Hüsnüyusuf çiçeği insana bir şey söyler

Babası Necmettin Turinay’ın adını koyarken, onun yeryüzünde dolaşan, sadece ehlinin tanıyıp bileceği esmer bir yıldız olacağını ummuş olmalı. Mehmet Aycı yazdı..

Hüsnüyusuf çiçeği insana bir şey söyler

Elinde otuzüçlük tespih, sigarası çakmağı ceketinin cebinde, kumaş pantolon giyer, gömleğinin bir düğmesi açık, sıradan…

Yüzü incelikler çalığı, içinde yaşanmışlıklardan bir incelikler ormanı, surat asarken bile tuhaf bir gülümseme yayılır evrene, sıra dışı…

Şehrin uğrak mekânlarında, çay ocaklarında, kitapçılarda efkârlanır gibi oturur, hasbıhal eder, gençlerle genç, çocuklarla çocuk olur; sıradan…

O mekânlarda, çocukla çocuk, deli ile deli, çılgınla çılgın olurken, satır aralarında, sözlerin kıvrımlarında, tam perdesinden ruha işleyen, kanı alevlendiren bir şeyler söyler, sıra dışı…

Gündelik siyasetten, havadan sudan, ekonomiden terörden konuşur, dünya ahvaline dair hükümler çıkarır, tespitler yapar; sıradan…

Tespitlerinde ve hükümlerinde bütüncül bir bakış, evrensel bir kuşatmacı yan vardır, Hazreti Âdem’in dizlerinin dibinde ders almış gibidir, gelecek nesillerin bilgelerinden, filozoflarından, aykırı ve uçuk filozoflarından bir şeyler katar gibidir söylediklerine; sıra dışı…

Eskiyi, eski/iyiyi iz sürdüğü kadar yeniyi, yeni/iyiyi de takip eder

Necmettin Turinay, konuşurken, esleri, kekemeliği, sözü hani, soğuk suyu içerken içine bir tutam çam yaprağı, ne bileyim kır çiçeği açarak yahut süzerek içmek gibi bir şeydir, hakikatin muhatabında çarpıntı yapacağını bilir.

Bilmeseniz, Afyonlu değil de, Kırşehirli, ne bileyim Kozanlı bir abdalla karşılaşmış gibi hissedersiniz kendinizi. Az önce çadırından çıkmış, üstüne başına çekidüzen vermiş, davulu çadırın direğine asmış, kazıktaki atmacayı okşayıp öyle kente gelmiş gibi bir intiba uyandırır. Oysa kent soylu olmasa da iliklerine kadar kentlidir. Sureta abdala benzer benzemesine de içindeki abdal Hacı Bayram’ın müridi olan abdaldır daha çok…

İlk kitabını çok erken okumuşluğumuz vardır, gelenekçi olduğu kadar yenilikçidir de… Eskiyi, eski/iyiyi iz sürdüğü kadar yeniyi, yeni/iyiyi de takip eder.

Hadi, Adülhak Şinasi Hisar doktora tezi, ona sevgisini gündüz yaptığı işten ve gece gördüğü düşten anlarız; bir Şeyh Galip ve Akif meftunudur. Bu meftunluğu herkesin ağzında olduğu gibi sıradan değildir, sadece okumakla, düşünmekle kalmamış, her iki şahsiyetin uzmanı olacak kadar derinlik kazanmıştır.

Kepenek altında er yattığını, hangi viranelerde kim bilir ne definelerin saklı olduğunu bilir

Turnayı hem gözünden, hem kanat vuruşundan tanır.

Nezaketlidir, nezaketi hakikati söylemesine hiçbir vakit mani olmaz.

Hayatın merkezine neşeyi değil hüznü koyar.

Gözlerinin dolduğuna, kirpiklerinin nemlendiğine, ürperdiğine, hayretinin ve haşyetinin daim olduğuna tanıklığımız vardır.

Babası adını Necmettin koyarken, onun yeryüzünde dolaşan, sadece ehlinin tanıyıp bileceği esmer bir yıldız olacağını ummuş olmalıdır.

Yön tayininde işe yarar.

İnsanı yandan selamlamaz.

Tokalaşırken ellerini kedi patisi yapmayanlardır.

Kepenek altında er yattığını, hangi viranelerde kim bilir ne definelerin saklı olduğunu bilir; temkin ve tevekkül sahibidir.

Yüzü bir abdal yüzü… İnsana bir bozlak söyleyip beraber ağlamak hissi verir. O bozlağı söylemeseniz de söylersiniz ve beraber ağlarsınız.

İyi yol arkadaşıdır. Askerlik anısı anlatmaz. Her an’ının anı olduğunu bilir çünkü…

Mehmet Aycı yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Mart 2019, 13:17
YORUM EKLE
YORUMLAR
şevketşimşek
şevketşimşek - 7 yıl Önce

hemen hemen bütün yazılarını dikkatle okumaktayım. sıhhatli bir ömür versin rabbülalemin. amin.

banner19

banner13