banner17

Hüzünlü birer Kırım türküsüdür eserleri

Vatan denen ananın yaslı sinesinden kopan bir gülün hikâyesiydi Cengiz Dağcı’nın hikâyesi..

Hüzünlü birer Kırım türküsüdür eserleri

 

Ben uzaktaki kardeşlerimizden iki Cengiz’e hayrandım. Bunlar aramızdan sessizce ahiret yurduna sefer eden Kırgızistanlı yazar Cengiz Aytmatov ve KırımCengiz Dağcı’ydı. Bu iki yazar da zor bir dönemde kendi öz kültürlerini yücelten eserler ortaya koymuşlardı. Cengiz Dağcı’yı, Aytmatov’dan ayıran en önemli özellik tüm eserlerini Türkçe yazması ve Türkçeyi ön planda tutmasıydı.Cengiz Dağcı, Korkunç Yıllar

Kaybedilen bir vatanın ağıdıydı

Cengiz Dağcı, Anadolu sınırları dışında yaşamış fakat Anadolu’da yaşayan birçok insandan daha fazla Türkçeyi yaşamış ve yaşatmıştır. Bu noktada “bir milletin dili ölmedikçe o milleti kimse öldüremez” sırrının bir tecellisi olarak bizim olan, bizden bir parçayı anlatan eserler ortaya koymuştur. Onun kaleminde canlı bir tarihin izi, onun kaleminde silinmez acıların ve kaybedilen bir ülkenin canlı tasvirleri vardı. Vatan denen ananın yaslı sinesinden kopan bir gülün hikâyesiydi Cengiz Dağcı’nın hikâyesi.

Bilmeyenler için söyleyeyim, Cengiz Dağcı’nın hayatı bizzat romandı; talihsiz bir zaman diliminin üstüne çöken, bizi biz olmaktan alıkoyan, sanki kalbimizi yerinden söken bir zulmün, Rus ve Bolşevizm zulmünün ve de bir dünya harbinin ağırlığı vardı onun üzerinde. O, öksüz kalmış bir coğrafyanın ve ayak oyunları ve zoraki göç ve sürgünlerle elden alınmaya çalışılan bir vatanın bizim olduğunu, her taşında bize ait bir değerin olduğunu haykırmıştır dünyaya. Dün, Kırım hanlarının kılıçlarının parıltısından nasıl ki Rus knezlerinin gözleri kamaştıysa, Cengiz Dağcı’nın kaleminden de Sovyetlerin ruhsuz ve vicdansız yöneticilerin gözleri kamaşmıştır.

Cengiz Dağcı kaybedilen bir vatanın ağıtıydı. Cengiz Dağcı, Kırım'ı bize sevdiren adamdı. Cengiz Dağcı uzaktaki kardeşlerimizi bize yaklaştıran adamdı. Kendi coğrafyasında Kırım tatarlarına yapılan işkencelerin, zulümlerin birer vesikası, birer canlı şahidi eserlerin yazarıydı.

Bir gecede toprağından koparılıp hayvanların bile taşınamayacağı tren vagonlarında Sibirya’daki kamplara ve bilinmeyen nice yerlere zorla göçürülen ve sorgusuz bir şekilde kurşuna dizilenlerin, mazlum Türkistan halklarının, Kırım Tatarlarının yükselen çığlığıydı Cengiz Dağcı.

O, Kırım’ın tarihini, cansız toprağı vatan eden kimyayı derlemişti satırlarında

Cengiz Dağcı, Yurdunu Kaybeden AdamKitaplarını Türkiye Türkçesiyle yazan Dağcı Türkçeden kopmamış, bir nevi Gaspıralı İsmail Bey’in "dilde fikirde işte birlik" ilkesini uygulamıştı. “Türkçe bana anamın konuştuğu dil” diyerek eserlerini Türkçe yazmıştı. O, Kırım’ın tarihini, cansız toprağı vatan eden kimyayı ve Türklüğün gür haykırışını derlemişti satırlarında. Yurdunu Kaybeden (bir) Adam’ın çilesini Korkunç Yıllar’ın pençesinde anlatır.

Bu iki eser Ziya Osman Saba’nın ve Yaşar Nabi Nayır’ın çabalarıyla yayınlanır. Yazar, kitabında düzeltmeler yapan Ziya Osman için “ütüledi” tabirini kullanarak memnuniyetini belirtir. Cengiz Dağcı Korkunç Yıllar isimli eserini Yaşar Nabi’ye gönderdiğinde mektubunu şu cümlelerle tamamlamıştır: “Elhamdülillah Türküm, Müslümanım ve bu notlarımda yazdığımın hepsinde hakikat olduğuna yemin ederim.”

Kitaplarını el yazısıyla yazan, sonra daktilo eden yazarımız İngilizce ve Lehceyi bilmesine rağmen hep Türkçe yazmıştır. O, Türkçenin anne sütü kadar temiz ve bir o kadar da asil damarından beslenmiş, ruhumuzu onun yıldızlarıyla donatmıştır. Maalesef Yaşar Nabi sonrası Varlık Yayınları yazarımızın eserlerini “sağcıdır” diyerek basmamış; külliyatı Ötüken Neşriyat etiketiyle okurla buluşmaya devam etmiştir.

Yazarımız İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye gelip yerleşmek istemiş; ne yazık ki bu isteği kabul edilmemiştir. O dönemde sadece yazarımız değil, birçok Kırım Türk’ünün bu talebi geri çevrilmiştir.

Cengiz Dağcı

Tatlı ve akıcı bir üslupla okuyucuyu sıkmadan yazan ve merak duygusunu diri tutan yazarımız, eserlerinde, hiçbir insana reva görülemeyecek, insan olan kimsenin dayanamayacağı zulümlerin esir Türklere nasıl uygulandığını ve bir milletin geçmişinin nasıl silinmeye kalkıldığını gözler önüne sermiş ve de milli şuurun diriltici nefesini ruhumuza üfleyerek bizi her zorluğa karşı dimdik ayakta durmaya ve yıkılmamaya çağırmıştır. Sosyal romanlar olarak adlandırabileceğimiz romanlarla bir nevi Kırım Türklerinin sosyolojik tahlillerini yaparak kültürel zenginliklerini ortaya sermiştir.Cengiz Dağcı

Cengiz Dağcı, aslını inkâr etmenin popüler olduğu bir aydınlar dünyasının ortasında o kendi öz kimliğine sahip çıkmış ve milletin bölünemez, parçalanamaz olduğunu şu ifadelerle anlatmıştır: “Bize Tatar diyorlar. Çerkez, Türkmen, Kazak, Âzerî, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabudî, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan. Deniz parçalanamaz. Biz Türk Tatarız. Bunu senin kalbinin bildiği gibi her Başkırt, her Kırgız, her Kazak’ın da kalbi bilir. Kalbinin hisleriyle hareket et.”

Vatanından ayrıldığından beri hiç Kırım'a gitmeyen Dağcı’nın kaderi gurbetle yazılmış

Aynı zamanda şair olan ve edebiyata şiirle başlayan Cengiz Dağcı, gazetecilik yaptığı bir dönemde Kırım halk şiirlerini ve Kırım folkloruna ait eserleri tanıtmayı amaçlamıştır. Şiirlerini 1936 yılında gençlik dergisinde yayınlamaya başlayan Cengiz Dağcı, 1938 yılında Akmescit Pedagoji Enstitüsü’ne kaydolmuş, ikinci sınıfta orduya alındığı için okulunu yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Almanlarla Ruslar arasında çapraz ateş arasında kalan Kırım Türkleri “aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık” denebilecek bir durumda ve kırk katır mı kırk satır mı zulmünü aratmayacak bir zulmün ortasında kalakalmıştır. İlk önce Sovyet ordusunda savaşmış, esir düştükten sonra bir bağımsızlık ve kurtuluş ümidiyle Alman ordusunda savaşmış olan yazarımız, kendisinin olmayan bayraklar için savaşmanın ıstırabını yaşamıştır.

Cengiz DağcıCengiz Dağcı, hayatın bin türlü acısını tatmış, bizzat tecrübe ederek yaşadığı şeyleri yazmıştır. 1946’da Londra’ya yerleşen Cengiz Dağcı, burada da çok büyük zorluklar yaşamış, en vasıfsız en zor işlerde çalışarak hayatını devam ettirmeye çalışmıştır. Bu arada da yazmaya devam etmiş, kalemi elinden bırakmamıştır. Hayattaki en büyük destekçisi, savaş sırasında Polonya’da tanıştığı ve evlendiği Regina Hanım’dır. 1988 yılında kaybettiği hayat arkadaşının hatıralarını hep aziz tutmuştur.

Vatanından ayrıldığından beri hiç Kırım'a gitmeyen yazarımızın kaderi gurbetle yazılmıştır. Kırımlılara yapılan zulümleri anlattığı eserler her vatan evladının bulup okuması gereken eserlerdir. Memleketi olan Kızıltaş’tan ayrı geçen yetmiş yıldan sonra cansız bedeni vatanın toprağına bembeyaz kefene sarılı bir şekilde getirilirken belki içindeki közlenen ateş yeniden harlanmış, belki de içinde dinmeyen o vatan sızısı bir nebze olsun dinmiştir. Bu kubbede hoş bir seda bırakıp giden yazarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

 

Mehmet Baş yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2017, 11:40
YORUM EKLE
YORUMLAR
ayse gönyeli
ayse gönyeli - 6 yıl Önce

sayın yazara teşekkür ediyorum. cengiz dağcı gibi bir insanı tanıtmak hem de mükemmel bir üslüpla ancak böyle olur. güzel yazılarını bekliyoruz hocam...

banner8

banner19

banner20