banner17

Hem hoca hem sanatçıdır Kaplan!

Mehmet Kaplan nadir bulunan bir kıymet. Çünkü o bir Hoca-sanatçıdır. Kendisinin yetiştirdiği, akademik kimlikleri sağlam ama sanatçı yönleri zayıf hocalardan ayrılan yönü budur.

Hem hoca hem sanatçıdır Kaplan!

Notlarımda onunla ilk tanışıklığım 20.04.1999 tarihiyle kayıtlı. Kitabî bir tanışıklık bu. Eserinkültür ve dil.png adı: Kültür ve Dil. Yazarı: Mehmet Kaplan. Tanışma sebebim, Edebiyat öğretmenim Ahmet Demirkol. Ne notlar almışım kitabın üzerine. Üniversite hazırlık dönemim. Paragraf sorularını cevaplandırmak gibi bir amaç benim Mehmet Kaplan’la tanışmamı sağladı. Her paragrafın altında bana ait bir cümle. Kurşun kalemle yazılan cümleler bütünü. Böyle bir çalışmayı, Rasim Özdenören’in Kafa Karıştıran Kelimeler’ini okurken de yaptım. Derdim yine paragraf çalışmasına yardımcı olmasıydı kitabın. Ben zaten sınava hazırlık işini bir eğlenceye dönüştürmüştüm.

Önce ‘denemeci’ –dolayısıyla sanatkâr- Kaplan’la tanıştım

Mehmet Kaplan mesaim, Mustafa Muharrem Hoca’nın “Nesillerin Ruhu’nu okumalısın” önerisiyle devam etti. Ama Mustafa Muharrem Hoca’nın sözü bir öneri olarak kaldı. Kitap ile buluşmam, 8 Kasım 1999 olarak kayıtlı. İsmail Kara Hoca, kendisini ziyaretlerimden birinde, Mehmet Kaplan’ın Nesillerin Ruhu’nu, Edebiyatımızın İçinden’ini ve Büyük Türkiye Rüyası’nı üçlü olarak hediye etti ve bu denemeler böylelikle zihin ve gönül dünyamda yerini aldı.

Mehmet Kaplan’la ilk tanışıklığım denemeci Kaplan’ladır. Yani ben onun sanatçı yönüne şahit oldum önce. Sonrasında -aldığımız eğitim gereği- akademisyen Mehmet Kaplan’la da mesaim oldu.

15375Birileri övüyor, birileri yeriyordu

Kimdi Mehmet Kaplan? Benim için nerede duruyordu? Kendisinin mesai harcadığı, talebenin derdiyle hem-dert olduğu odada Necat Birinci’den ders dinlerken, bunlar ve benzeri bir sürü soru zihnimi kurcaladı durdu. Kimdi bu insan? Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı hocalarının bahsettiği kadar büyük bir insan mı, yoksa Eski Türk Dili Anabilim Dalı hocalarının kötülemeleriyle oluşan küçük bir insan mıydı? Asla küçük bir insan değildi. Hatta bazıları ileri giderek kelime oyunuyla Hoca’nın soyadından ilhamla hiç de hoş olmayan, hâlâ asık suratla hatırladığım espriler yapıyordu. Tabii, Eski Türk Dili Anabilim Dalı hocalarının bu tavırlarının kıskançlıktan olduğunu anladım.

Mehmet Kaplan, benim için her şeyden evvel bir denemecidir. İsmini saydığım dört kitabı sözlerimin şahididir. Sonrasında, beni Tanzimat romanlarını okumak zulmünden kurtaran bir akademisyendir. En önemlisi de metod sahibi bir hocadır. Onun dünyasını tanımak demek, benim için bir devre şahit olmak demektir. El-an hasbihalim devam ediyor. Ne zaman başım sıkışsa, bazı şeyleri anlamakta zorlansam imdadıma yetişen bir hoca oluyor Mehmet Kaplan.

Mehmet Kaplan nadir bulunan hocalardandır. Çünkü Hoca-sanatçıdır. Kendisinin yetiştirdiği, akademik kimlikleri sağlam ama sanatçı yönleri zayıf hocalardan ayrılan yönü budur. Belki de Eski Türk Dili hocalarının kıskançlıkları da burada gizli olsa gerek.

Sivrihisar yıllarını daima hatırlar

Hoca-sanatçı Mehmet Kaplan, 1915 yılında, I. Dünya Savaşı’nın ortasında Sivrihisar’da 15376dünyaya gelir. İlkokulu bitirinceye kadar orada kalır. Yunanlılar’ın Sivrihisar’ı yakmasına şahit olur. Evinin penceresi bu şahitliğe ortaklık eder. Hükümet Konağı yanarken, Yunanlılar hak iddia etmesin diye, defterleri kurtarmaya çalışanlar arasında kendisi de vardır. O günleri hep hatırlar. Doğduğu kasaba aynı zamanda Yunus Emre’nin ve Nasrettin Hoca’nın da yaşadığı yerdir. Okula gitmeden, Yunus Emre’nin şiirlerini, annesi kulağına fısıldar. Çocukluk oyunlarını Nasrettin Hoca’nın kızının mezarının başında kurar. Hem mahalle mektebi görür hem de ilkokulun ilk öğrencileri arasında yer alır. O, bu yönüyle bir geçiş dönemi insanıdır. Sivrihisar, onun anılarında fakirlik olarak hatırlanır. Çöken bir Sivrihisar vardır hafızasında. Annesi, sabah ezanında kalkan, namazını kılan, namaz sonrasında yufka ve çorba pişiren bir hanımdır. Her haliyle Sivrihisar, eski kültürdür Mehmet Kaplan için.

Rüzgârlı bir ışık: Eskişehir

Eskişehir’e gelişi, Sivrihisar’a kervanların gelmemesiyle olur. Bir zaruret vardır. Çünkü Sivrihisar gittikçe ölen bir şehirdir. Eskişehir demiryolu Sivrihisar’ı bir köy haline getirir. Ailenin işleri bozulmuştur; maddi sıkıntılar baş gösterir. Eskişehir’de ilk gördüğü, bir manavın önünde havada rüzgârlı bir ışık olarak sallanan bir ampuldür. Şaşırır, rüzgârla sönmeyen bir lamba ile karşılaşır.

Çalışmak zorunda kalır Kaplan. Fabrika önlerinde simit, ekmek; istasyonda süt satarak ailesinin geçimine yardımcı olur. Halkevi Kütüphanesi birinci evi olur. Hayatın acılarına ve bu acılardan kurtuluş reçetelerine, okuduklarıyla, burada ulaşır. Yalnız olmadığını hisseder. Kütüphanede Türk yazarlarından birçoğunu okur. Maksim Gorki, Goethe tercümeleri dünyasına birer düğüm atar. Hatta o kadar iyi bir Goethe okuyucusudur ki, onun üzerine bir konferans verir genç Kaplan. Hayat Mecmuası’nı takip eder. Ömer Lütfi Barkan, Eskişehir Lisesi’nde onun felsefe ve psikoloji hocası olur.

Bir yazar olmayı olmaya hayâl ediyor

Kendisinde uyanan edebiyat, felsefe ve psikoloji merakı ve okumaları onu önce şiirle tanıştırır. Roman ve hikâye yazar. Parasız yatılı okumak zorundadır. Yüksek Öğretmen Okulu, felsefeye talebe almadığı için edebiyat bölümüne girmek zorunda kalır. İstanbul’da şiirinin, romanın ve hikâyenin ustalarıyla karşılaşınca bu türlerden vazgeçer. Psikoloji, sosyoloji ve felsefeyi de içinde barındıran denemede karar kılar. Fuat Köprülü hocasıdır ve yabancı dil konusunda ketum bir hocadır. Fransızca öğrenmeye başlar. Hüseyin Cahit’in “Fikir Hareketleri”ndeki tercümeleri aracılığıyla Fransız eleştirmen Alain’le tanışır. Alain, Kaplan’ı ezilmişlikten kurtarır. Fuat Köprülü’nün bütün eserlerini okur. Bu okuma ona, edebiyata sosyal zaviyeden bakma metodunu öğretir. Ali Nihat Tarlan metin şerhinde hocası olur.

15377Ve hayatının 20 yılını Tanpınar’la baş başa, diz dize, göz göze, gönül gönüle geçirir. En büyük bahtiyarlık budur kendisi için. Damı akan bir evde, Tanpınar’ın tavassutuyla Cevdet Paşa Tarihi gecelerini süsler.

1950 senesinde Avrupa’ya gider. Sorbon’da bir öğrenci gibi dersleri ve etkinlikleri takip eder. O günleri şöyle hatırlar: “Bundan sonraki nesiller mazi ile daha fazla alışverişte bulunurlarsa, orijinal bir Türk Medeniyeti yaratacaklardır. Çünkü 1000 yıllık hayat tecrübesinden bizim istifade etmemiz lazım.”

Hasbihal sona ermez 

Bile isteye, akademisyen Mehmet Kaplan’dan bahsetmedim. Kaplan Hoca’nın akademik yönünü merak edenler İstanbul, Marmara ve Mimar Sinan üniversitelerindeki akademisyen talebelerini ziyaret eder; çaylar demlenir ve Kaplan’ın bu yönünü bir fem-ı muhsinden dinler.

 

Zeki Dursun Anadolu kokan bu insanı rahmetle andı

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2010, 18:46
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
yusuf can
yusuf can - 8 yıl Önce

hala derslerimizde gördüğümüz akademisyen mehmet kaplanı bize insan olarak tanıttığınız için teşekkürler ve tebrikler

kadir
kadir - 8 yıl Önce

gerçekten büyük bir eleştirmendi. yahya kemal'in nazım'ın ....siyle olan ilişkisinden dolayı, nazım'ın gomünist olduğunu, kin duyduğunu tespit edebilebilmeyi başamış bir çekiştirmen, eleştirmen

ibrahim alan
ibrahim alan - 8 yıl Önce

Türkolojide dayatılan kitapları nedeniyle öğrenciler asıl ilgilenmeleri gereken eleştirel okumalara fırsat bulamadıkları için tabii ki bildiklerini, Kaplan'ı yücelteceklerdir. Berna Moran'ı, Jale Parla'yı, Yıldız Ecevit'i, Nurdan Gürbilek'i tanımayan öğrenci, pek çok örnekleri gibi kültürel milliyetçilik refleksiyle oluşturulmuş metinlerle boğuşacaktır. Herkes istediğini okur ama bugün kıymetten düşmüş bir okuma biçimiyle tek tip metinlerin sahibi bir akademisyenin yüceltilmesine dayanamam

mustafa özçelik
mustafa özçelik - 8 yıl Önce

Zeki Dursun kardeşime teşekkürler..

seremoni efendisi
seremoni efendisi - 8 yıl Önce

Önemli adamları, böyle güzel bir yazı ile tanımaktan memnunuz. Zeki Bey'e de çokça teşekkürler...

kadirşinas
kadirşinas - 8 yıl Önce

Böyle yüce bir insanı bizlere daha yakından tanıttığı ve farkına varamadığımız bazı yönlerini görmemizi sağladığı için kardeşimize sozsuz teşekkürler. Allah razı olsun.

Gökhan Gökçek
Gökhan Gökçek - 8 yıl Önce

Hayranlık uyandıran bir mütefekkir. Söyledikleri kulağımıza küpe olur inşallah.

Ali Göçer
Ali Göçer - 8 yıl Önce

Hocası Tanpınar'ın 27 Mayıs'ta darbecilere selâm durmasını örnek alarak 12 Eylül'de haz'rola geçmiştir bu "yüce şahsiyet". Sağcı, devletçi, milliyetçi, anadolucu bir anlayışla binyıllıktarihi savunmuş; eklektik/muharref kimliğiyle bayat bir Türk-İslam sentezciliği yapmıştır. Vahiyle irtibatları sıfır noktasındadır, kültür vardır bunlar için, "ed-Dîn" değil. Açın bakın çıkarttığı Millî Kültür dergisinin 80 yılındaki sayılarına, kapakta paşalar vardır, içerde Mehmet Kaplan'ın hikâye tahli


banner8

banner19

banner20