Hilmi Oflaz sadece bir Hilmi Oflaz değildir

Kendilerinden söz edildiğinde sözün içine bir ya da birden çok başka güzel adamın, insanın karıştığı, bir şekilde onları da anarak daha başka güzel insanları da onlar vasıtasıyla hatıra getirdiğimiz güzel insanlar vardır. Hilmi Oflaz da işte böyle biri, bir garip adem, bir güzel adem…

Hilmi Oflaz sadece bir Hilmi Oflaz değildir

 

Hilmi OflazBazı güzel insanlar vardır, kimi yaşayan kimi göçüp giden. Ama ister yaşasın ister göçüp gitmiş olsunlar, haklarında söylenenlere baktığımızda keşke tanımış olsaydık diyebileceğimiz türden insanlar… Kendilerinden söz edildiğinde sözün içine bir ya da birden çok başka güzel adamın, insanın karıştığı, bir şekilde onları da anarak daha başka güzel insanları da onlar vasıtasıyla hatıra getirdiğimiz güzel insanlardır bunlar…

Hilmi Oflaz da işte böyle biri, bir garip adem, bir güzel adem… Adı her anıldığında Mehmed Niyazi ile, üstad Necip Fazıl’la birlikte bilinen, Büyük Doğu fikrine ve mecmuasına karşı göstermiş olduğu akıl almaz ilgi ve sevgisiyle, bağlılık ve muhabbetiyle bilinen bir güzel adem…

İsmini Necip Fazıl’la bildiğimiz için, söze üstadla ilgili, daha doğrusu üstadın Erzurum’a gelişleriyle ilgili birkaç anekdotla başlayalım istiyorum. Bildiğimiz kadarıyla Erzurum’a iki kere gelmiş Necip Fazıl. İlki 1961 yılında ve ikincisi ise 1963 yılında olmuş bu ziyaretlerin. Özellikle 1963 yılındaki, “İman ve Aksiyon” başlıklı muhteşem bir konferans verişiyle ilgili. Çok sonraları Bedir Yayınları’nın küçük bir kitapçık formatında yayınladığı bu konferansı, bugün için Erzurum’da yaşı yeten herkes bilip anlatır. O gün orada kendisine kimi içi dopdolu kimi ise avami biçimde sorulan sorulara verdiği cevaplar hâlâ söylenip durur şehirde.Necip Fazıl, İman ve Aksiyon

“Bu soruyu Erzurumlu irfanına yakıştıramadım”

Necip Fazıl’ın çocukluk yıllarındaki ilk gelişi hariç, bir mütefekkir, bir aksiyon adamı olarak Erzurum’a ilk gelişini bu tarihe bağlamak pek de doğru değil.  Zira Mehmet Kırkıncı Hocaefendi’nin anılarına göre 1961 yılında sınırlı sayıda insanla görüşmek üzere bir kere daha Erzurum’a geldiğini, kuvvetle muhtemel yanında Kadir Mısırlıoğlu’nun da olduğunu ve bu seyahatinde Mehmet Kırkıncı Hocaefendi ile oldukça derin biçimde tanıştıklarını da eklemek gerekiyor.

Erzurum’da 1963 yılında verdiği konferansla ilgili olarak aktarılan ilginç bir anekdot var. Salonda Necip Fazıl’ı dinleyen zamanın CHP Erzurum gençlik kolları başkanı, aksiyon adamı olmak ve Atatürk hakkında “Üstad, Atatürk de bir aksiyon adamı mıydı?” diye bir soru sormuş üstada ve üstad da o gence bir müddet bakarak, kendisini dinlemeye gelen 3000 kişilik topluluğun önünde şöyle bir cevap vermiş: “Bu soruyu Erzurumlu irfanına yakıştıramadım.”

Hilmi Oflaz Necip Fazıl’ı ne zaman tanımıştır, özellikle bu ikinci gelişinde yanında mıdır, bunu bilmiyorum. Ama üstadın Erzurum’dan gidişinden sonra bilinen ve dillendirilen üç sohbetten birine konu olmuştur hep. Bu sohbetlerden ilki demin bahsettiğimiz olaydır. İkincisi ise, Kemalettin Kamu’ya da anlattığı ve onu sert biçimde eleştirerek bir karşılaştırma bile yaptığı ve sonradan tekrar tekrar işlediği, çocukluk yıllarına ait Erzurum anısıdır.

Hilmi Oflaz’ın konu edildiği anekdotlar ise, daha çok Erzurum’dan İstanbul’a gidenlerin onu üstadın yanında gördükleri anlara ilişkindir: “Adam ilk görüşte hırpani kılıklı, ama derinden bakınca çokça asil, ince bıyıklı, temiz yüzlü bir adam. Tıpkı üstad gibi bıyıklarını ince ince toplamış dudaklarının üstünde, evinin bir duvarı tamamen Büyük Doğu dergileri ile örülmüş, çok seviyormuş üstadı ve Büyük Doğu’yu, öyle ki, karısı çoluğu çocuğu bir yana, kümesindeki tavukları bile tek tek isim vererek Büyük Doğu’ya abone yapmış, adı Hilmi Oflaz’mış… Allah herkese böyle bir dost nasip etsin.”

Hilmi OflazÖyle bir iç bütünlüğe sahip bir adam ki Hilmi Oflaz

Hilmi Oflaz’ın Necip Fazıl’a karşı katışıksız bir saflıkla sürdürmüş olduğu bu bağlılık ve sevgisini sadece bir insana karşı gösterilen muhabbetten çok bir davaya (Büyük Doğu davasına) karşı beslediği, sağlam fikrî kökenleri olan bir bağlılık olarak değerlendirmek gerekmektedir. Sözgelimi, Hilmi Oflaz’ın bu anlamda işporta tezgahında satmaya çalıştığı çorap, mendil vs. gibi türlü eşya arasında ille de Büyük Doğu dergilerini de satmaya çalışması ve bütün müşterilerine asıl alınması gereken şeyin bu dergiler olduğunu çok teatral bir şekilde ifade etmiş oluşu oldukça düşündürücüdür.

Hakeza Hilmi Oflaz’ın bu fedakarâne bağlılığı yanında kişiliğinin ayrılmaz parçası hükmündeki mertliği, misafirperverliği ve bu davaya bağlı olan gençliği bir nebze olsun rahatlatmak için girişmiş olduğu kimi anlık, kimi sürekli mertlik içindeki davranış ve alışkanlıklarının başta Mehmed Niyazi Hoca olmak üzere pek çok kişi tarafından çok özel biçimde yorumlanmış oluşunu da bu bağlılıktan saymak gerekmektedir.

15 Mayıs 1998'de vefat eden Hilmi Oflaz’ın kendi hayatına yönelik olarak dillendirmiş olduğu, “hayatımda dört devre var: İkbal, idbar, ikmal ve icmal devreleri…”  şeklindeki sözüne bir de ‘ikram’ boyutunu katarak onu tarif etmeye çalışanların da hiçbir biçimde birbirinden ayırmadan birleştirerek dillendirdikleri bir bütünlüktür bu. Bu bakımdan Hilmi Oflaz’ı kendi serüveni içinde, kendi gerçeğini yaşamak isteyen ve böylece ‘Dostlarım, kitaplarım ve sigaram…’ diyerek kendi bütünlüğünü yine kendince ortaya koyan huzurlu bir adam olarak tarif edebiliriz.

Öyle bir iç bütünlüğe sahip bir adam ki Hilmi Oflaz; askerlik görevi sırasında kitaplarını kışlaya götüren, çok önceleri yaşadığı zengin ve rahat içindeki hayatı çok da önemsemeyen, eline geçen şeylerden ziyade elinde olanı paylaşmak isteyen, bir bakıma da kendi hayatını, kazandıklarından ziyade geride bıraktıkları ve tenezzül etmedikleriyle, ortaya koyduğu kadar paylaştıklarıyla ve inandığı dava uğrunda sarf etmiş olduğu çabayla anlamlandırmaya çalışan bir adamdır Hilmi Oflaz.

Mekanı cennet olsun…

 

Şahin Torun yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2013, 13:46
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ramazan demir
ramazan demir - 6 yıl Önce

ruhu şad olsun

banner19

banner13