tenkid ile Kur’an’la tanıştı. Namaza sımsıkı sarılmışken, diğer ayetlerden nasıl bîhaber yaşadığının farkına varması dönüm noktası olmuştu. Derhal bir arayışa girerek, Allah’ın sözlerine ulaşmak için elinden geleni yaptı. O zamanlar kılıflar içre, duvarlarda resimsiz portre görevi gören hayat kılavuzu Kur’an’ı, asılı durduğu yerden kurtarıp Nur Sûresi ile müşerref olunca, namazda riayet ettiği tesettürün kendisi için bir yaşama şekli olduğuna iman etti.

Ve dedi ki; “Nur Suresi 31 ile adaleti buldum! İslam bizi fazilette ve takvada eşitliyor, modern toplum bizi çukurda eşitliyor. Sonra da bu alçaklığı eşitlik olarak dayatıyor.”

Gülsen AtasevenHasta toplumun reçetesi duvarda asılı

Yaşama sınırlarını böylelikle daha net bir biçimde çizmiş olan Ataseven, bundan sonra attığı her adımı Rabb’inin rızası için atacaktı. Bir ayet, bir hadis müthiş devinimler uyandırıyordu içinde. 40 hadisin kırkını da hayatına endekslemiş, bir hadisle flörtten ve pislikten korunurken, başka bir hadisle, ‘ben değil biz’ demeyi öğrenmişti. Birlik ruhuna o zamanlar kavuşmuştu. “Bir kadın ile bir erkek baş başa olduklarında şeytan üçüncü arkadaşlarıdır” düsturunu aklına yazmış, böylesi ortamlara hiç mahal vermemişti. Arkadaşları flört ederken, o yüreği titreyerek askerin şerefi diyor, namaz diyordu. Bu sıkıntılı dört seneyi hiçbir abesliğe mahal vermeden, en mühim dersleri bile kusursuz bir başarı ile geçerek, okulun gözdesi olmayı başardı. Birçok erkeğin gıpta ettiği, başarılı, güzel, ulaşılmaz, ahlâklı bir hanımefendiydi artık. Aldığı tekliflerin sayısı elli beşi bulmuştu, ama o kendisini Allah’ın yoluna götürecek, Rabb’i ile muhabbetini artıracak birini arıyordu. Müslüman bir doktor olacak, nerede fakir, hasta, sıkıntılı bir kardeşi varsa ona merhem olacaktı. Ki bu, daha o zamandan belliydi. Hasta bir toplumun reçetesini duvara asıp önünden geçmesine tahammül edemeyip, reçeteyi okumakla başlamıştı işe.

1963’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Tıbbiye’nin gözdesi olduğunda ise, bunu fırsat bilip, Rabb’i ile daha rahat buluşabileceği bir mekân talebinde bulundu. Kütüphaneye paravan koydurup, ilk maaşı ile de sahaflardan bir mescit tabelası aldı. Eski Türkçe ile ‘Hikmetin başı Allah korkusudur!’ yazan tabela, müteakiben hayatındaki ışıklı levhalardan biri oldu. Böylelikle Tıbbiye’nin ilk minyatür mescidi kurulmuş oldu. Hz. Ömer’in dediği gibi, çalılı, dikenli bir yerden geçerken nasıl eteğimizi toplarsak, hayattan da böyle geçmeliyiz.

Tüm bunların yanı sıra başörtüsü ile Tıbbiye’den diplomasını ilk alan kız öğrenci olarak tarihe geçti.

Şiirle evlilik teklifi

1963 senesinde ihtisasa başlamıştı ve o dönem beni Allah yoluna götüren birisi olursa evlenirim diyordu. Tam bu vakitlerde eşi ile tanışacağı hikâyesine de yaklaşıyordu. Bir gün, kütüphanede namaz kılarken bir doçentin masasının üzerinde bir kitap gördü. Alex Carrel`in `Allah`a Niçin İnanıyorum?` adlı kitabıydı bu. Üç arkadaşı ile beraber kitabı heyecan ile okumaya başladılar. Kitabın içinden bir şiir çıktı ve bu şiir hayatının ikinci dönüm noktası oldu. `Bu hak yoludur / Kendini Allah`a verme yoludur` diye başlayan şiir, Asaf Ataseven`e aitti.

Gülsen AtasevenAsaf Bey, Carrel`in kitabını Amerika’ya giden doçent arkadaşına verirken kendi yazmış olduğu şiiri de kitabın içine koymuştu. Asaf Ataseven de kendi arayışları sonucunda 1957 yılında İslam`ı bulan biriydi. Namaz kıldığı için sınıfındaki Gülsen ile evlenmelerini öneren bazı arkadaşları vardı. Bu Gülsen başka bir Gülsen’di fakat ve Veysel Karani soyundan gelen çok terbiyeli bir hanımdı. Asaf Bey, `Ben flört filan edemem. Bir şiir yazayım, şiirdekilere evet derse onunla evlenirim` dedi.Gülsen Hanım`ın kitabın arasında bulduğu şiir, başka bir Gülsen için yazılmıştı hâsılı. Şiirin adı İslâm: `Sen bu yola girebilir misin? Nefsini Allah`ın emrine verebilir misin? Hak ölçüler budur. Sen bu yola girebilir misin?’ Şiirin muhatabı Gülsen bu istekleri ağır bulup ‘hayır’ demişti. Hikâyenin esas kahramanı Gülsen ise, şiiri okuduğunda çarpılmış ve `Benim kadar Allah`ı seven birisini buldum. Bu kim?` diye haykırmıştı. Ve akabinde ‘Bu kişi benimle evlenmek istese, hemen evlenirim.’şeklinde ağzından çıkan cümleler dua niyetine kaderine yazılmış, kabul olunmuştu.

Allah onu vakıf kursun diye yaratmış!

Gülsen Hanım, ilk Sivil toplum çalışmalarına başlarken ben bir dernek vakıf kurayım diye başlamadı elbette. O dönem karşılaştığı hadis-i şerifler ona yol gösterdi. İlk vakfı kurmasına vesile olan hadis-i şerif “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” hadisi idi. Görmüştü ki İslâm’ın öngördüğü hayat prototipi, vakıf ve dernek ahlâkına gelip dayanıyordu her defasında. Müslümanca yaşamanın sosyal dengesini ayakta tutan sivil toplum kuruluşlarına desteği ömrü boyunca büyük itina ile sürdürdü.

An itibari ile Gökkuşağı Kadın Platformu’nun başkanlığını yürütüyor. Sarsılan değerlerimizin korunması gayesi ile maddi-manevi imkânları insan olgusu ile birleştiren, Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı bünyesinde, yerli-yabancı kuruluşların tertip ettikleri sempozyumlarda sunulan “Kadınımız ve Kız çocuklarımızın eğitimi, Sosyal Hizmetler ve Vakıfların Rolü, STK’lar ve Kadın” gibi sosyal içerikli tebliğlerin bulunduğu bir kitabın sahibesi.

Ve nerede yanyana iki kız görse, “Ne duruyorsunuz, haydi dernek kursanıza!” demekten kendini alamıyor.

Mehlika Toyga gıbta etti bu hayata

Güncelleme Tarihi: 14 Mart 2017, 10:55
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
yasemin
yasemin - 8 yıl Önce

Allah razı olsun Gülsen Hoca'dan..
Model mi arıyo insanlar kendine? işte model!
Ne duruyosunuz haydi tutunsanıza!!

banner8

banner19

banner20