banner17

Hem Söyledi Hem Yazdı Hem Derledi: Fahri Kayahan

Fahri Kayahan içimize işleyen sesiyle, Beydağı’ndan esen rüzgârla arınan sözleriyle, tamburun yüreğimize dokunan tınısıyla geçmişi geleceği şimdi buraya çağırır. Muaz Ergü yazdı.

Hem Söyledi Hem Yazdı Hem Derledi: Fahri Kayahan

“Keklik dağlarda şağılar” diye başlayan bir türkü var. Keklik türküsü… Türküyü dinlerken keklikler kanat çırpar yüreğimizin en tenhalarında. İçimizin koyaklarından geçip gider keklikler seke seke. Kınalı keklikler… Fahri Kayahan söyler. Malatyalı Fahri… Güneş uzak ufuklarda batarken, dağlara alacakaranlık düşerken, gök kızıl bir aleve dönerken, “ağlarım ben kekliğime, ipeklenmiş tellerine, yanaktaki benlerine.”

Malatyalı Fahri’nin bu türküsünü Sadettin Kaynak ‘Hüseyni’ makamında bestelemiş. ‘Hüseyni’, klasik musikimizde özellikle Anadolu’ya has bir makam. Türkülerin birçoğu bu makam üzre bestelenmiş. İnici çıkıcı özeliğiyle, perdeler arasındaki geçişleriyle öne çıkar. Perdeler arasında gezintiler, iniş çıkışlar insanı büyüler. Ateşin, sımsıcak bir doğası var bu makamın. Ol sebepten gönüldeki alevi harlayabilir.

Tamburu öğrendi, bağlamayı bıraktı

Ayrılık Ateşten Bir Ok, Sarı Kurdelem Sarı, Ördeğin Sürüsü Kazınan Gelir, Fırat Suyu Bulanık, Hanım Hanım Şen Hanım, Bahçelere Ay Doğdu, Nazlı Yâre Fiske İle taş Attım, Ezo Gelin, Mevlam Birçok Dert Vermiş, Karadır Kaşların Ferman Yazdırır, Şafak Söktü Sunam Uyanmaz, Rüyamda Gördüm Mahımı, Derin Hülyalara Daldım, Yolum Düştü Suriye’ye, Elimde Altın Şamdan, Şu Dağları Delmeli, Çiçekten Harman Olmaz, Bir Oda yaptırdım Hurma Dalından, Bugün Ayın Üçüdür gibi müthiş türkülerin kaynağı Fahri Kayahan 1917’de Malatya’da doğar. Varlıklı bir aileye mensup. Babası Malatya’nın en büyük manifaturacısı Mustafa Bey. Annesi Şam Kadısı’nın kızı Şerife Hanım. Fahri Bey büyük bir hassasiyet ve özenle yetiştirilir. Kendisi de nazik, duyarlı, içli biri. Giyimine, kuşamına, temizliğine çok dikkat eder. Hatta çok iyi giyinen biri.

Küçük yaşlardan itibaren çalıp söylemeyi seven ve bu yönde istidadı olan Kayahan, ilk önceleri bağlama çalmayı öğrenir. Gramofon dinleyerek başka sesleri ve müzik aletlerini tanımaya başlar. Bağlamadan sonra Karaköylü Reşat Dayı’dan tambur dersleri alır. Tamburdan sonra bağlamayı bırakır. Cümbüş ve tambur çalar. Tambur en eski klasik sazlardan biri. Tamburda duyguyla ritmin eşsiz ahengini duyarız. İçimize ve maziye çok derin, içli bir yolculuğa çıkarız. Fahri Kayahan içimize işleyen sesiyle, Beydağı’ndan esen rüzgârla arınan sözleriyle, tamburun yüreğimize dokunan tınısıyla geçmişi geleceği şimdi buraya çağırır. Musikinin efsunuyla ta ezele gideriz. Ezelden ebede bir yolculuk…

Almanya’da 40 plak doldurdu

Fahri Kayahan’ın akrabası ve müzikle meşgul olan Yaşar Kayahan’ın busabahmalatya.com adlı sitede yayınlanan söyleşide bahsettiği gibi Malatyalı Fahri 17 yaş civarlarında evlenir. Bir süre sonra talihsiz bir olay dolayısıyla eşini kaybeder. Bu olay onun hayatında önemli bir dönüm noktasıdır. Kızını alarak Malatya’dan ayrılır. İstanbul’a gelir ve bir daha geri dönmez. Burada klasik Türk müziği üstadlarından besteci, udi, tamburi Selahaddin Pınar ve eğitimini tıp alanında yapan ama müziği tıp kariyerine tercih eden bestekâr, “Koklasan saçlarını bu gece ta fecre kadar” şarkısını da besteleyen, Sahibinin Sesi adlı müzik firmasının müdürü Artaki Candan ile beraberdir. İstanbul’un müzik ortamlarında tamburu ve sesiyle müziğini icra eder.

‘Sarı Kurdelam’ şarkısını plağa okur. Safiye Ayla da bu eseri seslendirir. Hatta Ayla bunu Mustafa Kemal’e de okur. Çok beğenilir. Kayahan saraya getirilir ve bu eseri üç defa okur. Bundan sonra Fahri Bey her yerde dinlenen, aranan biri oluyor. Almanya’ya çağrılıyor. 40 tane plak dolduruyor burada.

Yeşilay’ın bir numaralı üyesi

İnönü Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ramazan Çiftlikçi’nin vurguladığı gibi, Kayahan’ın en göze çarpan yanlarından biri de içki ve sigara kullanmaması. Hatta Yeşilay’a bir numaralı üye olarak kaydediliyor. İçkinin kötülükleri hakkında plak bile dolduruyor. “Bütün içkilere harp ilan ettim.” diyor. Efendiliği, kibarlığı, giyim kuşamındaki titizliği nedeniyle gittiği her yerde sevilen, saygı duyulan biri haline geliyor. Zamanında bütün devlet erkânının ve sanat camiasının tanıdığı, bildiği biri olmasına rağmen herhangi aşırılığına ve şımarıklığına rastlanmıyor. Aldığı eğitime ve kültüre yaraşır şekilde musiki semasının yıldızlarından…

Sadece çalıp, söylemiyor. Sinema filmlerinde oynuyor. Müzeyyen Senar’la oynadığı “Aslı ile Kerem” bu filmlerden biri. Bazı filmlerde tamburu ve sesiyle var. 60 civarında film senaryosu yazmış. Cümbüşü de çok iyi çalan Fahri Kayahan, normal cümbüşten ziyade uzun saplı cümbüşü tercih eder. Hatta radyo sanatçısı olması için cümbüşü tamamen bırakıp tambur çalması istenir. O kabul etmez. 

Taşrayı merkeze taşıyan bir musiki adamı

Fahri Kayahan, müziğimizin önemli değerlerinden. Türkülerle klasik musikiyi terkip etmeyi başarmış ve ikisi arasında bir kıvam yakalamış. Taşrayı merkeze taşıyan bir musiki adamı da diyebiliriz. Hem söylüyor hem yazıyor hem de derleme yapıyor. Anadolu insanının hamurunu karan acıyı, hasreti, yokluğu, gurbeti en dolaysız biçimiyle dile getiriyor.

Malatya’dan kaçıp geldiği İstanbul’da 1969 Mart’ında bir gece misafirlikten döndüğünde evinin soyulduğunu, bütün özel eşyalarının ve bestelerinin çalındığını gören Fahri Kayahan şok olur. Hastaneye kaldırılır. Yaklaşık bir ay sonra vefat eder.

Allah rahmet etsin.

Muaz Ergü

Güncelleme Tarihi: 14 Kasım 2018, 17:41
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20