İçimizin sesi Ramazan Dikmen!

Ramazan Dikmen'i bir de Mustafa Aldı kaleme aldı. Atasoy Müftüoğlu ile mektuplaşmasından hareketle hatırlatıyor Dikmen'i..

İçimizin sesi Ramazan Dikmen!

Her tanışıklığın bir hikâyesi vardır. Benim de 10 Nisan 1997'de vefat eden öykücü Ramazan Dikmen'le tanışıklığımın hikâyesi Haksöz'de (Sayı: 81 - Aralık 97) yayımlanan bir alıntı mektupla oldu. Mektup Atasoy Müftüoğlu'na yazılmıştı.  Dergi mektubu hem onu rahmetle anmak, hem de mektubunda dile getirdiği samimi duygu ve düşünceleri aktarmak amacıyla, alıntılamıştı.  Elbette onun öncesinde de okuyordum onu. O mektuptan sonra daha dikkatli okumaya başladım Dikmen'i. Geç gelen tanışıklığa sebep olan mektubu alıntılamak istiyorum burada.  

 

 Allah, Akibetimi, Akibetimizi Hayretsin.”

 

“Sevgili Ağabeyim,

 

Güzel mektubunuz, yanında gönderdiğiniz kitap için pek çok teşekkür ederim. Mektubunuzu hemen cevaplayamadığım için affınızı dilerim.

 

Ağabey, dualarınızdan çıkmadığımı bilmek şu günler başlıca teselli kaynaklarımdan biri. Her zaman dualarınızda olmak, ben hayırsız kardeşinizin yegâne dileğimdir.

 

Ağabey, ah ağabey, halimi anlayabilecek tek insan herhalde sizsiniz. Hebâ olmuş, kaybedilmiş koskoca bir kırk yılın muhasebesini yapmak, -hele benim durumumda bir insan için- tam anlamıyla dehşet verici. Meğer bize gösterdiğiniz, yana yana, yangınlı çığlıklarla işaret ettiğiniz istikametlerden ne kadar ayrı yollara sapmışız. Düşünüyorum: İkisi de ümmî olan rahmetli babam, annem bana hangi niyetlerle, hangi temel eğitimleri aldırmaya çalıştılar; ben nasıl bir hayat doğrultusu tutturdum. Ben onüç yaşında hıfzımı ikmal etmiş bir insandım Ağabey -rahmetli ebeveynim, onların duaları, gözyaşları, ihtimamları sayesinde- Bunları yazarken içim yanıyor. İçim kanla doluyor. Sırtımda verilemeyecek hesapların, ödenemeyecek hakların ağırlığını duyuyorum Ağabey. Yoksul halkın dişinden tırnağından arttırdıklarıyla yaptırdığı İmam-Hatip okullarında okutulduk biz Ağabey. O okulları bizim için açan halkın derinlerdeki ifade edilmemiş beklentisi herhalde bizim bugün içinde bulunduğumuz konumlar değildi. Bana öyle geliyor ki, halk bizim bürokrat, kaymakam, müfettiş olmamızı değil, Mahmut Bayram, Celalettin Ökten olmamızı istiyordu. Bizse, Müslüman halkın bu safiyane, bu halisane niyetlerine ihanet ettik. Bundan ağır hesap olur mu Ağabey!

 

Dua edin Ağabeyim, -kendi adıma- kayıplarımı kısmen de olsa telafi edebilecek imkân bahşetsin Rabbim bana. Allah, akibetimi, akibetimizi hayretsin. Hürmetle ellerinizden öpüyorum. Allah'ın selam ve bereketi sizinle olsun.”

 

Dikmen'le Yolları Kesişenler

Edebiyat hayatına 1974'te Akşam gazetesinde yayımlanan bir öyküsüyle başladı. Hasan Aycın, Ahmet Şirin, Ömer Lekesiz ve Yusuf Ziya Cömert ile birlikte Kayıtlar dergisini çıkardı (45 sayı, 1990- 1995). Ömer Lekesiz bu dergi serüveninin Ramazan Dikmen'le kesişen yönlerinden bir kısmını Nurettin Durman'a şöyle anlatmıştı: “Mavera kapanınca Hasan Aycın'ın da desteğiyle Yusuf Ziya Cömert, Ahmet Şirin, Ramazan Dikmen bir araya gelip Kayıtlar dergisini çıkardık. Yüksek perdeden konuşup yazıyor, siyasetle edebiyatı buluşturmaya çalışıyorduk. Sonra da yazdıklarımızla oturup dalga geçiyorduk: “Siz kimsiniz, kardeşim diye sorsalar, bizler kitabı olmayan yazarlarız deyip boynumuzu bükeriz” diyorduk. Gençtik, bıçkındık, ateşliydik, radikaldik... Tüm bunlardan olmalı, merhum Ramazan Dikmen'le ters düşüp, çıkış sermayesini kendim oluşturduğum Kayıtlar dergisinden 7. Sayıda ayrıldım. Kayıtlar, Yusuf Ziya Cömert'in yönetiminde devam etti ama ben yazmadım.” Gerçekten de Ramazan Dikmen, sahih edebiyat düşüncesinin yılmaz bir savunucusudur. Çünkü o,  evrensel İslam ailesinin yaşam ve dünya anlayışının temsilcisi olan bir yazardır. Ramazan Dikmen "Kıyıya Vuranlar" ıyla Türkiye Yazarlar Birliği 1997 Hikâye Ödülü'nü kazandı.

 

İronik Öyküler Toplamı

Rasim Özdenören dün yani 9 Nisan'da Yeni Şafak'ta yazdığı 12 yıl sonra: Ramazan Dikmen  başlıklı yazısını şöyle noktalıyordu: “Az, fakat kaliteli ürünleriyle öykü dünyamızda kendine özgü yerini aldı. O dünyanın içi içine sığmayan zarif figürlerinden biriydi. Taşıdığı birikimin yakın tanığı olan biri sıfatıyla diyorum ki, ömrü elverseydi o birikimden daha nice ürünler çıkardı! Kendini deneyen, denediklerini kâğıda geçirmekte acele etmeyen bir mizacı vardı.” Az yazan Dikmen'in bütün öyküleri Muhayyer adlı tek kitapta toplanarak vefat yıldönümünde okura sunuldu. Bu bence tam bir kadirşinaslık örneğiydi. Onun öykü toplamı hakkında Ömer Lekesiz şunları ifade ediyor: “Muhayyer'deki öyküler, birebir yazarının dünya görüşüyle örtüşen, en özel / öznel konuların bile sosyal ve siyasal bağlamlarıyla birlikte sunulduğu, ironik bakış açısının hâkim olduğu, dilsel ve teknik işçiliğin olmazsa olmaz bir şart olarak benimsendiği öyküler olarak iyi okurlar, iyi öykü yazmaya çalışanlar tarafından mutlaka okunmalıdır.” 

 

Denemenin Gücü

10 Nisan 1997'de vefat eden Dikmen'in öykü ve yazıları Aylık Dergi, Mavera ve Kayıtlar dergileriyle Selam gazetesinde yer aldı. Öykü kitapları dışında denemeleri, günlükleri ve mektuplarından oluşan "Tükenerek Çoğalmak"(2004) isimli kitabı Hece Yayınları tarafından yayınlandı. Gözlemleri, cana yakınlığı, merakı ve kuşkuculuğuyla öne çıkıyor bu denemeler. "Edebiyat ve Düşünce", "Günlükler" ve "Mektuplar" olmak üzere üç ayrı bölümden oluşan kitapla yazarın fikri ve edebi eğilimlerini çözümlemek mümkün. Özellikle denemeleri  edebiyat  dünyasına ışık tutar nitelikte. Zaten Dikmen'de denemenin insan zihnini en doğrudan etkileyen yazınsal türlerden biri olduğunu düşünüyor: "Bir düşünceyi anlatacak ve haklı çıkaracak malzemeleri en üst verimle kullanabilmek için akla yakın yol herhalde deneme yazmak olmalıdır. Çünkü denemenin bu alandaki olanakları geniştir. Zaten denemenin gücü, etkinliği de sanırız buradan geliyor. Kitaba adını veren Tükenerek Çoğalmak yazısında ise Dikmen içerik olarak zayıf olan ve hacimce de bir formayı aşmayan ve ekseriya taşrada yayınlanan edebiyat dergilerini ele alıyor ve bu çoğalmanın edebi anlamda 'azalma'ya yol açtığını anlatıyor. Günümüzde çok  tartışılan taşra/merkez edebiyat dergiciliğine bu denemenin ışığından yararlanılarak da bakılabilir. Divan edebiyatına bakışında ise Mehmet Akif'le paralel düşündüğü noktalar vardır Dikmen'in.Profesoral edebiyata bakışı ise akademi/edebiyat ilişkileri noktasında farklı bir pencere açıyor.  

 

John Kennet Galbraith'in "İktidarın Anatomisi" isimli bir çeviri kitabı da Hece Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Belki bu çeviri iktidarı dönüştürecek olan bir iradenin kendi değerlerinin kültürünün oluşması zorunluluğuyla ilişkilidir. Ve bu değerlerin, bu kültürün oluşturulma görevini yüklenen yazın türü olarak denemelerinden çevirisine de bir yol bulabiliriz.

 

Ramazan Dikmen'in farklı dönemlerde kaleme aldığı öykü ve yazılarının derlendiği Muhayyer ve Tükenerek Çoğalmak adlı kitapları tekrar tekrar okunmayı ve üzerinde düşünülmeyi bekliyor.

Yazımı Atasoy Müftoğlu'nun hem şahitlik hem de dua makamında olan cümleleri ile noktalamak istiyorum:

 

“Ramazan Dikmen denilince benim aklıma ve kalbime, hakikilik ve içtenlik geliyor, yalın bir doğallık geliyor, duruluk geliyor.

 

Sevgili Ramazan Dikmen'i derin ve büyük bir özlemle, rahmetle anıyorum.”

 

Mustafa Aldı yazdı

Yayın Tarihi: 12 Nisan 2009 Pazar 19:31 Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 09:38
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
nurettin durman
nurettin durman - 12 yıl Önce

sultanahmet camiinin ayasofya'ya bakan kapısının bitişiğinde külliyenin bir bölümü vardır. o zamanlar pınar yayınlarının yeri gibi kalmış aklımda. ramazanda orada iftar verilirdi. hasan aycın mı organize ederdi yoksa kayıtlar dergisinin miydi ne! beni ve süleyman çeliki mutlaka davet ederlerdi. orada ankaradan gelen ramazan dikmen ve ahmet şirin ile her defasında muhakkak bir sohbet halkamız olurdu. dört kişilik bir halka. allah rahmet eylesin. biz mutlu olmuş olarak üsküdara dönerdik. eyölüm

y a
y a - 12 yıl Önce

hece dergisinden tanımıştım kendisini. daha önce ne yazık ki hiç duymamıştım. sanırım hece'nin çok eski sayılarında kendisi için özel dosya vardı. güzel insan. güzel öykülerin yüreği...

irfan
irfan - 7 yıl Önce

10-12 yaşların saflığı ve o güzel insanın derinliği. Dizinin dibinde olmayı nasib eden rabbe her zaman şükür vesilesi kıldığım güzel adam. Ölümünü öğrendiğimde senin bana öğrettiğini söyleyerek sabrettim."Dönüş ancak O'nadır" diyordun.Ahirette buluşmak en büyük dualarımdandır. Mekanın cennet olur Rasulullaha(sav) komşu olursun inşallah.

banner26