Hep yorgun bir yüzle dolaştı aramızda Alaeddin Özdenören

Alaeddin Özdenören, yalnız ve kırılgan yaşadığı hayatının sonunda ‘En Yalnız’a kavuşma telaşını yakasında imrenilecek bir madalya olarak hüzünle taşımıştır.

Hep yorgun bir yüzle dolaştı aramızda Alaeddin Özdenören

Maraş’ta Ahırdağı eteklerinde doğan iki kardeşten Rasim Özdenören öykünün özgün patikasında ilerlerken, Alaeddin Özdenören’in bahtına ‘yalnızlığının yalnız olmadığı’ bir hayat ve şiir düşer. Onu çoğumuz Rasim Özdenören’in şair ikizi olarak tanıdık.

Edebiyatın magazinine giren bu bilginin ötesinde İkinci Yeni’yle başlayan şiir serüvenindeki o hüzünlü, kırılgan, tedirgin fakat dirençli şiiriyle tanıyamadık Alaeddin Özdenören’i.

Bunun da ötesinde Doğu-Batı, geleneksel ve modern dünya kavramlarına getirdiği derinlikli yazılarıyla ise hiç tanıyamadık. Şair kalbi ve felsefeci zihniyle kimi zaman imgelerle, kimi zaman makalelerde not düşmeye çalıştığı dünyanın ona çok sıcak davrandığını da söyleyemeyiz. Tıpkı bakanlık müşavirliğinden emekli olup Balıkesir’e hicret etmesini hiç kimsenin anlamlandıramadığı gibi.

Özdenören’i tüm o insanlardan ayıran bir yalınlık vardır

Alaeddin Özdenören’in çalkantılı yaşam öyküsünde, edebiyat ve fikir dünyamızın mihenk taşı olan birçok isim satır aralarına gizlenmiştir. Örneğin İstanbul günlerinde Nuri Pakdil’in askerden yazdığı mektuplarla güç bela gitmeye ikna ettiği Sezai Karakoç. Yine Sezai Karakoç’un adeta çekerek götürdüğü Üstad Necip Fazıl.

Yine bugün kıyamet sessizliğiyle konuşan Nuri Pakdil’le yaşadığı, uzun bir dönemi kapsayan inişli çıkışlı ilişkiler. Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan gibi aksiyoner şairlerle birlikteliği. Fakat Özdenören’i tüm bu insanlardan ayıran bir yalınlık vardır. Dünyanın karmaşasından içinin fırtınalarına açılan kapının gerisinde müthiş imtihanlarla sınanmıştır. Dağılan evliliği, ilk oğlunun kendisini reddedişi, yeni evliliği, çok sevdiği diğer oğlunu trafik kazasında yitirmesi, öğretmenlik yaparken oradan oraya tayini, yıllarca bin bir hastalıkla boğuşması, hastane odaları…

Arada kalan Alaeddin Özdenören oldu

Çocukluğunda dam evlerinin çatısında bir alev akıntısı ve uzakları tarayan sessizlikle gelen akşamlarda, sabahlara kadar yıldızları gözler. Arkasından yekpâre izler bırakarak kayıp giden yıldızların altında, kayan her yıldız için dileği de hazırdır. Sonra İstanbul’da birdenbire insana ferahlık vererek gelen yağmurları tanır. Fakat ölüm hep yanı başında durmaktadır.

Özdenören’in yaşam serüveni kadar şiir serüveni de bazen yükselen bazen alçalan bir deniz munisliğindedir. Sezai Karakoç’un Diriliş’inde, Nuri Pakdil’in Edebiyat dergisinde, Cahit Zarifoğlu’yla Mavera’da bir yandan şiir mecrasını bulmaya çalışır, bir yandan da dergilerin görünmeyen çalışanı olur.

Necip Fazıl’ın, daha ilk tanışmalarında, “Yazımı bugün gazeteye sen götüreceksin.” diyerek eline tutuşturduğu zarfı koşar adım ve kaçak bindiği vapurla yerine ulaştıran şair, Üstad’ın Büyük Doğu’su ve Karakoç’un Diriliş’i için trenle il il dolaşarak abone ve satış yapar. Gittiği yerlerde bir dost bulunamazsa banklarda yatar, kuru ekmekle karnını doyurur. Ama Necip Fazıl’ın da, Karakoç’un da istediği kadar aboneyi yapar ve gelir.

Arkasından Nuri Pakdil’in Edebiyat dergisine katkıda bulunmaya başlar. Alaeddin Özdenören fedakârlıktan ve herkesin her dileği için koşturmaktan asla geri durmaz. Bütün bunlara ve uzun kopuşlara rağmen dostlarını hiç ihmal etmez. Zarifoğlu’nun ve İnan’ın vefatından sonra, onların şiirlerini tahlil ettiği Şiirin Geçitleri kitabını hazırlayacak kadar sadıktır dostlarına.

Ay Vakti ailesi son zamanlarında hep yanındaydı

Son zamanlarında Ay Vakti dergisinde ürünlerini yayınlayan Alaeddin Özdenören artık çocuksu bir mutlulukla yazdığını söylemişti. Şiir programlarından birine katılmak üzere geldiğinde Recep Garip, Şeref Akbaba ve Nurettin Durman ile birlikte uzun uzun konuşmuştuk onunla. Sonra radyo programı için dört saat süren bir kayıt yapmış ve çoğumuzun ilk kez duyduğu heyecanlı hayat serüvenine şahit olmuştuk. Burada aktarılanlar bunlardan birkaçı. Şunu belirtmek gerekir ki Ay Vakti ailesinin, özellikle Recep Garip’in maddi manevi destekleri son yıllarında Özdenören’in hep yanında olmuştur.

Kaybolduğu fırtınalarda sahil-i selamete çıkmış bir adam

Alaeddin Özdenören her zaman yorgun bir yüzle dolaştı aramızda. Cebinde dolaştırdığı ölüm sırrını, kentin soluk yüzlü çocuklarına avuç avuç dağıtacak kadar cömert bir kalp taşıdı.

Cevat Akkanat’la yaptığı son söyleşisinde, “Avucuma düşen yıldızı, ellerimi kenetleyerek boğdum.” diyerek dünya gaileleriyle alakasını kestiğini söylerken de, kaybolduğu fırtınalarda sahil-i selamete çıkmış bir adamın sesini duymak mümkündür. O, yalnız ve kırılgan yaşadığı hayatının sonunda ‘En Yalnız’a kavuşma telaşını yakasında imrenilecek bir madalya olarak hüzünle taşımıştır.

Ay Vakti’nde yayınlanan son şiiri “Şairin Duası"nda: "Gölün ortasında/ Uzak sayılmaz. Ne tuhaf!/ Kesilen bedenimin o parçası artık bana ait değil" derken okuruna vedasını da yapmıştı.

Mekânı cennet olsun.

Adem Özbay yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2019, 17:12
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13