banner17

Hurdacıları niçin sevmeliyiz?

Hurdacıları anlatıyor Volkan Yahşi yürekten bir dille.

Hurdacıları niçin sevmeliyiz?

Çünkü hurdacılar güzeldir! Demek ve ufaktan voltayı almak vardı ya… “Anlatmak ne kadar insani!” demek ve burada kalmak da güzel… Bu minvalde hurdacılarla ilgili size bir şeyler anlatmak niyetindeyim, konumuz hurdacılar yani.

Hani şu farklı tip arabalar kullanan, bazen o arabaları önlerinde bazense arkalarında taşıyarak, birbirlerine refakat ederek, ekmek tekneleriyle gezen, bazen büyük bazen küçük depolarda ikamet eden, genellikle bekâr odalarında gurbette, bazense şehrin varoşlarında aileleriyle yaşayan güzel amcalardan, hayret edeceksiniz ama teyzelerden de… Büyük fikirlere, karizmatik amcalara, gösterişli ve albenili diyarlara meyilli bünyeler voltayı alabilir yani. Ha bu sitenin okuru hali hazırda bu numaralara kanmayacağı için ikimiz de doğru yerdeyiz inşallah. Öyleyse kalbimizdekini zihnimizde terkip edip üç beş kelam edelim izninizle… Niyetim o ki bu değinimden sonra nerede bir hurdacı görürseniz bir dua edersiniz bu güzel insanlara.

HurdacıHurdacıları sevmeliyiz

Hurdacıları sevmeliyiz çünkü hurdacılar pek çoğumuzun arayıp da bulamadığı pek çok şeye, sadece hurdacı olmaları hasebiyle sahiptirler. Sadece ilginç eşyalar ve öyküler değil, bizim sahip olamadığımız bir nazarla bakarlar dünyaya, onların dünyası verili değildir, her an yeniden kurulur ve Nasreddin Hoca’nın desturu gibidir. Ya tutarsa… Kendinden menkul bir değerleri vardır işlerinin bu anlamda.

Örneğin hurdacılar yürür, evet biz de yürürüz, ama biz yürürken içerdeyizdir genelde, kafamızın içindeki yolda yürürüz, verili bir dünyada yani. Yollar kurgular vasıtasıyla kafamızda şekillenir ve biz a noktasından b noktasına bu kurgusal yolu takip ederek gideriz. O arada sınavda aldığımız düşük notu, son okuduğumuz kitabı, kız veya erkek arkadaşımızın hüsnü cemalini, ya da muhabbetin tuzu biberi ufak kaprislerini, tuttuğumuz takımın tutamadığımız yerlerini düşünürüz genelde. Hâsılı yürürken yitirdiğimizi düşündüğümüz vakti değerlendiririz, aslında değerlendirmişizdir de. Lakin bu yürüme sırasında düşüncelerimiz hep içerdeki referanslara göre biçimlenir, yani yol, rüzgar, kediler, ağaçlar, kaldırım taşları, çöp kutuları ıskalanmıştır, onlarla bir işimiz yoksa tabii.

Dünyadan yürüyerek geçmek

Oysa yürümek hem içerde hem dışarıda olan bir eylemdir, yürürken yüreğimiz atar, gideceğimiz menzile göre tekâmül ederiz. Yolda karşılaştıklarımızı gönlümüze ve zihnimize taşırız. Bu anlamıyla yürüme eylemi pek çok kültür ve irfan geleneğinde önemli bir yer tutar. Bu minvalde size eski Yunandan falan bahis açayım ki siz de hem hayret edin hem de zihninize hitap eden bir şey olsun bu, hem de boş konuşmamış gibi olurum biraz daha. Evet, eski Yunan malumunuzdur, kim önemli olduğunu düşündüğü bir şeyi anlatmak isterse banko başvuracağı yerdir. Bir nevi meşruiyet motorudur. Sistem çalışmıyorsa koyun oradan bir eski Yunan, çalışmasa bile meşrudur artık. Eski Yunan önemlidir. Neyse bu konuyu ayrıca yazmak isterim bir ara. Şimdilik yürümekten devam etmek gerekirse, ki hatırlatırım hurdacılar yürüyordu, eski Yunanda sofistlerin gezgin bilginler olması, Aristo’nun yandaş ve öğrencilerinin adı ise malumunuzdur peripatetiklerdi yani gezenler, yürüyenler. Biz de ise yine malumunuzdur İbn-i Sina ve Farabi’nin temsil ettiği meşşai gelenek yine yürüyerek ders yaparlardı ve yine mesela tarikat bildiğimiz üzere yollar demek, dervişler yürürlerdi, hala da yürüyorlar maşallah, hep yürürler inşallah. Refakat ise yoldaşlık, eşlik etmek. Evvel refik bad’el tarik demiş Araplar, önce yoldaş sonra yol yani. Dünyaya karşı yürümekle meşhur İsmet Özel’den de ben nakletmiş oldum. Şairlerin de pek çoğu yürür, dursalar da yürüseler de yürürler onlar. Hâsılı yürümek önemli arkadaşlar, uzun uzun yürüyerek anlatmalı yürümeyi. Haliyle bu kadar yürüyen hurdacı arkadaşlar güzeldir de.

HurdacıHurdacıları sevmeliyiz… Çünkü hurdacılar yürürken işleri gereği gözleriyle değerli şeyler de ararlar dışarıda. Âlimlerin ve ariflerin âlemde Allah’ın tecellisini aramaları gibi, sanatkârın ilham araması gibi, ya da otacıların şifalı bitkileri aramaları gibi, veya öğrencilerin ders notu aramaları gibi… Buldukları şeyleri içerideki birikimin onayından geçirdikten sonra yanlarına alırlar. Daha sonra onları, ki bunlar kitaplar, gümüş veya pirinçten şamdanlar, bilgisayar parçaları, kulaklıklar, giysiler, ayakkabılar, halılar, soba boruları, içkiler, gazete ve naylonlar, plastik şişeler ve benzeri bir sürü şeydir, yine bunları almaya niyetli, işin erbabı alıcılara satarlar.

Neler atılmıştır bu hayattan?

Biz onlara dışardan bakarken bu teknik olay aslında beraberinde tefekkürü de doğurur, yine her arama eyleminde bulunan insandaki gibi. Mesela bir hurdacı bir şeyler arar ve bazen bir şey bulur ve düşünmeye başlar. Bu nedir diye? Sahi bu nedir? Niğde’nin veya Nevşehir’in herhangi bir köyünden geleli birkaç ay olmuş bir hurdacı için o şey nedir? Televizyonda görmemiştir o şeyi, din ona anlatmamıştır, anne ve babası da ona böyle bir şeyden bahsetmemiştir. Bu şey bir şeylere benzemektedir. Bazen o şey büyüktür bazen küçük, bazen parlaktır, bazen mat, bazen ağır bazen hafif. Bazen bir makine parçasına benzer, bazen ne işe yaradığı belli olmayan bir alete, bazen yakındır, bazen uzak. Hâsılı o şeyi beraberine alması için güvenebileceği az şey vardır, modern psikolojinin vasat kavramıyla içgüdü, hadi zorlarsak sağduyu, bizde ve dünyada kendine hala bir şekilde ve çok şükür yer bulabilen kalbinin sesi ama aslında en temelde ve en geniş anlamıyla hala Allah’a hamdolsun ki İslam’ın ve Anadolu’nun koynunda yeşermiş irfandır bu. Ona der ki, bu şey para eder, al sen onu, olmadı atarsın, Hayy’dan geleni geri çevirmek olmaz, Hu’ya gitmesine vesile olmak güzeldir her şeyin. Alınan şey bazen 1950 Alman yapımı bir el kamerası çıkar, bazen eski bir hokka takımı, bazen kemer delme aleti, bazen müzik notası sehpası, bazen bir hac hatırası, bazen bir aile yadigarı… Bazense bir şey çıkmaz ondan, mesela eski bir şifreli televizyonun artık hiçbir işe yaramayan dekoderi veya kullanılmayıp stoklandığı ve halka verilmeyip çöpe atılan ve ne hikmetse o hurdacıların eline geçen kilolarca ilaç çıkar bu şey. Hatırlarsınız bu ülkede çöpten uranyum çıkmışlığı vardır. Şükür ki yine o irfan, her ne kadar çevresi kurşun madeniyle kaplı olsa ve epeyce para edecek olmasına rağmen bir bilene sormayı akıl edecek kadar güçlüdür Allah’tan.

Hâsılı hurdacılar hala o irfana kulak verecek kadar gönülleri geniş adamlardır. Aslında dolaylı olsa da biz de bunu yaparız, bir şeyler okuruz, dinleriz ve sevdiklerimizi, gönlümüzün tamam dediklerini gönlümüze taşır ve daha sonra onlarla yaşar, yazar ve/veya yayarız. Benim şu anda yaptığım gibi. Yani hurdacılarla ayrılıktan çok bir yakınlığımız vardır bu anlamıyla.

Alaeddin’in lambası onlarda

HurdacıHurdacıları sevmeliyiz. Çünkü hurdacılar kalender adamlardır. Gün görmüşlerdir, süsü püsü takmazlar, iktidara arada sunturlu küfürler etseler de zabıtalar onlara bulaşmadığı sürece iktidarı pek sallamazlar, hoş iktidarın da onlarla pek bir işi yoktur, inşallah böyle de kalırlar. İktidarlar yani, yoksa hurdacılar Alaeddin’in sihirli lambasını satarken bile bu meyanda insanlardı. Sihirli lambalarla işleri yoktur hurdacıların, vesile olmalarına rağmen bundan dolayı gönenmeyecek kadar yalnızca bilgisiz ve umursamaz değil, aynı zamanda ve daha çok mütevekkil insanlardır.

Öyle ki üç kuruşa sattıkları şeyin bin kuruşa alındığını duyduklarında bile eyvallah derler, gönüllerine otursa da, aslında pek de oturmaz, açmayıp gönüllerini susarlar. Ellerinin nasırlarının sertliği kadar gönülleri yumuşaktır hurdacıların, size mesela kurnazlık yapsalar bile naif bir kurnazlıkları vardır, pazarlık yapmayı severler ve yapmayan adam onları kıllandırır. Kısaca dedikleri şudur, sende para var bende yok, olabildiğince çok parayı bana bu şeyin karşılığı olarak ver. Saftır yani kurnazlıkları bile. Deli pazarlığı yaparsınız onlarla. Bazen hiç değeri olmayan şeylere fahiş fiyatlar çekerler bazense dünyanın parasına alamayacağınız şeyleri üç kuruşa size hediye ederler. Bana yaramaz ağabey, ben uğraşamam başkasına göstermekle al hayrını gör deyip haklarını helal de ederler. Yalnızca ilmin ve irfanın değil bu anlamıyla mülkiyetin de hakkaniyet ölçüsüyle kamusallığına inanırlar.

HurdacıHurdacı Fatoş Teyze

Çok uzatmışım ve hala meseleye gelemedim, yani ben ve hurdacıların yollarının kesiştiği yerlere. Onlardan aldığım kitapları, anlattıkları hikâyeleri anlatamadım daha, mesela bir Fatoş Teyze var ‘70’lerde Yeşilçam’da figüranlık yapmış, bence başlı başına bir öykü onunki. Hele bir bitpazarında karılarına bir şeyler almadıkları için erkeklere savurduğu küfürleri duysanız, değme feministlere taş çıkarır.

Yollarımız kesişmese de onların geri dönüşümün(!) gizli kahramanları olduklarını anlatmadım, tamam onlardan aldığım kitapları değerlendiriyorum, yuvalarına döndürüyorum tabii ama söz geldiği için söylüyorum, hurdacılar bugün ‘aman ne çevreciyim nükleere hayır, ben çevreyi çok seviyorum, yaşasın çiçek böcek’ diye dolaşan artist ve ucuz çevrecilerden takriben bir on bin kat falan daha çevrecilerdir. Her şeyi geçtim sırf bu nedenle bile duayı hak ederler, ki doğayı bu geri dönüşümle korudukları yetmezmiş gibi fakir fukaranın ihtiyacı olan ayakkabı, giysi, şapka, soba, tencere, tava vs ucuz yollardan onlara sağladıklarını, baskısı olmayan, kitap dükkanı zincirlerinde dünyanın parasına satılan kitap, cd ve dvdleri nasıl kurtardıklarını, bit pazarlarındaki sosyo-ekonomik yapıyı anlatamadım henüz. Bunlar şu anda aklıma gelenler ama olsun bir yerinden başladık. Başladığımız yer olarak burada hurdacıların hangi akılla bunları yaptıklarını açıklamaya çalıştım. Müsaade ederseniz burada biraz soluklanıp yine hurdacıları niçin sevmemiz gerektiğini, onlara neden dua etmemiz gerektiğini anlatmaya devam edeceğim inşallah.

 

Volkan Yahşi kalbi yürüyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2011, 20:17
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
m.s.
m.s. - 8 yıl Önce

sn. yazarı tbrk ederim. kartonculara minnettar olmalıyız. kağıt ve plastik dönüşümünün üçte biri onlara ait.

gaipten ganos
gaipten ganos - 8 yıl Önce

Bu samimi dil hem çok yakın hem 'görünmez barikatlerle' çok uzak bir dünyaya biraz daha girmemizi sağlıyor. Allah kaleminizi daim kılsın Volkan Bey.

hatice hiranur tüfekci
hatice hiranur tüfekci - 8 yıl Önce

Volkan kardeşim kalemine kuvvet çok güzel yazmışsın. Bende hayatımda hurda ve çöp taşıyan abilerimize karşı bir sempati vardır. Onlar hep hayatımızda işlerimizin arka planında arı gibi çalışan müstesna insanlar. Birde başka bir boyutu var çocuklar babalarının mesleklerini eleştirme konusunda biraz acımasız oluyorlar. Bundan fazlaca payını alanlar ise yine hurda ve çöp taşıyan abilerimiz oluyor. Halbuki onlar hurdacı değil. Hurda sanatkarlarıdır.

banner8

banner19

banner20