banner17

İbnu'l Heysem: Bize görmeyi gösteren adam

Optiği 'görme bilimi' olarak tasarlayan bilim adamıdır İbnu'l Heysem. Artık bütün dünyada 'Optiğin Babası' olarak anılmaktadır. Kitabı 1100’lü yıllarda 'Alhazen’in Optik Hazinesi' başlığı altında Latinceye çevrilmiştir. Mehmet Ali Başaran yazdı.

İbnu'l Heysem: Bize görmeyi gösteren adam

İnsan ne acayip bir canlı! Dünyada ondan daha meraklısı var mı?

Üstelik insan merak etmekle kalmıyor, etrafında ne varsa kurcalıyor ve anlamaya çalışıyor. En başta da kendi muhteşem vücudunu tanımaya çalışıyor.

İnsanlık tarihi neyin nasıl olduğunu anlamaya çalışmanın tarihidir. İnsan’ı anlamak, tabiatı anlamak, hayatı anlamak… Bilim insanları, çağlar boyu süren bu anlama çalışmalarından yararlanarak yeni yeni buluşlar ortaya koymuşlardır. Daha sonraları, bu buluşlardan yola çıkılarak çok önemli araç gereçler icat edilmiştir.

Optiği “Görme Bilimi” olarak tasarladı

Haydi gelin, bilim dünyasında iz bırakan büyük bir âlimle tanışalım. Adı: İbnu’l Heysem. Tam adı, açık söylemek gerekirse, biraz uzun! Size Arapça bir tekerleme gibi gelebilir: “Ebu Ali Hasan bin el-Hasan İbn-i Heysem.” Yaygın bir üne sahip olduğu Batı’da ‘Alhazen’ adıyla biliniyor. (Batılılar onun ilk adı ‘El-Hasan’ı böyle okuyorlar.)

965 yılında Basra’da (Irak) doğdu. Bağdat ve Kahire gibi, devrin ilim ve kültür merkezlerine seyahatler yaparak öğrenim gördü. Paraya ve makama değil, ilme ve araştırmaya önem veren İbn’ul Heysem pek çok bilim dalında eserler vermiştir. Son derece üretken bir bilim adamı, araştırmacı ve yazardır. 100’e yakın eseri olduğu rivayet edilir. Bunlardan 55 tanesi günümüze ulaşabilmiştir. En önemli eseri fizik bilimi ile ilgili olan, ışık ve görme konularını inceleyen “Kitabül Menazır” (Optik Kitabı)’dır. Bu çığır açıcı kitap İbnu’l Heysem’i bilim dünyasında meşhur etmiştir. Optiği “Görme Bilimi” olarak tasarlayan bilim adamıdır o. Artık bütün dünyada “Optiğin Babası” olarak anılmaktadır. Kitabı 1100’lü yıllarda “Alhazen’in Optik Hazinesi” başlığı altında Latinceye çevrilmiştir. İbnu’l Heysem’in başyapıtı 1500’lü yıllara dek üniversitelerde ve ilim merkezlerinde temel eser olarak okutulmuştur. İbnu’l Heysem’in başlıca eserleri Latincenin yanı sıra İtalyanca, İbranice ve İngilizce’ye çevrilmiş, yararlanılması için insanlığın hizmetine sunulmuştur.

İbnu’l Heysem’e kadar bilimsel bilgiler, deney ve gözlem ile ispat edilmeden, öylece kabul edilirdi. Bu durum sorun oluştururdu. Çünkü böylesi bilgilere güven olmazdı. Sağlam ve kesin değildiler. İbnu’l Heysem, deney ve gözlem yapmanın şart olduğunu kabul etmiş ve kabul ettirmiştir. Günümüzde deneye ve gözleme dayanmayan bilgiye bilimsel bilgi demek mümkün değildir. İbnu’l Heysem, bilimin bu temel ilkesini yüzyıllar öncesinden ortaya koydu ve öncü oldu. İbnu’l Heysem, bugün anladığımız anlamıyla ilk bilim adamıdır. Nitekim ünlü Amerikalı yazar Brandley Steffens, 2006 yılında yayımlanan ve İbnu’l Heysem’i anlatan kitabına şu ismi uygun görmüştür: “İbnu’l Heysem: İlk Bilim Adamı”

Bir ömür boyu ışığın peşinde koştu

İbnu’l Heysem çalıştığı alandaki bütün kaynakları incelemişti. İlgilendiği konulara hâkimdi. Bununla birlikte, herkes tarafından kabul gören bilgileri sorgulamaktan da geri durmuyordu. Onun zamanında insanın nasıl gördüğü şöyle açıklanmaktaydı: Gözden çıkan ışınlar nesnelere ulaşıyor ve görme olayı gerçekleşiyor.

İbnu’l Heysem, sorgulamalar ve araştırmalar sonucunda gerçeğin, kabul edildiği gibi olmadığını kanıtladı. Göz, nesnelerin yolladığı ışınları algılayarak görüyordu. Bu, o tarihten bu yana muazzam etkiler doğuran bir buluştu.

İbnu’l Heysem bir ömür boyu ışığın peşinde koşmuştur. Arayışlar içinde sayısız kez denemiş ve nihayet bize görmeyi göstermiştir. Dahası var: Görüntüleri bir yerden başka bir yere aktarmak… Bu nasıl başarılabilir?

Karanlık Oda”, “Aydınlık Sonuç”

İbnu’l Heysem yine ve yeni bir deney için kolları sıvamıştı. İçine hiç ışık sızmayan, karanlık bir oda hazırladı. Ardından, odada küçük bir delik açtı ve ışığı duvara yansıttı. Karanlık bir odadaki küçük bir delikten bir resmin başka bir zemine yansıtılmasının yolunu buldu.

Bugün hayatlarımızda fazlasıyla yer bulan fotoğraf makinesi ve kamera İbnu’l Heysem’in bu buluşundan yola çıkılarak keşfedildi. Sinemaya gittiğimizde, beyaz perdeye yansıtılan görüntüde İbnu’l Heysem’in hatırası da görülebilir.

Bilenler bunu görebilir: Tarih boyu araştırmaktan bıkmayan, çalışmaktan yorulmayan bilim insanlarının gayretleri birbirine eklenir. Bir buluş, bir sonraki buluşa kapıları açar. Hayaller kuran ve hayallerinin peşinden yılmadan koşanlar, kapıları açarlar. İnsanlık ailesi, sahip olduğu imkânları o kapılardan geçerek elde etmiştir.

Bugün, hareketsiz görüntüleri kaydedebildiğimiz gibi, hareketli görüntüleri de kaydedebiliyoruz. Görüntüleri saklayabiliyor, sevdiklerimize armağan edebiliyoruz. Üstelik bunu ceplerimize kadar sığdırdığımız telefonlarımızla bile yapabiliyoruz. Nereden nereye!

Deli mi bu adam?

İbnu’l Heysem’in başarısız olduğu bir deneme sonunda başını fena halde belaya soktuğunu biliyor muydunuz?

İbnu’l Heysem’in matematikçi olarak ün yaptığı zamanlar… Nil nehri kıyısına kurulan Kahire şehri, nehrin taşması sonucu her sene zarar görmektedir. İbnül Heysem, Nil nehri üzerine baraj yaparak bu sorunun çözülebileceğini iddia eder. Matematik ve mühendislik bilgisine güvenmektedir. İddialı laflar etmiştir. Bu laflar Mısır sultanının kulağına gider. Sultan, kendisini başkent Kahire’ye davet eder. İbnül Heysem Mısır’a gelir, projesini Sultan’a sunar ve desteğini alır. Bir heyetle birlikte Nil Nehri’nde seyahat eder ve incelemelerde bulunur. Ne var ki iş uzaktan göründüğü gibi değildir. Evdeki hesap çarşıya uymaz. İbnu’l Heysem çok geçmeden, bu işin altından kalkamayacağını anlar. Planlarını hayata geçiremeyecektir. Sultan’a verdiği sözü yerine getiremeyecektir. Zor durumda kalmıştır ama daha da kötüsü vardır. İbnu’l Heysem bunu Mısır’a geldikten sonra öğrenir. Mısır’ın Sultan’ı, sağı solu hiç belli olmayan bir adamdır. İbnu’l Heysem, özür dilese de, af dilese de Sultan’ın tepkisi ve vereceği ceza çok sert olabilir. Hayatından ve geleceğinden endişe eden İbnu’l Heysem, çareyi deli numarası yapmakta bulur. Böylelikle idam gibi ağır bir cezadan kurtulacaktır. Nitekim öyle de olur: Çlüm ve benzeri ağır bir cezaya çarptırılmaz.

1011 yılında, deli olduğu kabul edilen İbnu’l Heysem’in ev hapsine karar verilir. İbnu’l Heysem, Sultan’ın ölümüne kadar 10 yıl boyunca tek başına bir evde, hapiste kalır. Gerekli anlarda deli numarası yaparken, kapandığı yerde harıl harıl çalışmalarını sürdürür. İbnu’l Heysem burada gayet verimli bir çalışma dönemi geçirir. Bu çalışmaları bilim tarihinde dönüm noktası olarak kabul edilecektir. İbnu’l Heysem tüm zamanların en büyük fizikçilerinden biri olacaktır. O bir deli değildir. Ama büyük bir tutkuyla, deli gibi çalışmıştır.

 

Mehmet Ali Başaran yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2015, 15:37
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20