Hocaların Hocası hayatını anlattı

Orhan Okay Hoca, edebiyata, akademisyenliğe, hatıralarına ve gençlere dair önemli sözler söyledi.

Hocaların Hocası hayatını anlattı

Edebiyatımızda ve kültürümüzde bir medeniyet kırılması yaratan Tanzimat sonrasının edebî verimlerine dair bugüne kadar birçok isim önemli çalışmalara imza attı şüphesiz. Kimisi verdiği bilgilerle kimisi de bilinen malumatın temcit pilavı misali devamlı olarak değişik tertiplerle önümüze getirip zaman ve kâğıt kaybına sebep olmasıyla akıllarımızda ve kütüphanelerimizde yerini aldı.

Günümüz insanıyla ilim ve hikmet arasında her an artan mesafe ve sözlü kültürün gün geçtikçe yazıya ve algımızı kuşa çeviren görsel curcunaya kurban gitmesi kitabın değerini gittikçe arttırıyor elbet. Akademisyen deyince insanların aklına “ilim, irfan ve edeb sahibi” değil de kapağı akademiye atınca bir tembelliğe ve donukluğa dönüşen ademoğlu geliyor artık. Edebiyat tarihi adı altında yazılan sayfalar dolusu nizamdan ve faydadan uzak malumat hem bilgi kirliliğini arttırıyor hem de sohbet halkaları yahut usta çırak ilişkisi gibi bilgilenme yollarından mahrum öğrencilerin kafasını “kitabî bilgiler” ile daha da karmakarışıklaştırıyor.

Ay VaktiÜslûbu ve ilmiyle gerçek bir akademisyen

Saydığımız tüm bu olumsuz durum içerisinde bize umut veren ve yolundan gidilmesi gerektiğini düşündüğümüz birkaç değerli şahsiyet de yok değil elbet. Hayatının hatırı sayılır bir bölümünü Erzurum’da bir İstanbul beyefendisi olarak edebiyata ve kültüre hizmetle geçiren Orhan Okay, bilimsel faaliyette bulunabilmek için illâ ki İstanbul’un maddî ortamına sahip olmanın şart olmadığını ispat eden ilim ehlinden sadece biri.

Eserleri ve edebiyle bir İstanbul beyefendisi

Uzmanı olduğu Yeni Türk Edebiyatı sahasında zamana yenilmeyip güncelliğini koruyan birçok değerli eser vücuda getirip kültür dünyasının hizmetine sunan Orhan Okay Hoca, sadece bilimsel çalışmalarıyla değil çeşitli dergilerde yayınlanıp kitaplaşmış denemeleriyle Türkçenin kullanımına dair güzel örneklerle sayfaları doldurmuş. Edebiyatımızın aykırı ismi Beşir Fuad’dan Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ına,  Mehmet Kaplan Hoca ile olan hatıralarından kaybolan kültürel kimliğimizin izlerini de sürebileceğimiz Silik Fotoğraflar’a kadar birbirinden değerli çalışmaları vücuda getiren Orhan Okay Hoca, Ay Vakti dergisinin Mart sayısında taşrada ilmî faaliyette bulunmanın zorluklarından günümüz edebiyat talebelerinin yetersizliğine kadar birçok önemli tespitte bulunuyor.

Yeni açılan üniversitelerin hâli içler acısı

Orhan Okay Hoca Erzurum’da sınırlı imkânların kuşatması altında yaptığı çalışmaları ve yaşadığı zorlukları kendisiyle yapılan söyleşide dile getirirken, günümüz üniversitelerine baktığında kendisinin asistanlık yıllarındaki Atatürk Üniversitesi’nin dahi bugünün yeni üniversitelerinden daha iyi durumda olduğunu vurguluyor.

Orhan OkayYeni nesilden umutsuz mu?

Orhan Okay Hoca’yla Ay Vakti dergisinde yapılan röportajı okurken en çok dikkati çeken noktalardan biri Hoca’nın yeni nesil edebiyat öğrencilerinden umutsuz oluşu. Günümüz edebiyat talebesinin on beş yıl önceki öğrencilerden bile daha zayıf durumda olduğunu vurgulayan hocamız, “Bugünkü neslin durumunu ve edebiyata bakışını bizim gibi ihtiyar hocalara sormayın.” diyerek hem bu bahsi kapatıyor hem de gittikçe düşen seviyenin altını çiziyor. Bu görüşe katılmakla beraber suçun sadece yeni nesle mi yoksa onu edeple yoğurup ilimle işleyerek âdeta ona yeni bir ruh vermesi gereken akademisyenlere ve bir alt basamakta “salla başını al maaşını” düsturunu yerine getirmezse eksiklik hisseden -bir kısım işinin hakkını veren hocalar hariç- öğretmenlere mi ait olduğunu düşünmeden edemiyor insan.

Tanpınar’dan sanat Kaplan’dan hocalık

Röportajın ilerleyen bölümlerinde Orhan Okay’ın iki büyük değer Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan’a dair görüşlerini de öğrenme fırsatını elde ediyoruz. Hoca, Tanpınar’dan sanat sevgisi, Mehmet Kaplan’dan ise hocalık ve araştırma disiplini edindiğini vurgularken ikisinden de yarı yolda kaldığını da iç geçirerek itiraf ediyor. Ayrıca her kitap hazırlayışında farklı bir kimliğe büründüğünün; Ahmed Midhat Efendi ile geveze, Tanpınar ile ilim deryalarında dolaşan bir seyyah olduğunun altını çiziyor.

Kedilerden musikiye bir sanat adamı

Ay Vakti dergisinin sayfalarını karıştırırken Orhan Okay’ın sadece edebiyata değil musikiye ve fotoğrafa da meraklı olduğunu, lâkin bunların bir heves mesabesinde kaldığını okuyoruz. Röportajın sonunda da Orhan Okay’ın kedi düşkünlüğüne ve çocukluğundan beri devam eden kedi sevgisine şahit oluyoruz.

 

 

Cahit Saçak okudu ve paylaştı

Güncelleme Tarihi: 28 Mart 2011, 10:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet taşkın
mehmet taşkın - 10 yıl Önce

gerçekten çok güzel bir ropörtaj olmuş. bu sayı kaçmaz.

banner19

banner13

banner26