Honore Balssa olarak başlayan hayat Honore de Balzac’a nasıl dönüştü?

Balzac’ın romanlarında dikkati çeken önemli bir özellik, pek çok önemli karakterine, farklı romanlarında yeniden yer vermesiydi.

Honore Balssa olarak başlayan hayat Honore de Balzac’a nasıl dönüştü?

Honore de Balzac, 18. yüzyılda, Mayıs’ın sonlarına doğru Fransa’da dünyaya gelir. Balzac doğmadan dört yıl önce memur olan babası; Fransız İhtilali boyunca liberaller düşünceleri doğrultusunda Komün Birliği içerisinde yer almasına rağmen, Kralcı protestolara yardım ettiği gerekçesiyle Fransa’nın Tours şehrine gönderilir. Burada dünyaya gelen oğlu ile bir süre yaşadıktan sonra evinde düşüp sakatlanınca daha iyi şartlarda tedavi görebilmesi için Paris’e geri dönerler. Orta sınıf bir ailenin dar geliriyle yaşamak Balssa’da o denli komplekse sebep olur ki; soyadını değiştirmekle kalmaz, soylulara has olan “de” ön takısını da ekler.

Ailesinin isteğiyle Fransa’da pek de rastlanmayan bir durum olarak dört yaşına kadar yetimhanede büyür. Sonrasında aileye geri verilerek eğitim ve öğretim hayatına başlar. Babasının bu konuda titiz davrandığı biyografilerinde sıkça vurgulanır. Yalnız babası istediği için hukuk öğretimini Sorbonne Üniversitesi’nde tamamlar. Hukuk bürolarında bir süre staj yapsa da, asıl ilgi alanı olan edebiyat ve yazarlık peşini bırakmaz. İhtilal dönemi boyunca koyu bir liberal olan babasına karşı Saint-Simon hareketi içerisinde yer alarak siyasi ayrılıklarını su yüzüne çıkarır. Onun sol eğilimli bu düşünce yapısı aralarında gerginliğe sebep olur.

Ananas ticaretinin dönüştüğü seri: İnsanlık Komedisi

30’lu yaşlara geldiğinde edebiyat çevreleri tarafından tanınır halde olmanın avantajlarını kaybetmek istemeyen yazar, bu başarısını sürdürebilmek için bir hayli kendisini zorlar ve altından kalkamayacağı performanslar neticesinde ağır depresyona girer. Fransız burjuvazisinin hayatını, alışkanlıklarını, topluma yansımalarını ele alan eserlerin daha kolay anlaşılabilmesi, ortaya koymaya çalıştığı tablonun daha başarılı idrak edilebilmesi için yazdığı tüm eserleri bir seri olarak birleştirmeye karar veren Balzac; 1833 yılında doksandan fazla romanı, kısa hikâyeleri, iki binden fazla karakteri birbirine bağlamak için büyük uğraş verir. Ciddi denilebilecek bir borcun altına girer. Bunu ödeyebilmek için bir süre ananas yetiştirip satmaya çalışsa da hiçbiri borcunu karşılayamadığı için hizmetçisinin kimliğini kullanarak alacaklılardan kaçar.

1834’den 1837 yılına kadar süren çabaları sonucunda, 12 ciltlik 3 bölümden oluşan, eski ve yeni eserlerini bir araya getirdiği kitabını tamamladı. İlk bölümde, toplumsal hayatta karşılaşılan farklılıkları, insanı, hayatını, davranışlarını etkileyen örf, adet ve gelenekler çerçevesinde ele alır. İkinci bölümde, bu konuya felsefi bir bakış açısıyla yaklaşır. Üçüncü ve son bölümde ise toplumsal davranış biçimlerini insanın üzerinden çözümlemeye çalışır. Yaşlı Kız adını verdiği bu ilk derleme çalışması, 1936 yılında, La Presse‘de yayımlanmaya başlar. 1840 yılında, derlemeyi yeniden düzenleyerek Dante’nin The Divine Comedy adlı eserinden ilham alarak, hepsi için ortak, birleştirici bir isim koyar: La Comedia Humanine  (İnsanlık Komedyası).

Karakterleriyle gönül bağı kurar

Balzac’ın yeniden revize ettiği ve 1842 ile 1848 yılları arasında 17 cilt halinde yayımladığı İnsanlık Komedyası’nın başyapıtları arasında, Le Pere Goriot  (Goriot Baba), Les Illusions Perdues, Les Paysans, La Femme De Trente Ans ve Eugenie Grandet yer alıyordu. Bu kitaplarda yazar, Paris’ten taşra kentlerine uzanan geniş bir perspektif içinde, farklı yaşam biçimlerini anlatıyordu. Eski ve köklü aristokratik yapısıyla, orta sınıf ticaretiyle, yeni refah politikalarıyla, profesörleriyle, memurlarıyla, genç entelektüelleriyle, suçlularıyla ve daha pek çok özelliğiyle kendini gösteren Fransız toplumunu, Paris odağında analiz ediyor ve birçok noktada eleştiriyordu. Balzac’ın romanlarında dikkati çeken önemli bir özellik, pek çok önemli karakterine, farklı romanlarında yeniden yer vermesiydi. 25 ayrı romanında görünen Henry de Massay ile Eugene Rastignac gibi öne çıkan karakterlerle neredeyse bir gönül bağı kurmuş olan yazarın, bu karakterlerini gerçek hayattan kurgulayarak romanlarına işlediği yönünde yorumlar yapılıyordu.

Paris’e sevgiyle bağlılığı

Birçok eserini, büyük bir sevgiyle bağlı olduğu Paris’te kaleme alan Balzac, Tours yakınlarındaki Sache‘de de bir süre ikamet etti ve çalışmalarına burada devam etti. 1828 ile 1836 yılları arasında, şehir merkezine yakın, Rasathane civarındaki Cassini‘de yaşadı ve bohem hayatı sürdü. 1847’de Rue Fortunee‘ye taşınan Balzac, bu en verimli döneminde, günde ortalama 15 saat çalışıyor ve özel olarak harmanlanmış Paris kahvesinden içiyordu. Akşam yemeğinden sonra kısa bir süre uyuyor; ardından gece yarısı uyanarak sabaha kadar yazmaya devam ediyordu.

Kendini neredeyse tamamen yazmaya adamış olsa da, hayatın tadını çıkaracak faaliyetlere de katılıyordu. 1850’de günde 50 fincan kahve içtiği rivayet edilen Balzac kalp krizi nedeniyle vefat eder. Honore de Balzac, ardında elliye yakın tamamlanmamış eser bıraktı. Bunlardan en önemlisi, dünya edebiyat tarihinde oldukça değerli ve saygın bir yere sahip olan İnsanlık Komedyası’nın, 1845 yılında başladığı son revizesiydi. Yarım kalan bu çalışma, 1869 -1876 yılları arasında tamamlandı ve 24 cilt halinde yeniden basıldı.

Kalp krizinin sebebi olan roman: Vadideki Zambak

1835 yıllarında toparlanması için bir fırsat karşısına çıkar ve La Chronique de Paris gazetesini satın alarak, tekrar kendini yoğun bir çalışma temposuna sokar. Bu yoğun çalışma temposunun bir sonucu olarak mı ortaya çıkar yahut aşırı kafein tüketiminden mi bilinmez. Vadideki Zambak romanının yayımlanmasının ardından Balzac kalp krizi geçirir. Romantizmin hüküm sürdüğü sırada realizm akımının öncüsü olan Balzac’ın üzerinde büyük bir titizlikle çalıştığı ve sonrasında dünyanın en ünlü aşk romanı sayılacak Vadideki Zambak, ilk yazıldığı 1836’lı yıllarda hiç ilgi görmemiş, en az satan kitaplardan biri olmuştur. Sayfalarca süren betimlemeler sanki aşkın çilesini hissettirir. Aşkı bulmak istiyorsanız sabırla tasvirleri okuyup sona ermeniz gerekir. Sabredemeyen, çilesini çekmediği aşkı bulamaz. Balzac’la özdeşleştirilen kahraman Felix’in evli olan ama mutsuz, kendisinden yaşça büyük olan bir kadına aşkını anlatıyor. Realizmin doruğundaki betimlemeleri ile romantizmin zirvesine varan bu denli başarılı bir roman yazmak gerçekten takdire şayan.

Nitekim kendisi de en çok üzerinde durduğu, hassasiyetle çalıştığı eserin bu olduğunu söyler. Yazdıktan sonra kalp krizi geçirmesini okuduktan sonra okuyucu olarak çok rahat anlayabilirsiniz. 18. yüzyılda devrim sonrası Fransa’da toplumsal hayatın boyutlarını ele alan bu roman, aşkın sınırlarını zorluyor. Balzac’ın Felix üzerinden dışa vuran ince ve hassas düşüncelerine karşı arada sırada İngilizler üzerinden yaptığı eleştiriler bir hayli şaşırtıcı. Henriette’in evli olmasına rağmen Felix’den de vazgeçememesi, Balzac’ın kadınları hep bu tip ilişkiler içinde resmetmesi ya etrafındaki, hayatındaki kadınların, 18. ve 19. yüzyıl toplumundaki ahlaki çöküşü ortaya koymak istemesi yahut aşk dışında bağlayıcı olan hiçbir şeyin olmaması gerektiğine inanmasıdır. Nitekim romanlarındaki çoğu kadın karakterler genel itibariyle evliliklerinde mutsuz olan, bu mutsuzlukları dışarıda, başka kişilerde çözmeye çalışan karakterler olmuştur. Balzac’ın hayatında da birden fazla kadın, uzun yıllar süren aşklar, uzun süren mektuplaşmalar olmuş. Vadideki Zambak’ta okuyucuya yansıtılan aşkın da kendi hayatından izler taşıdığı reddedilemez bir gerçek.

Eserlerindeki kadın sorunsalı

İncelediğim diğer eserlerde de dikkatimi çeken kadın karakterlere karşı yazarın tavrı oldu. Ne kadar ahlaksız olurlarsa olsunlar, toplumsal yozlaşmayı ortaya koymaya çalışan bir yazar için ters bir hamle yaparak onları neredeyse mağdur gibi göstermek, her şeye rağmen okuyucunun merhamet etmesine sebep olacak gibi çizmek çok anlaşılır değil. Türk edebiyatı içerisinde de sıkça karşımıza çıkan ve hatta bizim toplum normlarımıza göre aşüfte diye kabul ettiğimiz kadın karakterlerden kat kat daha ahlaksız olarak çizilmiş bu kadınlar nasıl oluyor da cezalandırılmıyor yahut onlara karşı tepkisiz kalınabiliyor? Üstelik devrim sonrası Fransa’da yaşanılan insana dair tüm detaylar üzerine kafa yormuş, toplumun tüm katmanları üzerinden eleştiri getirmiş bir yazarın tavrı hangi sebeplerden ötürü bu şekilde olmuş? İnsanlık komedisi adı altında ele alsak, o bağlamda değerlendirsek dahi bu karakterler komediye dönüştürülecek bir ironiye sahip değiller. Kadınlar üzerinde oluşan baskıyı eleştiriyor diye düşünmek de mümkün. Fakat o zaman baskı eleştirmek için illa karakterleri hep ahlaksızlık içerisinde uçlarda mı yazmak gerekir sorusu akıllara geliyor. Bu durumda Balzac’ın eserlerindeki kadın sorunsalı bir başka yazının yahut bir araştırmanın konusu olarak kalıyor. Gerisini de okuyucuların zihinlerine bırakalım.

Goriot Baba’nın yufka yüreği

1921 yılında akşam gazetesinde tefrika edilen Goriot Baba  ile başlanır Balzac ülkemizde okunmaya. Goriot Baba bu romanın bir karakteri değil, aslında bu eser Goriot Baba karakterinin bir romanıdır. İnsanlık Komedisi’nin baş eseri olan Goriot Baba ilk defa 1934 yılında, Revue de Paris‘de yayınlanır ve ertesi yıl da kitap haline getirilerek basılır. Fransız İhtilali’nden sonraki burjuva sınıfının karamsar bir tablosunu çizen bu eser, Shakespeare’in Kral Lear’inin roman türüne çevrilmiş farklı bir uyarlaması olarak yorumlanır.

Eski bir fabrikatör olan zengin babanın, kızları uğruna hayatının tüm ihtişamını kaybederek pansiyonlara düşüşünü, yalnız yaşayıp yalnız ölüşünü anlatan bir eserdir. Goriot Baba’nın tüm fedakârlıklarla kızlarının her istediğini yerine getirmeye çalışması, elindeki imkânları kaybettikçe kızlarının ona olan ilgisinin azalması ve gittikçe yalnızlaşması bağlamında toplumda aile birimine kadar inen para-sevgi ilişkisini, bozulan değerleri başarılı şekilde ele alır Balzac. Betimlemeler, tasvirler okuyucuyu yorsa da, yalnız doğa yahut eşyalar değil, karakterlerin tüm özelliklerini de detaylarıyla yansıtarak sizi bir film sahnesi gibi içine alır. Eser ve Goriot Baba kadar meşhur olan karakteri Rastignac’ın hukuk öğrencisi oluşu Balzac’ın kendisi ile özdeşleştirilir. Cevdet Bey ve Oğulları’nda Ömer’e de lakap olarak verilen Rastignac, Goriot Baba’nın kızlarından haber alabilmesi için yol açabilen tek dostu olmuştur. Goriot Baba’nın yufka yüreği ile Rastignac’ın hayalleri ikisinin de insanlık komedisinin neden vazgeçilmez karakterleri olduğunu okuyucusuna açıklıkla anlatır.

Dumas’ın yerini aldığı tefrika: Köylüler

8 yılda yüzlerce kez yarım kalan, tamamlanıp yayınlanmaya gittiğinde Balzac’ın her seferinde geri aldığı Karl Marx’ın en beğendiği ve defalarca okuduğu bu roman, 1855 yılında Balzac’ın 15 sene mektuplaştığı Évelyne de Balzac tarafından tamamlanarak yayınlatılır. Romanın asıl konusunun da uzun süre mektuplaştığı bir başka kadın olan ve Seraphita’nın ithafında yer alan Madam De Hanska, nam-ı diğer Kontes Rzewuska ile İsviçre’deyken ortaya çıktığı söylenir. Hatta yarım kalan romanı Madam de Hanska’nın tamamladığı da bir başka rivayet olmuştur. Feodal toprak ağalarının mücadelesini, köylülerin burjuvayla, soylularla olan mücadelesini Madam De Hanska’nın Balzac’a telkin etmesi üzerine yazılmış bu roman. Bu konunun asıl muhatabı olan Çarlık Rusya’sını Balzac Fransa’ya uyarlayarak kaleme alır ve 1789 Fransız Devrimi ile burjuvanın arsızlaşmasını, köylüleri dere beylere karşı kışkırtmalarını konu edinir.

Köylüleri de eleştiren Balzac asıl mücadelesini burjuva ile verir eserinde. Köylülerin ve toprak ağalarının bitmek bilmeyen mücadelesini anlatan ve Yaşar Kemal kokan bu romanda Balzac’ı Y.Kemal’den ayrıştıran durum baktıkları merkezin farklılığıdır. Y.Kemal halkın içinden bu eleştiriyi yaparken Balzac aristokrat gözüyle eleştirir. Kendisi bir soylu olmasa da hep buna özenmiş, romanı yazarken kendisini öyle konumlandırmıştır. Ukraynalı Kontes’in zorlamasıyla kaleme aldığı bu eser, Balzac’ın tarzı ve üslubuna aykırı düştüğü için hep başaramamaktan korkmuştur. Gerçekten başarısız kabul edenler, onun bu ideolojik tespitlerini romana uyarlayamadığını yahut köylüyü iyi tanımadığını öne sürmüşlerdir. Romanın birinci kısmı La Presse’de tefrika edilir. Fakat gazete, Köylüler’i keser, onun yerine Dumas’ın La Reine Margot’sunu yayımlamaya başlar. Balzac zaten başaramayacağı kaygısı çekerken bir de gazete tarafından reddedilince yayımcı ile arası bozulur ve romanı yazmaz. Kaleme aldığı bu son eseri vefatından sonra tamamlanır ve okuyucuya sunulur.

Gizli Başyapıt Yahut Frenhofer’in Çilesi

Delilikle deha arasında gidip gelen Frenhofer’ın ruh çilesi altında bir sanat yapıtının ortaya çıkış sürecini anlatan bu kitap, Picasso’nun olduğu gibi Âbidin Dino’nun da başucu kitabıymış. Frenhofer her ne kadar bir ressam olsa da, eser ressamlık özelinde tüm sanatçıların, sanatçı olmak isteyenlerin çilesini anlatıyor. Görünenin ötesini görmek mi mesele yahut herkesin gördüğünü görememek mi?  Veya sanatçının gördüğünü kimsenin görememesi mi? Bir şaheseri önemli kılan nedir? Bir eser hangi genel geçer şartlarda şeh eser olarak adlandırılır? Yahut sanatçının başarısı kime ve neye göredir? Başarısızlığını belirleyen nedir? Yaptığı şaheseri kendi gibi göremeyenler yüzünden Frenhofer başarısız mı olmuştur?

Belki de eserlerini hiç başkalarına açmamalı, göstermemeliydi. O zaman mı sanatçı ölür, yoksa onun gördüğü gibi görmeyenler olduğu için mi? Bunun için mi intihar edilir, yoksa sanatçı zaten toplumla uyuşamayan aykırı biri midir? Eser öylesine dolu ki sanat ve sanatçı tartışmasıyla, neden başucu kitabı olduğu açıkça anlaşılıyor. Enis Batur’un Perec Kullanma Kılavuzu gibi kaleme aldığı Frenhofer Olmak eseri; Picasso’nun kendisi için seçtiği atölyenin Balzac’ın Frenhofer için betimlediği atölye olması Balzac’ın tartışmasız başarısı ve etkileyiciliğidir. Picasso 1937’de Guernica’yı da bu atölyede çizmiş, 1936 ve 1955 yılları arasında burada yaşamıştır.

Balzac’ın çizdiği kadın karakterler: Otuzunda Kadın

“Bir kadının tüm yaşamı, tek bir günde, sadece bir günde. Ve bugünde tüm hayatı… İşte o gün, tüm günler içinde o gün, kaderi ona net bir şekilde göründü…” V.W

Auguste Comte’un hocası olan ve Cemil Meriç’in ilk sosyalist sosyolog diyerek bahsettiği Saint-Simon’dan etkilenen Balzac için onunla başladım yazmaya demesi bir tesadüf müdür bilemem ama ilk kez 1963 yılında Cemil Meriç çevirisiyle Türkçe’ye kazandırılan bu eseri okuduğumda zihnimde beliren ilk çağrışım Virginia Woolf’un hayatından kesitler yansıtan, Michael Cunnigham’ın “Saatler” filmindeki Laura Brown oldu. Tıpkı Laura gibi Julie de kocasıyla yaşadığı o hayatı bir türlü benimseyememiş bir kadın karakter. Balzac’ın 1829’da yazmaya başladığı İnsanlık Komedisi’nin bir parçası olan ahlaki roman ancak 1842 yılında yazarın istediği noktaya gelmiş olacak ki o tarihte yayınlanır. Emma Bovary’de de gördüğümüz gayri meşru ilişkiler yumağı Julie’nin de hayatını kaplar. Flaubert 1851’da yazmaya başladığı romanı için Balzac kadar uğraşmaz, o 1857’de tamamladığında bu romanın toplumda karşılık bulamayan karakteri için mahkeme kararı çıkartmak zorunda kalır.

Tarihleri düz bir çizgi üzerine oturttuğumuzda bu karakterlerin Julie, Emma, Laura olarak sıralayabiliriz. Çerçeve itibariyle 19. yüzyılın kadın bakış açısını ele alan bütün bu karakter çizimleri karşısında kadının evlilik içerisinde mutsuzluğunun ele alınışı ilk kez Balzac’ta görülüyor. Balzac’ın Julie’si daha mütevaz ve daha masum duygularla gayri meşru ilişkilere koşarken, Emma hırsından, tutkusundan seçiyor bu hayatı. Balzac’ın çizdiği kadın karaktere üzülüyor, hatta hak vermek istiyorsunuz Emma’dan farklı olarak. Julie’yi okuduğumda aklıma Emma’nın değil de Laura’nın geliş sebebi de iki kadının da mağdur oluşu yahut öyle bakmamızın istenmesi. Balzac evliliğin, kadının, mutluluğun-mutsuzluğun ne olduğunu Fransa tarihinin zemininde tartışıyor. Açtığı bu yolda, kadın karakterler yazarlarının sözcülüğünü yapıyorlar ve Flaubert’le doz artırılıyor.

Oysa tüm o realist betimlemelerden sıyırdığınızda ortaya çıkan merhametli dil tüm çekiciliği ile Julie’yi bütün yaşananlara rağmen masum bir kadına dönüştürüyor. “Vadideki Zambak” romanında da Henriette üzerinden yaptığım tartışma bu eserde Julie ile alevleniyor. Mutsuz kadınlar, ahlaki sınırları zorlayan davranışlar, kimi noktalarda çok da pasifize olmuş erkek karakterler; Balzac’ın kadın-erkek ilişkileri içerisindeki rolünü anlatır gibi. Her ne olursa olsun 18. ve 19. yüzyıl toplumunda resmedilmiş bu kadınlar, o dönem için yeni meselelerin, yeni edebi tartışmaların kaynağı olmuş. Bu noktada Balzac’ın başarısını tartışmak mantıksız olur.

“Honore Balssa olarak başlayan hayat Honore De Balzac’a nasıl dönüştü?”, Kitabın Ortası dergisi, Mayıs 2019, sayı

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2019, 13:13
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13