İçindeki âşığın terceme-i halini yazıyor

Mizacının mührünü vurabilmek tüm yaşantıya ve eserlere. Mehmet Önal, bunu başarabilmiş nadir hocalardan biri olmuştur. Onun için edebiyat eğitimi aynı zamanda bir üslup kazandırma işidir. Yavuz Ertürk yazdı.

İçindeki âşığın terceme-i halini yazıyor

 

 

Mizacının mührünü vurabilmek tüm yaşantıya ve eserlere. Hocalıkta nasibini verebilmek talebenin, kalem erbabı olarak da edebi tür ve teorilerin. Mehmet Önal, bunu başarabilmiş nadir hocalardan biri olmuştur. Onu tanıyan herkesin ortak düşünceleridir bunlar. Yazarlığını hocalığına, hocalığını yazar kimliğine yedirmeden, kurban etmeden, edebiyat ikliminin doruklarında tutmuştur kelimelerini. Hem iyi bir hoca, hem iyi bir romancı, şair ya da hikâyeci olmak pek az görülen bir durum olduğundan, Mehmet Önal istisnai bir yer teşkil ediyor. Bu yönüyle Tanpınar’a benzetilecek olsa da emin olun ondan fazlaları var.

Tevazusu dağlar sarsacak kadar geniş, gönlü her an bir şeyler paylaşma telaşıyla kıpır kıpır bir hocadır o.

Dost, dostun mektebinde okur

Sadece bir akademisyen olmayan Mehmet Önal, malumatı irfana dönüştüren bir hoca olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğrencileri için gerçek bir kılavuzdur. O, bilimsel ya da akademik bilgiye sadece sahip olan değil, aynı zamanda o bilgileri mizacıyla imtizaç ettiren bir kişiliktir. Öğrencilerine edebiyat vasıtasıyla karakter eğitimi kazandırmayı amaçlayan Mehmet Önal için edebiyat eğitimi, aynı zamanda bir üslûp kazandırma işidir. Öğrencilerinden, yaptıkları işlere mizaçlarının mühürlerini vurmalarını ister ve bekler. Ona göre hayat, estetik olarak kurgulandığında özeldir. Yine ona göre her insan, bir mekteptir ve dost dostun mektebinde okur.

Söze akmayan duygular göze akar mı?

Gerek romanlarında, gerek hikâyelerinde duygusal bir yoğunluk ve anlatım zenginliği bulduğumuz Mehmet Önal’ın, yeni Türk edebiyatı sahasında ufuk açıcı ve nesillerin yetişmesine çok büyük katkılar sağlayacak eserler verdiğini görmekteyiz. Edebiyat ve iletişim teorileri üzerine dersler okutan Önal Hoca, akademik çalışmalarını edebi eserde ifade, edebiyat teorisi, belagat ve retorik başlıkları altında toplamış, eserlerindeki gürültüsüz, sessiz derinliği bir örnek kişilik olarak da yaşamayı bilmiş biridir aynı zamanda. Edebiyat ve iletişim onun mümtaz şahsında bir bütün haline geliyor ve öğrencileriyle arasında, ciddiyeti dağ dağ büyüyen bir “edebî iletişim” kanalının açılmasını da böylelikle kolaylaştırmış bulunuyor. Önal Hoca’nın, akademik çalışmalarından oluşmuş eserleri daha çok biliniyor olsa da, bu durum hocanın romancı, hikâyeci ve eleştirmen kimliğini geri plana itmiyor. Ankara’da biliniyor oluşu ise, daha başka sebeplerden kaynaklanmaktadır.

Bilmek ve hatırlamak kadar; unutmak da mucizedir

Kendi içine doğru bir yürüyüşün izlerini taşıyan roman ve hikâyelerinde, duygularımızın ortak noktalarından yakalar bizi. Bir de bakmışız ki “Şeffaf Kanatlı Zaman”ın Rıfat’ı oluvermişiz. Ya da Rıfat karakteriyle duygularımızın tercümanı bir karakter oluşturmuştur. “Efsane”den şu cümleler, Önal Hoca’nın tecrübeyi acılı ve ağulu olandan öğrenen bir karakteriyle karşılıyor bizi. Bunu öğreten dışarıdan bir unsur değil, hayatın ta kendisidir. Hayata çalım atılmıyor ve onunla şaka da olmuyor.

Tatmamışsa bir insan acıyı ve bir kere olsun yıkılmamışsı gönül sarayı onun, yeniden inşa için; saltanatı sarsılmamışsa; haramiler basmamışsa vücut ülkesini; viran olmamışsa âh u figan ile iklimi… Ne diyeyim bilmem ki?

Hayatın kimi zaman yıldıran, kimi zaman boğan tecrübeleri olarak görülseler de bunlar, kaçınılmaz bir hissin de taşıyıcısı konumundadırlar. Kahramanımız Âdem, içimizde. Herkesin kahramanı kendi içinde ve kendi efsanesini arama telaşına düşmüş durumda. Ve her insan bir seyyah. Kendinden yine kendine doğru seyahat eden…

Sevdiğini söylemeyen, “Aşığım…” diyemeyen, sadece, “Yakın buldum…” demeyi bilen biri, nasıl uzanır sevgiliye bir çakıl taşına uzanır gibi? Aşk algısı ve sevgi dünyasının da değişimi, inceden bir dille ve biraz da içerleyerek bu duruma konu ediliyor romanlarda.

Ölümü, aşkı, tesadüfü çıkarırsanız ne anlatacaksınız?

Mehmet Önal Hoca, hissi yanlarımıza ince darbeler vuruyor eserlerinde. Acelecilikten, aşırıcılıktan, çabuk sıkılmaktan, endişeden, kararsızlıktan mülhem darbeler. Her şeyin aşırısı zarar, yeniden hatırlatıyor. Bazen basit sayılabilecek bir şeyde dahi mutlu olunabileceğinin. Bir bardak çayda mesela ve yanında tadına doyum olmayacak bir muhabbette. “Ata yadigârım” diyor yazar çayla beraber devam eden muhabbetler için. Acaba çay mı demlenir yoksa vakit geçtikçe tadına doyum olmayan muhabbet mi sorusunu da ekliyor hemen ardından. Aşkı yazıyor Mehmet Önal, içindeki âşığın terceme-i halini.

Su ol, suyu aş, muhîte git. Deniz ol. Katreni gör, ummâna var. Senden sana bir yol gibi. Kendinde kendini arar gibi. Ara onu. O, ol.

 

Yavuz Ertürk yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2014, 17:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13