Hayırsever bir Osmanlı hanımı: Mihrimah Sultan

“Mihrimah Sultan’ın mektuplarından; kültürlü, güzel konuşan ve yazan çekici bir üslubu olan bir Sultan olduğu anlaşılıyor. Hareketleri, tekniği, üslubu aynen annesi gibidir.” Sena Nur Yılmaz yazdı.

Hayırsever bir Osmanlı hanımı: Mihrimah Sultan

Tarih boyunca nice insanlar gelip geçmiş. Kimisi ardında bıraktığı eserlerle içinde bulunduğu zamanı da aşarak günümüze kadar hayırlarla anılagelmiş ve gelmektedir. Adını özellikle Fatih Edirnekapı ve Üsküdar’da bulunan iki camiden duyduğumuz Mihrimah Sultan da bu önemli isimlerden biridir. Hayır eserlerinin yanında, Kendisi hakkında duyduğumuz şehir efsanesi hâline gelen haberler acaba gerçekten de duyduğumuz şekilde midir?

Mihr ü Mah

Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın kızı olan Mihrimah Sultan’ın doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber babasının tahta çıkışının ikinci yılı olan 1522 yılında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Kaynaklarda ismi “Mihrimah veya Mihrmah” olarak geçse de Osmanlı belgelerinden hareketle bu adın “Mihr ü Mah” olarak okunmasının daha doğru olacağı anlaşılmaktadır.[1] İsmi “Ay ve Güneş” anlamına gelen Sultan, Osmanlı’nın zirve olduğu dönemlerde dünyaya gelmiştir. Saraydaki cariyelere ve devşirme çocuklarına çok iyi bir eğitim verilen asırda, Hükümdarın biricik kızı olması hasebiyle Mihrimah Sultan’ın eğitimi de elbette üst düzeyde olmuştur. Zeki, bilgili, güzel söyleyip güzel yazan bir hanımdır. Annesinin nezaretinde eğitim gören Sultan’ın sima olarak da hatta tarzı ve davranışlarıyla da annesine çok benzediği rivayetlerde geçmektedir. Onun annesine benzediğini kaynaklarda şu şekilde görmekteyiz:

“Mihrimah Sultan’ın mektuplarından; kültürlü, güzel konuşan ve yazan çekici bir üslubu olan bir Sultan olduğu anlaşılıyor. Hareketleri, tekniği, üslubu aynen annesi gibidir.”[2]

Babasının kızına olan zaafı

Kanuni’nin, Mihrimah ile beraber Raziye adında bir kızı daha vardır. Fakat bu kızı çok yaşayamadan vefat etmiştir. Tek kızı olan Mihrimah Sultan’a ise babasının ayrı bir zaafı vardır. Bu zaafı kimi zaman Hürrem Sultan’ın padişah nezdinde isteklerini kabul ettirmek için başvurduğu önemli araçlardan biri olarak kaynaklarda görmekteyiz. Bu konudaki önemli bir örnek ise -o zamanın âdetlerinde olan- kızının evlendikten sonra eşiyle beraber eyalete gitmesini ve başka bir yere taşınmasını istemeyerek, biricik kızını yanından ayırmasıdır. Kanuni, Mihrimah Sultan’a her isteğini yerine getirebilecek derecede ilgi ve alaka göstermiştir.

Rüstem Paşa ile evliliği

Evlenme çağına gelen Mihrimah Sultan, Diyarbekir Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendirilmek istenmiş. Ancak bazı rivayetlere göre yine aynı dönemde Rüstem Paşa’nın cüzzamlı olduğu dedikoduları yayılmış. Bunun üzerine Kanuni bu haberin aslını öğrenmek üzere Diyarbekir’e doktor göndermiştir. Doktordan gelen haber ise Rüstem Paşa’nın üzerinde bit bulunduğu ve cüzzamlı hastada bitin bulunamayacağından dolayı haberin yanlış olduğu yönündedir. Aslı öğrenilen haberin ardından Mihrimah Sultan ile Rüstem Paşa’nın düğünü, kardeşi Şehzade Bayezid ve Cihangir’in sünnet düğünleriyle beraber o zamanlar At Meydanı olarak bilinen bugünkü adıyla Sultanahmet Meydanı’nda yapılmıştır. Mihrimah Sultan bu evlilikten sonra eşinin yükselmesi için büyük gayret göstermiştir.

Geride bıraktığı hayratı

Mihrimah Sultan’ın dindar, zengin ve çok hayırsever olduğu bilinmektedir. Ardında bıraktığı eserler İstanbul ile sınırlı kalmayıp Mekke-i Mükerreme’ye kadar uzanmaktadır. Bu eserlerin başında çoğumuzun bildiği Fatih Edirnekapı’da bulunan Edirnekapı Camii ve Üsküdar’da bulunan Mihrimah Sultan Camii gelmektedir. Bununla beraber Mekke’nin önemli su kaynağı olan Ayn-ı Zübeyde’nin tamir masrafları Mihrimah Sultan tarafından karşılanmıştır. Mihrimah Sultan’ın vakfiyesinde, surre emini aracılığıyla ulaştırılması şartıyla her sene 2500 altın Mekke’ye, 2500 altın da Medine’ye gönderdiği, bu paraların kadılarca fakirler için dağıtılmasını istediği geçmektedir. Burada zikrettiğimiz Mekke ve Medine’ye gönderdiği yardımlardan yalnızca birkaçıdır. Vakfiyesinde mektep, medrese, mescit, cami, imaret, han çeşme gibi önemli hayır eserleri bulunmaktadır.

Mihrimah Sultan Külliyesi

Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan adına Üsküdar’da yaptırdığı külliye, mimarbaşı Mimar Sinan olmak üzere 1547 yılında cami, medrese, han ve imaret olarak inşa edilmiştir. Bu külliyenin içinde bulunan imaret âdet üzere açılıp misafirhaneye gelen yolcular buraya yerleştirilmiş, 3 gün boyunca çeşitli yemek ikramları yapılmıştır. Hanın içerisine giren çıkanların atları ve yük hayvanları bağlanmış, külliyede çok sayıda ilim talebeleri yetişmiştir.

İstanbul’un altıncı tepesinde bir cami

Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan adına Mimar Sinan’a yaptırdığı bir başka eserse Mihrimah Sultan Camii olarak da bildiğimiz Fatih’te bulunan Edirnekapı Camii’dir. Bu cami, İstanbul’un 6. Tepesi olan Edirnekapı tepesi üzerine inşa ettirilmiştir. Bu tepeye bir cami, medrese, çifte hamam, çok sayıda dükkân, sıbyan mektebi, çeşme ve türbeden oluşan bir külliye yaptırılmıştır. Bununla beraber burada fakirlere yemekler dağıtıldığı ve kıyafetler giydirildiği de kaynaklarda geçmektedir. Mimar Sinan, insan tarihinin o zamanlar bihaber[3] olduğu eklektik yapıyı[4] bu camide kullanarak mimaride önemli bir adım atmıştır.

Bu caminin yapılışı esnasında caminin yapılacağı arazinin üstünde Aya Yorgi Kilisesi’nin kalıntıları bulunmaktadır ve caminin bu kalıntıların üzerine inşa ettirilmesi kararına varılmıştır. Fakat o dönemin Ortodoks patriği buna izin vermeyerek orada bir kilise bulunmasa da o arazinin kiliseye ait olduğunu savunmuştur. Bunun üzerine cami inşasında bulunanlar her ne kadar o bölgede bulunan harabe üzerine camiyi inşa etmek istedilerse de bunun Nizam-ı Âlem ülküsüne ters olduğunu düşünmüş ve Kanuni, bugünkü bulunan caminin çaprazına Aya Yorgi Kilisesi’ni inşa etmiştir. Edirnekapı Camii 1894 yılında meydana gelen İstanbul Depremi’nde yıkılmış, 1900’lerin başına doğru tekrar yapılmıştır. Güneş, Üsküdar’da bulunan Mihrimah Sultan Camii’nin minareleri arasında doğarken dolunay Edrinekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin kubbesi üstünden kaybolur. Akşam olunca da birinden ay doğarken birinden güneş batar. Yani Mihr ü Mah aynı anda görülür.

Babasının ve kardeşinin danışmanı

Mihrimah Sultan’ın, annesi Hürrem Sultan’ın vefatıyla Harem’de daha fazla söz sahibi olmuş ve babasının danışmanı hâline gelmiştir. Kanuni, oğulları arasında yaşanan çatışmaların çözülmesi için kızının arabuluculuğuna güvenmiştir. Bununla beraber Mihrimah Sultan, babasını Malta Seferi’ni gerçekleştirmesi için ikna ettiği ve bu sefere teşvik için kendi servetinden tahsis ettiği altınlarla kadırgalar[5] yaptırdığı bilinmektedir.

Büyüdükçe annesinin sırdaşı, babasının danışmanı ve biricik kızı olan Mihrimah Sultan, 1578’de yeğeni III. Murat’ın saltanatı sırasında vefat etmiş ve babası Kanuni Sultan Süleyman’ın Süleymaniye Camii’ndeki türbesinin yanı başına defnedilmiştir.

Doğru bilinen yanlış

Halk arasında yayılan Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a duyduğu aşk ve bununla beraber ona olan aşkından dolayı da Üsküdar ve Fatih’te bulunan Mihrimah Sultan Camiileri’nin minarelerinin arasından birinde güneş doğarken diğerinde ayın batışını ayarlamış olması doğru değildir. Kaynaklarda böyle bir bilgi bulunmamaktadır. Mihrimah Sultan ile arasında 35 yaş olan Mimar Sinan’ın o zamanlarda Harem’e girmesi de asla mümkün değildir.

Sena Nur Yılmaz

Dipnot:

[1] Mihrimah Sultan, İslâm Ansiklopedisi.

[2] M. Çağatay Uluçay, Padişahın Kadınları ve Kızları, s. 39

[3] Habersiz

[4] Eklektik bir yapı, tasarımında uygulanan birden fazla sanat akımının özelliklerini yansıtır. Eklektik yapılar farklı disiplinleri bir araya getirerek şehrin ruhuna dokunur ve bir görsel şölen sunarlar.

[5] Daha çok Akdeniz’de kullanılan çektiri tipi bir savaş gemisi

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2021 Pazar 15:00
banner25
YORUM EKLE

banner26