banner17

Hece hece çoğalan duyarlılık vardı şiirlerinde

Mustafa Necati Bursalı'nın dünyaya, insanlığa ve tabi ümmete daima açık bir hayal ve ümit dünyasına sahip olduğunu belirgin şekilde görüyorduk dizelerinde. Fatih Pala yazdı.

Hece hece çoğalan duyarlılık vardı şiirlerinde

Mustafa Necati Bursalı ismiyle, ilkin Vuslat dergisi aracılığıyla karşılaştığımı hatırlıyorum. Tarih, Şubat 2002 ve derginin sekizinci sayısı idi. O vakitler, üniversite birinci sınıftaydım. Derginin çıktığından haberim vardı, lakin ona bir türlü ulaşamıyordum. Sonra, hasbelkader yarıyıl tatilinde yolum İstanbul’a düşmüştü. O günlerin Yumni İş Merkezi’ne, oradaki kitabevlerine, yayınevlerine uğramıştım. Girişte, hemen sağda bulunan Anka Kitabevi’nde dergi bölümünde görünce Vuslat’ı, hiç düşünmeden aldığımı adım gibi biliyorum. İşte böyle olmuştu hem dergiyle hem de Mustafa Necati Bursalı ile tanışmamız.

Şimdi, şair ve yazar ve merhum Bursalı ile Vuslat dergisinin alakası nedir, diye bir soru gelmeden evvel hemen konuya girelim: İlk sayısından itibaren epey bir süre, şiirleriyle yer edinmişti dergi sayfalarında Bursalı. Tam sayfa ve uzun uzun şiirleri hep dikkatimi çeker olmuştu. Derginin başyazısı niteliğinde olan Atasoy Müftüoğlu’nun her yazısından sonra, Allahu âlem, onun şiirlerine yönelirdim. Dergiyi ve hatta o günün dünyasını özetler gibiydi üstadın şiirleri. İlerleyen zaman içerisinde Müslümanların tarihini konu edinen kitaplarıyla da tanışacaktım elbette, lakin o şiirler bir başka yer tutuyor olacaktı zihnimde. (Bu arada, “Müslümanların Tarihi” ifadesini dilimize yerleştiren değerli İhsan Süreyya Sırma Hoca’ya minnettarız. Allah Teâlâ razı olsun kendisinden.)

Yılgınlık yoktu sözlerinde

Her sayıda yeni bir şiir, her sayıda yeni bir şuur, her sayıda yeni bir ruh ile gelen Bursalı, hece vezninde yazıyordu şiirlerini. Usulünde, bilenler bilir, Yunus Emre’nin izleri olabildiğince baskındır. Bir defasında “mahşerin seyyidi” olarak tavsif ettiği Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize yâr olma, yaren olma üzerine duygularını göğerterek gelmiş idi. O’na vefa göstermezsek hep bir şeylerin eksik kalacağından dem vuruyordu. Yine birinde hayat veren, rahmet yağdıran o Nebevî İklimi’yle tekrar, yine ve yeniden sus-pus olmuş, sessiz kalmış ümmetin üzerine doğması niyazında bulunuyordu. Efendimize olan bağlılığı o kadar içten ve samimiydi ki, O’na seslenmekten, mısralarında yer vermekten kendini alamıyordu.

Yine bir şiir paylaşıyordu ki, zalimler duymuş, okumuş olsalardı sendeleyerek oldukları yeri nasıl terk edeceklerinin derdine düşerlerdi çaresiz. Ne dünyanın, ne taşkınlıklarının ne de yaptıklarının yanlarına kâr olarak kalmayacağını, bir lav misali onları yakıp kavuracağını haykırıp duruyordu tüm mümin yüreğiyle. Bebelerin feryadında, ninelerin dualarında kaybolup gidecekleri vaktin öyle pek de uzakta olmadığı gerçeğini duyuruyordu sağırdan da sağır olanlara.

Daha başka bir sayıda öyle bir gelişle geliyordu ki sözleri, içinde Filistin, renginde Mescid-ül Aksa, derdinde günahsız anneler, babalar, evlatlar vardı. Ama yılgınlık yoktu. Yoktu yeryüzüne çakılıp kalmak, zalimleri seyre dalmak bön bön… Korkusuzca direnen, ölümüne direnen yiğitlerin ellerinde taş, yüreklerinde umut, gözlerinde ışıl ışıl parıldayan ve nasipsizleri çıldırtan sevda olmak için söylemişti söyleyeceklerini şairimiz, nam-ı diğer dertlimiz Mustafa Necati Bursalı.

Dünyaya, insanlığa ve tabi ümmete daima açık bir hayal ve ümit dünyasına sahipti

Her ay yeni bir soluk, yeni bir his yumağıyla sayfalara anlam katıyordu şairimiz. Zaman zaman muhataplarına nasihatte bulunmayı, öğütler vermeyi unutmuyordu karınca kararınca. Müslümanların başını bir ahtapot misali sarmış bir dünya düşmanın olduğunu, bu düşmanların her dem tetikte durduklarını bir bir hatırlattıktan sonra, Müslümanların buna karşılık gözlerini ve dahi tüm hücrelerini teyakkuza geçirip açık tutmaları konusunda uyarıyordu; sorumlu oldukları, sırtlandıkları, “belâ” dedikleri yükün dağlardan da ağır olduğunu duyuruyordu.

Dünyaya, insanlığa ve tabi ümmete daima açık bir hayal ve ümit dünyasına sahip olduğunu belirgin şekilde görüyorduk dizelerinde. Yunus, adım adım dünyayı gezmiş iken, Bursalı da bir sınır belirlemeksizin, bir kota koymaksızın yüreğini gezdiriyordu dünyanın ovalarında, dağlarında, bayırlarında, okyanuslarında…

Adem Özbay’ın 2002’de birçok şairin şiirlerini bir araya getirerek oluşturduğu Sevgililer Sevgilisine Şiirler albümünde Mustafa Necati Bursalı da vardı “Efendim” şiiriyle. Bu albüm, hem gül kokulu kitap halinde hem de kaset olarak yayınlanmıştı. Kaset olan albümün en güzel yanı, şiir sahiplerinin hemen hemen hepsinin şiirlerini kendilerinin okumalarıydı. İşte Bursalı da o naif, o sevdalı sesiyle yorumluyordu şiirini. Burada, bunu anmadan da geçemezdik.

Şiirleri, daha sonra Erhan Yayınları bünyesinde Yüreğime Kor Düştü adıyla iki kapak arasında toplanmıştı Bursalı’nın. Biz, şiirlerinden ve dolayısıyla kendisinden razıydık müellifin. Müslümanları, inancı, sevdayı ve davayı konu edinen, gündemleştiren, güncelleştiren sözlerin sahibi sevilmez miydi, ona değer verilmez miydi, ardından rahmet dileklerinde bulunulmaz mıydı? Öyle yapılması gerektiğindendir ki, vefatının altıncı yılında, bir 29 Eylül günü aramızdan ayrılan Mustafa Necati Bursalı'yı ne unutalım ne de unutturalım istedik.

Rabbimiz, derdi, davası, amacı İslam olan şuur ehli kalem tutucuları, aramızdan eksik eylemesin. Çünkü inanıyoruz ki, söz bitmez ve umut her dem yeniden “Bismillah” ile gelir.

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 02 Ekim 2015, 14:18
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20