banner17

Her konuşana bir Molla Kasım!

Nurettin Durman, 'neymiş Yûnus'un derdi' diye merak etti ve sözü günümüze getirdi.

Her konuşana bir Molla Kasım!

Ey bana iyi diyen benim kamudan yavuz/ Alnımı ay bilirim bu gözlerimi yıldız

Burhan Toprak, Yunus Emre Divanı
(+)

Şeyh Bedreddin Varidat’ında idrak meselesi hakkında şöyle söyler: “Arifler gerçeği bilirler. Mesela bir kişiye şunu yaparsan, sana nurdan iki kuş verilecektir dendiğinde, arifler bu iki kuşla ilim ve hünerin kastedildiğini bilirler. Halbuki dinleyenler alelade kişilerin bildiği anlama geldiğini sanırlar. Bu da doğru değildir.” (Varidat, sf,6)

“Derviş Yûnus kırk yıl Tapduk Emre dergâhına hiç eğri odun taşımamış” meselesini de bu anlayış çerçevesinde düşünürsek, düzgün olan odunların saf, temiz, bozulmamış âdemoğulları oldukları anlaşılmış olmalı. Yoksa ocakta kuru odunun yanında yaş odunun da yanacağı bir diğer mesele olarak vardır anlatılarımızın arasında.

Mana âleminden bir ışık saçılmış yeryüzüne

Oluşlardan bir oluş da müstesna hallerdir. Mesela “Yunus’un kavmi müstesnadır.” Çünkü kavim önce sunulanı kabul etmemiş lakin sonradan pişman olup ayrıca akl edip iman etmiş, inanmış ve kurtulmuştur azaptan. Yunus Suresi’nde bu müstesna oluşa bir açıklık verilmiştir.  Zaten hayatımızda bir şahane örnektir ki dillere destandır. Dillere destan oluşu bu oluşlar meclisinde kıyamete kadar kendilerinden söz edileceğidir de aynı zamanda. Bu bir rahmanî nimet olarak gözümüzün önüne serilmiş ve akl edelim diye getirilmiş Rabbimizin bize bir bağışıdır. Bilmenin önündeki oluş halini anlamamız içindir açıkça. Ayrıca kapalı bir mevzu olarak değil, açık bir hayatî mesele olarak görünmektedir. Mana âleminden bir ışık olarak apaçık saçılmıştır yeryüzüne.

Sezai Karakoç, Yunus Emre
(+)

Şöyle Derviş Yûnusça söylenmiş bir sözün altında elbet Yûnusça bir seziş uçurabilir ancak sözün kanatlarını: “Halk içindir bu dil sözü gönüldedir dostun râz’ı/ Gönül dosta söylediği ne der ise Kur’an imiş.” Buradaki söyleyişten, “râz” lafzını sır, gizli şey, gizlenen şey, diye okuduğumuzda aleni söylenen deruni sözün halk katında anlaşılırlığının ne kadar eksik kaldığı, lakin dostun gönlünde o sözün derin manalar içerdiği anlaşılacaktır. Taşın yerinde ağır olduğu deyimli savından da yararlanabiliriz böylece. “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” hikmetli uyarısından da payımıza düşeni çıkarabiliriz elbet.

Mustafa Tatçı, Yunus Emre
(+)

Bilmeyen susuyor mu?

Bilenin vukufiyeti karşısında bilmeyenin suskunluğu tercih etmesi umulur iken acep hayatta öyle midir? Hiç de değil. Eğer öyle tatbik edilmiş olsa ne güzellikler çıkardı meydana. Neyse, bu Derviş Yûnus meseli beni hayli düşündürmüştür bu son yıllarda. Dervişin kalıcı olan has şiiri karşısında hürmete tâbi olmak lazım gelir.

Yani sözün hasına ulaşmağa yeltenirsek eğer şöyle ki:

Olmaz sözü demezem ben marifet ehline

Zira desem inanmaz ağaçta bitti karpuz

 

Nurettin Durman değindi

Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2010, 16:35
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20