banner17

Hollanda'dan mezarlık istemeyiz

Feride Yılmaz Hollanda'da bir öğretmen. Yılmaz ile Hollanda'yı, Müslümanları konuştuk.

Hollanda'dan mezarlık istemeyiz

Adı Feride Yılmaz. Türkiye’den Hollanda’ya işçi olarak giden gurbetçi bir ailenin ilk çocuğu olarak Hollanda’da dünyaya geldi. İlkokulu Hollanda’da okuyan Yılmaz; kendi değerlerinden, dini ve kültürel kimliğinden uzaklaşmamak adına Türkiye’ye geri dönerek orta ve lise yıllarını burada okudu.

Amacı üniversiteyi de Türkiye’de bitirmek ve bu bereketli topraklara karınca kararınca hizmet verebilmekti. Ama olmadı, daha doğrusu oldurulmadı. Çünkü Feride’nin liseden mezun olduğu tarih tam da 28 Şubat sürecine denk gelmişti. Sırf başörtülü olduğu için dönemin köhne zihniyetinin kurbanı olmuştu.  Kılık kıyafeti ve dini hassasiyetleri politik bulunmuştu! Bu yüzden ona, başörtülü bir şekilde üniversitede okuyamayacağı söylenmiş ve kapılar yüzüne kapatılmıştı. Mecburen Hollanda’ya, ailesinin yanına döndü. Kendi ülkesinde kırılan kalbini ve azmini gurbetçi olarak bulunduğu yabancı bir ülkede onarmaya çalıştı. Okumanın ardını hiç bırakmadı. Hollanda’da İngilizce ogretmenligi bölümünü bitirdi. Avrupa’nın çeşitli yerlerini gezdi. İngilizce eğitimini ilerletmek için İngiltere’de cesitli kurslara katildi.

Şuan Hollanda’da bir okulda İngilizce öğretmenliği yapıyor. Kılık kıyafeti ve dini hassasiyetleri konusuna gelince; o vasıfları aynen yerinde duruyor.  Başörtüsünü çıkarmadan öğretmenlik mesleğini yürütüyor. Türkiye’ye dönüp burada hizmet vermeyi çok istemesine rağmen kılık kıyafet konusundaki ısrarı sistemin reflekslerine takılıyor. Hollandaca ve İngilizceyi ana dili gibi konuşabiliyor. Bosna’yı büyük bir hayranlıkla anlatıyor. Saraybosna’yı, Mostar köprüsünü, Aliya'nın mütevazı kabrini, Mladi Muslimani derneğini ve Ömer Behmen’i duyunca heyecanlanıyor. Bosna’ya en son gittiğinde Ömer Behmen hastanede yoğun bakımdaymış. Bu yüzden onunla görüşemediğine üzülüyor.  

Türkiye’de üniversite okuyamadın. Okutmadılar daha doğrusu! Senin gibi birçok insan bu sıkıntıyı yaşadı  ve yaşıyor da. Bir de senden dinleyelim; bütün bu olup bitenlerin sendeki karşılığı nedir? Tüm bu olan biten senin için ne anlama geliyor.

Ben hayatımın en önemli dönemini (13–19 yaşları arası) Türkiye’de geçirdim. Türkiye’de yaşamaya alışmıştım ve Türkiye’de olmayı  seviyordum da. Üniversite sınavına hazırlandım ve kazanıp  üniversiteyi Türkiye’de okumak istiyordum. Yedi sene sonunda Hollanda’ya dönüp orada yaşamak aklıma bile gelmiyordu. Bahsettiğim tarih tam da 28 Şubata denk gelmişti! Haliyle 28 Şubatı yaşadım. O dönemde lisedeydim ve kuşkusuz o dönemi yaşayan herkes gibi ben de bundan çok etkilendim. Yine de Hollandaya dönmeyi düşünmüyordum, o zamanki naiflik ve çocuksu düşüncemle bunun geçeceğini düşünüyordum. Üstelik hayalimdeki üniversiteyi çoktan kazanmıştım bile; İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültür ve Edebiyatı bölümünü. Maalesef bunların hiçbiri olmadı. Yaşanan o sıkıntılı dönemde en doğrusunun ailemin yanına dönüp orada eğitimime devam etmek olacağını düşündüm. Çünkü orada herhangi bir sıkıntı olmayacaktı.

Hollanda’ya döndüğümde ilk başlarda mutlu değildim çünkü tamamen Türk örf ve adetlerine göre yaşamaya çok alışmıştım, Hollanda’dan ve Hollanda kimliğimden çok uzaklaşmıştım. Kendimi farklı hissediyordum, yabancı olduğumu biliyordum, açıktan bir ayrımcılık olmadığı halde, onlardan birisi gibi olmadığımı hep hissediyordum. O zamanlar Türkiye özlemi de çok ağır basıyordu, hasret vardı yani. Türkiye’ye dönmeyi çok istediğim halde bu mümkün değildi ve burada yaşamaya tekrar alışmam, uyum sağlamam gerekiyordu.

Gülsüm Bahadır, Palace
Feride Yılmaz, Palace

Biz, okullarda ya da kamusal alanlarda kılık kıyafete “ayar” çekiyorken Avrupa bu noktada daha geniş  davranıyor nedense. Bu bizi çok sevdiklerinden olmasa gerek. Peki, sence Avrupa’daki bu tutumun sebebi ne olabilir? Bu bir asimilasyon ya da entegrasyon numarası olmasın!

Avrupa’da entegrasyon çok önemli tabi ki, yabancı bir ülkede yaşamayı  kabul ediyorsanız ya da yaşamak zorundaysanız, en azından o ülkenin kanunlarından, örf adetlerinden haberdar olmalı ve saygı göstermek zorundasınız. En azından topluma katılabilmek adına o ülkenin dilini konuşabilmeniz gerekiyor. Bu da haliyle entegrasyonun denilen şeyin ta kendisi oluyor. Ama ne kadar entegre olursanız olun, o ülkenin dilini ne kadar iyi konuşursanız konuşun, kanunlarını örf e adetlerini ne kadar bilirseniz bilin, hiç fark etmez, asimile olmadığınız sürece size her zaman yeterince entegre olmadığınız söylenecektir. Özellikle son zamanlarda önümüze başka entegrasyon şartları ileri sürülüyor örneğin. Hürriyet ve özgürlükler ülkesi olduğu iddia edilen Hollanda, ikiz kulelerin yıkılmasının hemen ardından başlayan süreçte yabancılarla ilgili özgürlüklerde Müslümanları hayal kırıklığına uğrattı. Mesela; evlilik konusunda Müslümanlara çifte standart uygulanmaya başlandı. Avrupa Birliğine dâhil ülkelerden gelenler için bu şartlar aranmıyor, ama daha çok Fas ve Türkiye’den getirilecek eşler için zorluk çıkarılıyor. Anlayacağınız Hollanda eski Hollanda değil! Evet, başörtülü olarak okuyabiliyorsunuz ama staj yeri ya da iş bulmakta zorlanıyorsunuz. Açıktan söylenmese de bu durumun tek nedeni kılık kıyafet oluyor. Örneğin personel partilerine katılmıyor ya da bira içmiyorsanız kolayca dışlanabiliyorsunuz. 
 
Yaklaşık üç kuşaktır Avrupa’nın  çeşitli yerlerinde gurbetçi Türkler var. İkinci kuşaktan sonra hem dilsel hem de kültürel anlamda birtakım kaymalar olmuş. Üçüncü  kuşağın neredeyse Türkçeyi unutmak üzere olduğu söyleniyor! Avrupa’daki Türkler bu anlamda kimliklerini koruyamıyorlar mı?

Üçüncü kuşağın Türkçe’yi artık düzgün konuşamamasının en önemli sebeplerinden birisi ilkokullarda anadilde eğitimin kaldırılmasıdır. Entegrasyona karşı bir tehdit olarak algılandığı için ya da fazla bir talep olmadığı için kaldırılmış zamanında. Bizim çocukluğumuzda az da olsa haftanın bazı zamanlarında Türkçe dersimiz olurdu. Bizim kuşağın daha düzgün Türkçe konuşmasını da bu derslere bağlıyorum. Diğer taraftan ortaokullarda, yeteli sayıda öğrenci olduğu takdirde Türkçe seçmeli ders olarak verilebiliyor fakat insanlar bu konudan haberdar edilmediği için herhangi bir talep de olmuyor. Daha sonra da talep yok diye bu dersler verilmiyor. Zaten bu dersler kaldırıldı da. Şuan Türkçe ders verilmiyor yani. İlginç olan şu ki; Türkçeyi düzgün konuşamayanlar Almanca ya da Hollandacaya da çok hakim değiller. İnsanlarımızın kendi dillerine sahip çıkması lazım, ana diline iyi derecede hakim biri ikinci ya da üçüncü dili daha iyi kavrayabiliyor üstelik.  
 
Hollanda’da dini ve kültürel anlamda çalışmalar yapan kurumlar  var mı? Varsa ne tür işler yapıyor bunlar?

Daha çok camilerimiz ve bazı derneklerimiz var ama şunu söylemeliyim ki kültürel açıdan ziyade şimdiye kadar insanlara daha cok dini hizmet verilmiştir. Yeni yeni kültür merkezleri açılıyor, mesela dershaneler açılmaya başlandı ve çocukların okul derslerine de yardımcı oluyorlar. (bunları da bir cemaat yapıyor genelde). Kültürel ortamların açılması konusunda hâlâ çok eksiğimiz var. Doğuş adında aylık aktüel bir gazetemiz ve platform adında da bir dergi çıkarılıyor. İnsanların kendilerini başka alanlarda geliştirmeleri için çok daha fazla kurum olmalı. Ne yazık ki zamanında gurbetçilerin paraları başka amaçlarla toplandı ve toplanan paralar olumlu bir şekilde buradaki insanlara dönmedi! Maalesef ki buradaki gençliğe bu anlamda ciddi bir yatırım da yapılmadı. Mesela en önemli sorunlarımızın başında, Hollanda medyasında, sıkıntılarımız konusunda fikir belirtebilecek, yorum yapabilecek çok az sayıda Müslüman’ın olması. Açıkçası burada bizlerin sesini duyurmaları için entelektüel alanda Hollandacası oldukça iyi ve Müslümanları hakkıyla temsil edebilecek çapta olan çok daha fazla gençlere ihtiyacımız var. İngiltere’nin bu konuda bizden daha ilerde olduğu söylenebilir.

Bir de oradaki gençler ne yapar ne ederler, Türkiye’de olup biten siyasi, kültürel, edebi hareketliliğe nasıl bakıyorlar? Takip ediyorlar mı bunları ya da bu anlamda duyarlı oldukları söylenebilir mi?

Burada Türkçe TV izlenir ama daha cok diziler ve Show programları takip edilir. Duyarlı olanları da var elbette. Yalnız, bence Türkiye’de olup biteni izlemelerinden çok Hollanda gündemini takip etmeleri gerekir. Bizi asıl ilgilendiren burada olup bitenler olmalı ki; Hollanda gündeminde neler oluyor, bizim hakkımızda ne türden karalar alınıyor bilelim?

En basitinden milletvekili Geert Wilders mesela! En son önergesinde, başörtüsü takanlar devletten izin alıp bin avro yıllık vergi ödesin dedi. Çok absürt bir şeydi ama asıl absürt olanı bu adamın söylediklerini çok az kişinin takip etmesi! Kim takip ediyor bunları, bu tür şeyleri protesto eden çok az insan var ve bunların da çok azı Türk asıllı.  

Müslüman kimliğinden ötürü Hollanda’da sıkıntıya düştüğün zamanlar oluyor mu? Mesela kılık kıyafetine bakarak seni gerici diye küçümseyen oldu mu hiç?

Burada başörtüsü takanlara karşı komik bir önyargı oluşmuş. Genelde başörtüsünü ailevi baskıdan, örf ve adetlere bağlı olmaktan dolayı taktığımızı sanıyorlar. Örneğin gelir seviyesi yüksek, yüksek egitimli, kültürlü insanların çok dindar olmalarını tuhaf karşılayabiliyorlar. Bu yükseklikle denilen şeyle dindarlığı bir türlü denkleştiremiyorlar herhalde!  Yani bu durumda daha çok liberal falan olman bekleniyor sanırım bu ülkede. Ama öyle olmadığı açık! Mesela burada özellikle Müslüman Faslı kızların eğitim oranı daha yüksek diğer Müslüman erkeklere göre. Bu çok ilginç bence, sadece buna bakarak bile bir baskının söz konusu olmadığını anlayabilirler. Demek ki bu baskı ve dayatmadan ziyade fırsatları iyi değerlendirmekle, eşit düzeyde eğitim ve haklara sahip olmakla ve aynı zamanda kimliğine sahip çıkabilmekle alakalı bir durum. 

Bir devlet okulunda resmi olarak öğretmensin. Hıristiyan çocuklarını okutuyorsun sonuçta. Buradaki veliler çocuklarını Müslüman birine teslim ettikleri için herhangi bir tedirginlik yaşamıyorlar mı yani?  
 
Çok kültürlü  şehirlerde, yabancıların ağırlıkta olduğu mahallelerdeki okullar da çok kültürlü olduğu için o ‘kara’ okullarda her hangi bir sıkıntı yaşanmıyor. Siyahî Hıristiyan velilerle hiç bir sorun yaşamadım şuana kadar. Çocuklara eşit davranıp sevgiyle yaklaşınca bu tür problemler olmuyor zaten. Ama daha “beyaz” bölgelerdeki okullarda tabi ki önyargılar var. Önyargıyla bakılınca insanın kendini daha çok ispat etmesi gerekiyor, mesela bilgi ve beceri bakımından bir Hollandalıya göre daha geri olduğumuz düşünülebiliyor. Tamamen beyazların olduğu bir okulla ilgili tecrübem olmadığı için bunu tam olarak bilemiyorum.  
 
Öğrencilerin sana yaklaşımları nasıl peki? Soğuk ve mesafeliler mi? Yoksa tam tersi mi söz konusu?

Öğrencilerime karşı hep açık ve dürüst davranmaya çalışıyorum. Her şeyden önemlisi onlara eşit davranıp sevgi ve hoşgörüyle yaklaşmaya çalışıyorum. Biz anlamasak da öğrenci, bir öğretmenin ne kadar samimi olduğunu çok iyi hissedebiliyor. Bir yabancı olarak, yabancı öğrencilere ders vermek benim için büyük bir avantaj oluyor. Diğer yandan onlardan farklı olmam, onların özgüvenleri için çok onemli. Sevildiğimi düşünüyorum bu yüzden, bunu onların hâl ve hareketlerinden anlayabiliyorum. 

Gülsüm Bahadır, Mostar
 Mostar

Okulda namaz kılmana ya da oruç tutmana müsaade ediliyor mu? Namaz kıldığını  gören ya da gelip sana kıyafetinle ilgili soru soran öğrencin oldu mu hiç?

Oruç  konusunda bir problem yaşamıyoruz elhamdülillah, çocuklardan daha çok meslektaşlarımız merak edip soruyorlar nasıl dayanıyorsunuz ya da niçin tutuyorsunuz diye. Özellikle de oruç konusunda. Oruç tutmamızı büyük bir başarı ve irade gücü olarak gördüklerinden çok takdir ediyorlar ve de çok şaşırıyorlar buna. Namazla ilgili, işyerlerinde öğle paydoslarında dışarı çıkanlara, o arada namaz kılanlara karışmıyorlar. Mesela önemli bir firmanın Müslüman çalışanlarının cuma namazına gidenleri olduğunu duydum. İşyerlerinde namaz kılınacak yerin temini için izin almak gerekiyor. Tabi bu da o işyerindeki yönetimin inisiyatifine kalmış bir şey. Yani açıktan yapmadığınız, başkalarını rahatsız etmediğiniz ve de işini aksatmadığınız sürece namaz kılabilirsiniz.   

Başörtüsü  engeli kalkmış olsa dönüp Türkiye’de öğretmenlik yapmak ister misin?

Türkiye’ye dönmek... Memleketten uzak yaşayan bütün Türklerin hayali sanırım  ‘bir gün’ dönmek. Kırk yıldır süren uzun bir hayal bu. Tabi ki onlar için durum daha farklı. Eğitimli olan, yabancı dil bilen insanlara Türkiye’de fırsat verilirse bizler de bir gün vatanımıza dönüp orada yaşamak, çalışmak isteriz tabi. Zaten bu umutla yasadığımız için katlanıyoruz buralara. Mesela neden cenazelerimiz hâlen daha köylerimizde defnediliyor hiç düşündünüz mü? Bu en başında kendi topraklarımızda gömülme isteğimizdendir. Ucunda ölüm dahi olsa hasret gidermek gibi bir şey yani. Diğer yandan Hollanda’da Müslüman Mezarlığı talebi Türklerde pek yoktur. Neden yoktur? Çünkü bir gün vatanımıza döneceğimize inanırız hepimiz. Bunun için de böyle bir talebimiz olmadı şimdiye kadar. 

Bir de şöyle bir şey var; bana pek inandırıcı  gelmiyor ama nedense herkes Avrupalıların  çok okudukları konusunda hemfikir. Sahi, var mı böyle bir şey yoksa bu uyduruk bir efsane mi?  
 
Türkiye'ye göre kitap okumak konusunda evet. Okumaya çok erken yasta başlıyorlar, kütüphaneler her daim doludur. Asıl soru, buradaki Türk gençlerinin ne kadarı Hollandaca kitap okuyor olmalıydı sanırım? Maalesef çok az. Bu anlamda, Hollandalıların okumaya bağlı olarak genel kültürleri daha fazla, çok fazla seyahat ettiklerinden de kaynaklanıyor olabilir bu. Tabi biraz da anne babanın eğitim durumuyla ilgili bir şey. Mesela bizde pek aile içi kültürel sohbet edilmez. 
 
 
Son olarak Hollanda’daki Müslüman gençlikten hem dini hem kültürel hem de sanatsal anlamda bir umudun var mı?

Kırk seneyi geçmesine rağmen çok şeyler değişti. Yeni nesil ilk kuşağa göre doğal olarak daha farklı. Bir taraftan asimile olmaya doğru  kayan, disko ve barlara takılan,  gün boyu eğlenen, anadilini konuşamayan, dininden uzaklaşan, her haliyle ‘modern’ bir gençlik yetişiyorken bir taraftan da etrafını iyice tanıyan, değerlerine sahip çıkmaya çalışan, evde de olsa bazı ananelerini yaşatma gayretiyle kendi kimlik ve konumunun farkında olan ve bundan da memnuniyet duyan bir nesil yetişiyor. Bu yüzden de umutluyum. Müslüman isen umutlu olmak zorundasındır zaten? Şunu da söylemem gerekir ki; ara sıra Türkiye’ye gelip İstanbul’daki gençliği gördüğümde buradaki gençliği çok da yadırgamamak gerekir diye düşünüyorum. Hadi Hollanda’dakiler iki kimlik arasında kalmışlığın sıkıntısını çekiyorlar peki Türkiye’deki gençliğe ne oluyor?  Buna bakarak denilebilir ki, buradaki gençlikle Türkiye’deki gençlik arasında Türkçe’yi iyi kullanmak haricinde pek fark yok, yanılıyor muyum? Bu da haliyle bu çok üzücü bir durum.

Söyleşi için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.  
 
 
Yavuz Altınışık konuştu

Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2010, 00:32
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
müfide ilhan
müfide ilhan - 9 yıl Önce

Sen zoru başardın.Mezunu olduğun okulumuzdan ayrıldıktan sonra kendi ülkene hizmet etmek elbet güzel olurdu.Ancak kimliğini gayretini koruyarak,Ülkene layık bir insan olarak orada hizmet vermek en güzelidir.Seni en derinden tebrik ediyorum.Başarılarının devamını diliyorum.

müfide ilhan
müfide ilhan - 9 yıl Önce

.... ayrıca asimile olmadan,entegresyona uğramadan,kimliğini koruman zaten ülkene en büyük hizmetindir.Uzun zamandan beri gaztede okuduğum en anlamı yazı idi bunun için hizmet veren her bireye ayrı ayrı teşekkür ederim.

elif tüysüzoğlu
elif tüysüzoğlu - 9 yıl Önce

arkadaşımla gurur duyuyorum, hocamın temennilerine katılıyorum. ve diliyorum ki ülkemizde de avrupadaki arkadaşlarımızın çalışma şartları oluşur...inş!

bunyamin norsen
bunyamin norsen - 6 yıl Önce

aaa Gulsum hocam ,, hocalarin en iyisi dir gulsum hoca... allah yardimcin olsun hocam ins hersey diledigin gibi olur aeo.... bunyamin overbosch college....

banner19

banner13

banner20