İçindeki Güneşin Peşine Düşen Kadın: Betul Mardin

“35 yaşındayken 50’ye kadar hayatımı planlamıştım” der talihsizliklerle başlayan bir hayatı büyük bir başarı öyküsüne dönüştürmeyi başaran Betul Mardin. Peki bunu nasıl yaptı? Emine Elif Kotan yazdı.

İçindeki Güneşin Peşine Düşen Kadın: Betul Mardin

Erkek olarak doğmanın en büyük avantaj sayıldığı 1920’li yıllarda dünyaya gelmiş silik bir kız çocuğu. Doğduğunda annesine kız olduğunu söyleyemiyorlar, öyle ki göbek bağı “Mehmet” diye kesiliyor. İsmini Kur’an’dan büyükbabası seçiyor “Betûl”; Hz. Meryem’in sıfatı, “bakire” anlamına geliyor. Bu konuda çok hassas: “Keçi” anlamına gelen Betül değil, Betul. İsminin telaffuz edilmeyecek kadar zor olduğu yetmiyormuş gibi Betul herkesten farklı; gölgelerde sessizce süzülen beş yaşına kadar hiç konuşmamış bir hayalet. Bakıcısı tarafından fiziksel şiddete uğruyor, yaşıtları tarafından yalnızlığa itiliyor. Etrafındakilerin bakışlarından anlıyor, ters giden bir şeyler var kendisinde, Betul konuşamıyor! Konuşmaya geç yaşlarda başladığında, herkes gibi konuşamadığı, kekeme olduğu ortaya çıkınca hayat kolaylaşmak yerine daha da zorlaşıyor

“O yemindir beni doğuran”

Yediği dayakların etkisiyle 13 yaşına kadar itilip kakılan bir kekeme olarak devam ettiriyor hayatını. Dili bağlı, kalbi kırık bir çocuk Betul’ün. Birbirinden zor iki seçenekten birine karar vermesi gerektiğini 13 yaşında fark ediyor; ya itildiği köşelerde görünmez olacak, saklanacak, sineye çekecek ya da bu gidişatı değiştirecek.

Böyle başlıyor Betul Mardin’in başarı dolu hayatı. Değişimi seçiyor, inisiyatifi bir daha bırakmamacasına eline alıyor. Yıllarca yaşadığı istismarın, üzerinde kara bulut gibi gezdirdiği karanlık gölgesinden, kendisine uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddetin zincirlerinden kendisine bir söz vererek kurtulmaya karar veriyor. İlk çocukluk yıllarının acımasız yüklerinden bir çınar ağacının gölgesinde kendisine verdiği bir yeminle; kendisinden aldığı güçle kurtulan bir kadın Betul Mardin. O günden bahsederken şöyle diyor; “Kırılmıştım. Yaptığım hiçbir şey ailem tarafından beğenilmiyordu. Kekemeydim, boyum uzamıyordu. Çirkin ve manasız bir şeydim yani. Yemin ettim ve başardım. Ondan sonra ailem beni fark etti ve daha çok önemsedi. Herkes benimle alay ederken bir çınar ağacının arkasına gelip bir yemin verdim kendime, o yemindir beni doğuran: Benimle artık kimse alay edemeyecek, bu benimle alay ettikleri son gün olacak.”

Bu yeminden sonra dünyası değişiyor, konuşma güçlüğünü ağzında taşlarla çabalayarak yeniyor, önyargılarla herkesten daha çok çalışarak mücadele ediyor ve en önemlisi değişimin gücüne kayıtsız şartsız inanıyor.

40 yaşından sonra iş hayatı

Varlıklı bir aileden gelen Betul Mardin, hayatında maddi imkânlarının iyi olduğu zamanların yanında çok sıkıntı çektiği dönemler de yaşar. Böyle sıkıntılı bir dönemde 40 yaşından sonra iş hayatına atılarak Tercüman gazetesinde kültür sanat sayfasını hazırlamaya başlar ve üç yıl boyunca bu işi yapar. Bir süre sonra 1959 yılında ünlü tiyatrocu Haldun Dormen’le evlenerek bu işinden ayrılır. Çalışmadığı bu dönemde Dormen’in eşi olarak tiyatroda yapım, tercüme, adaptasyon, dekor gibi işlerin organizasyonunu üstlenir. Bütün bu tecrübe, ona çevresindeki olaylara yaratıcı bir gözle bakabilmeyi ve insan sarraflığını öğretir; ancak bu onun perde arkasından yaptığı bir iştir, o ise kendisini gösterebileceği sınırlarını tanıyıp aşabileceği bir işin hayalini kurmaktadır. Bir gün bir aile dostları TRT’de, gençlik ve sağlık konularında program yapımcısı ve uzmanı olmasını teklif eder. Betul Mardin, “Program yapmasını bilmem fakat zararı yok çalışırım” der ve düşünmeden kabul eder, iki çocuğundan ayrı kalmak pahasına Ankara’ya taşınır. Bu esnada BBC televizyonu tarafından açılan bir imtihanı kazanarak, Londra’da altı aylık televizyon yapımcılığı kursuna gönderilir.

Bir gün Mardin’in hayatında dönüm noktası olacak bir olay gerçekleşir, yakın dostu Ahmet Dallı kendisini arayarak tuhaf, hiç duyulmamış bir iş teklif eder. Dallı; basın, müşteri ve çalışanlarla iletişim ve ilişkilerini yürütecek birisini aramaktadır. Betul Mardin, Ahmet Dallı ile çalışmaya başlar, Halkla ilişkiler dünyasına adım atarak çok çalışır, bu alanda aranan kişi olmayı başarır. 1968 yılında İstanbul’a geri dönerek Türkiye’de bir ilk olan kendi halkla ilişkiler şirketini kurar.

Çalışmanın gücüne inandı

Betul Mardin çalışmaya ve çalışmanın yarattığı farka inanır, her şeyi en ince detayına kadar planlar, yıllarca üniversitelerde halkla ilişkiler alanını Türkiye’ye getiren ve geliştiren bir duayen olarak ders verir; genç dimağlara bilgi ve birikimini aktarır. Mardin, bütün hayatı zoru başarmaya ve yeni yollar keşfetmeye adanmış bir kadın, bir anne. Anne diyorsak iki biyolojik evlattan daha fazlasına, birçok gence yıllarca annelik, öğretmenlik, öncülük yapmış. O, “Bütün zorluklar benim için bir kamçı, kırbaç oldu, hep daha çok çalıştım.” derken, imkân olmayan yerde imkân yaratıyor. Her yolu deniyor, yürünecek yol yoksa kanatlanıp uçarak gidiyor, fakat bir şekilde hedefe varıyor. Hedefe varmış olmanın teskin edici konforuna sığınmaksızın çalışmanın gücüne inanarak yaşanan bir hayat onunkisi.

Hedefleri hiç tükenmiyor, onun için daha ötesi hep var. “Ben emin olmak istiyorum, bu meslekte iyi miyim? Türkiye’de yaptığım işi dışarıda da layıkıyla yapabilir miyim?” diyerek sürekli kendisini sınava çekiyor ve bir adım öteye taşıyor. Başarılarla dolu bir hayatı, her bir zorlukla zekice ve yılmaksızın mücadele ederek ilmek ilmek örüyor. Olmayanı oldurmak, yapılmamışı yapmak, yeni kapılara yeni anahtarlar bulmakla geçiyor ömrü. Geçmişi ve kendisiyle kurduğu müthiş bağları muhafaza etmesi, konuşmak nimetinin kıymetine vâkıf olması, iletişime olan katkılarında büyük bir rol oynuyor muhakkak.

Betul Mardin; her türlü yeni fikir ve serüvene kapı aralayabilecek dünya algısı, çağının ötesine geçen vizyonu ile bugün bile gençlerin nefesini tutarak dinlediği, sembolik sermayeleri aşan diplomasız bir üniversite hocası, güçlü bir kadın, bir stil ikonu. Kendine ait, akıllarda yer etmiş, sabit fakat sıradanlaşmayan bir tarzı var; yukarıdan topuz yapılmış ak saçlar, baston, gözlük ve cepli pantolon. Siluetini görmek bile “İşte Betul Mardin” demeye yetiyor. İlk halkla ilişkiler derneği Şimdilerde 90 yaşında olan Betul Mardin’i monotonluktan kendisini uzak tutma cesaretini gösteren nadir biri olarak tanımlamak mümkün. O konuşamayan, konuştuğunda dili birbirine dolanan kız çocuğu, bugün Türkiye’de halkla ilişkiler alanında yapılmış ve yapılacak her işin mimarı ve yapıtaşı olmayı başarmış bir öncü olarak tanınıyor. İlk halkla ilişkiler derneğini kurduktan sonra, “Ben bu işi Türkiye’de yapıyorum ama acaba dışarıda da yapabilir miyim?” diye merak ederek yurtdışına gitmeye karar vermesiyle yolculuk başlıyor.

İlerleyen yaşına rağmen ders vermeye devam ediyor

Sonrasında Türkiye’ye dönerek, “Biz neden Türkiye’de de kuma gömülmüş yaşıyoruz?” diyerek mesleğini uluslararası platformda Türkiye’yi temsilen toplantılar ve programlar gerçekleştirerek icra ediyor. Ülkelerin komşularıyla geçinmelerinde halkla ilişkilerin öneminin farkına varıp Türkiye’yi temsilen gerçekleştirdiği ses getiren çalışmaları sonrasında, üye olduğu uluslararası kuruluşlarda bazı ülkelerin üyelerinden baskılar görmeye başlamasına rağmen pes etmeyerek ve Türkiye’nin P&R anlamında ilk uluslararası açılımını bizzat kendisi gerçekleştiriyor.

Betül Mardin, en karanlık yıllarında kendi tabiriyle içindeki güneşten ilham alarak verdiği bütün kararlarla başarı hikâyesini büyütüyor, bu hikâyeyi her attığı adımla bir nevi destanlaştırıyor. İleri yaşına rağmen hayattan elini eteğini çekmeden hâlâ evinde ders vermeye devam eden bu güçlü kadından öğrenilecek çok şey var. Büyük bir yaşam enerjisi ve yeni şeyler öğrenme azmiyle dolup taşan Mardin ile günün birinde bir İstanbul Modern sergisinde yahut bir üniversite koridorunda karşılaşabilirsiniz. İşte o zaman yüzüne iyice bakın; o, başarı, azim ve inancın bir kadında vücut bulmuş hali.

Emine Elif Kotan, “Güneşin Peşinden Giden Kadın Betul Mardin”, Bilimevi Kadın dergisi, Ekim-Kasım-Aralık 2017, Sayı 3.

Güncelleme Tarihi: 07 Haziran 2018, 13:09
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6