Hayatının her döneminde istikamet üzere idi

19 Ekim 2009 tarihinde vefat eden Dr. Adnan Büyükdeniz değerli bir ekonomist, mükemmel bir baba ve iyi bir Müslümandı.

Hayatının her döneminde istikamet üzere idi

 

19 Ekim 2009

Kimisi için bir önemi yok bu tarihin,

Eksilen herhangi bir yaprağı takvimin.

Ama Saliha Hanım ve üç evladı için

Hayatlarının en zor ve en acı günüydü şüphesiz.

Adnan Büyükdeniz19 Ekim 2009, Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi ekonomistlerden biri olan Dr. Adnan Büyükdeniz’in Hakk’a yürüdüğü tarihti. Elli yıllık ilkeli, farklı bir ömrün noktalandığı, kendi tabiriyle ‘sanal dünyadan esas dünyaya’ geçtiği tarihti.

Saliha Hanım yirmi beş yıllık eşini, henüz birer yetişkin olmuş olan Ayşe, Tarık ve Cüneyd hayatlarındaki en büyük destekleri olan babalarını kaybetmişlerdi.

Ölüm acısı, en çok ilk daireyi vurur her zaman. Kimin sofrasından tabağı eksilmişse gidenin, en çok o çatı altında hissedilir yokluğu. Büyükdeniz hanesi, dört yıldır o yokluğu ve boşluğu hissetmekte, özlemlerini dile getirememekteler. Fakat Adnan Bey’in çizgisini koruyarak sürdürdüğü hayatı, tüm aile bireylerine kazandırdığı geniş vizyonla onlara örnek olmuş, onun ‘hep güçlü olun’ isteğiyle dimdik durmuşlar ve konuşmamışlar bugüne kadar.

Adnan Bey’in hayatı, sadece üç evladına değil, tüm Müslüman Türk gençliğine örnek olmalı.

Bu yazı da o düşünceyle kaleme alındı.

Şu zamanda hem Müslüman hem entelektüel olamıyoruz ya,

Adnan Bey bunu çalışkanlığıyla, hiç boş durmamasıyla,

Her milletten insanın saygısını ve takdirini kazanmasıyla,

Batı’da ‘brilliant Turk’ ,çevresinde ‘emin insan’ olduysa

21. yüzyılda, hem doğuda, hem batıda,

Bankacılık ortamının kaygan ummanında,

Günaha bulaşmadan, harama değmeden yaşama çabasıyla

Defterler dolusu zekat hesaplamalarıyla,

İslam’ın yaşanılabilirliği bu aslında

Gerisi ilmihal bilgisi, Allah’la kul arasında..

Adnan Bey’in hayat hikayesi

Bugüne kadar biyografisine dair bilgiler çokca yazıldı belki, ama onu daha iyi tanımak için eşi Saliha Hanım’ı dinlemek gerekliydi. Bizim de talib olduğumuz, Saliha Hanım’ın ağzından, yani vakti zamanında Adnan Bey’in ona anlattıklarından kendi hayat hikayesini dinlemek, onu daha iyi anlamak için bir çaba göstermekti.

Adnan Bey , 1958 yılının Ocak ayında Adana’da dünyaya gelmiş. Başından beri zor bir hayatı olmuş. İki yaşında elim bir kazada babasını kaybetmiş, kızkardeşiyle yetim kalmış. Kendisi dört yaşlarındayken annesi ikinci evliliğini yapmış. Adnan Bey, küçük yaşta hayata atılmış, altı yaşından itibaren ekmeğini kazanma mücadelesi vermiş. Sabun, bisküvi gibi küçük tezgahlarda satılabilecek şeyleri satmış, ütücülük yapmış, konfeksiyonda çalışmış. Bir sabun satışında kendisi lafla oyuna getirilince ‘ben asla ticaret yapamam’ demiş kendi kendine. Ve ileride ticaretle uğraşmama kararı almış. Küçük yaşlarda meslek seçimi idrakine varmış belli ki. Lisede de kurbağa’nın iç organlarını ayırması istendiğinde üç kurbağa kestiği halde organlarını doğru ayıramadığında, doktorluğu da silmiş kafasından.

Fatih’te ilkokulu okuduğu sıralarda bir yandan çalışmak zorunda olduğu için belki de, derslerinde çok başarılı olamamış. İlkokula dair bir anı olarak, bir arkadaşının iftirasına uğradığında, o çocukla kavga etmek yerine, aradan zaman geçtikten sonra onun yanına gittiğini, uzun uzun konuştuktan sonra kendisinin yapmadığını söylettiğini anlatır.

Sonraki yıllarda Adnan Bey’in annesi çalışmak için Almanya’ya gider. Ve Adnan Bey, öz kızkardeşi ve annesinden olan diğer kardeşleriyle beraber annanesiyle kalırlar. Adnan Bey, o süreci, annesizliği yaşadığı sıkıntılı yıllar olarak anlatır.

Lise yılları ve ilk yurtdışı tecrübesi

Ardından Plevne Lisesi’nde başlar lise eğitimine. Liseler arası bilgi yarışmasında Adnan Bey’in de aralarında olduğu bir grup, okullarına birincilik kazandırırlar. Yurtdışına bursla öğrenci gönderen AFS yetkilileri, o sene Plevne Lisesi’ne geldiklerinde, Adnan Büyükdeniz  onlara, ‘okulumuzun en başarılı öğrencisi’ olarak takdim edilir. AFS görevlileri bursu onaylamak için evine gittiklerinde, Adnan Bey fiziki şartlarından dolayı evlerini görmelerini istemez, ama sonuçta bursa layık görülür. Ve Adnan Bey’in yurtdışı serüveni erken yaşta başlamış olur.

Texas’ta Baptist bir ailenin yanında kalır bir sene boyunca. Aile olarak Adnan Bey’i terbiyesinden, çalışkanlığından ötürü takdir ederler. Ev sahibleri, evlerinde içkiye asla müsaade etmeyen, kendi ölçüleriyle dindar bir ailedir. Önceleri, pazar günleri kiliseye gitmediğinde evin annesi ona yemek vermez, bu sebeple Adnan Bey her Pazar kilisedeki ayine katılmak zorunda kalır. Bunun da etkisiyle çok iyi bir kilise bilgisine sahipti. Okulda diğer öğrencilere Fizik, Kimya, Matematik ve İngilizce dersleri verir ve evin annesi ‘senin öğrencilerinden bıktım, çölden gelen çocuktan İngilizce mi öğrenilir?’ diye söylenir sürekli. Adnan Bey’in çok iyi bir dilbilgisi vardır, İngilizce’ye ana dili gibi hakimdir.

1976 yılının Mart ayında Texas’ tan döner, Haziran’daki üniversite sınavlarına hazırlanması gerekir. Çok kısa bir süresi vardır çalışmak için. Karagümrük’teki evlerinin tek odadan müteşekkil bir çatıları vardır.Adnan Bey’in annanesi çatıyı onun için düzenler, rahat çalışması için elinden geleni yapar. Sobasını yakar, yemeğini getirir. Adnan Bey sınav gününe kadar o çatıda aralıksız olarak çalışır.

1976- 1980 yılları; Boğaziçi Üniversitesi dönemi

Bulgaristan göçmeni olan annanesi, tatlı şivesiyle eve gelen zarfı okur bir gün ; ‘Bo-gaz-ici Ün-i-ver-site-si’ . Adnan Bey, emeklerinin karşılığını almış, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü kazanmıştır. Annesinin ikinci eşi Ali Baba’nın dedesi, Adnan Bey’i çok sever ve ona çok umut bağlar. Seyhan nehri kıyısındaki köye haber gelir: torunu Adnan, İstanbul’un en iyi üniversitelerinden birinde Ekonomi bölümünü kazanmıştır. Fakat dede, köy halkının o dönemde ‘Ekonomi’ bölümünün öneminden bir şey anlamayacağını düşünerek, köylülere ‘benim torun Türkiye’nin ilk atom bombasını yapacak’ demiş, bunu duyan köy halkı hayranlık duymuştur. Adnan Bey bu hatırayı yıllar sonra tebessümle anlatır.

Adnan Bey, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümüne kayıt yaptırır. Çok başarılı bir okul hayatı geçirir. O zamanki ‘öğrenci asistanı’ sistemiyle Tansu Çiller’in asistanlığını yapar. Üniversitenin bursunu da alır, birkaç yerden daha bursa layık görülür. Arkadaşlarına da bu burslar sayesinde yardımcı olur.

Çok iyi bir Ekonometri başarısı vardır. Ekonomide ‘Keynes ’teorisini çok iyi bildiği için, bir dönem lakabı ‘Keynes’ olmuştur. Ömür boyu sürecek arkadaşlıklarının tohumu buralarda atılır. Okul arkadaşları Mustafa Özel, Ahmet Davutoğlu, Candan Karlıtekin, Murat Ülker, Vedat Akgiray, Salih Uyan, Sadık Yener, Erhan Erken, Oral Avcı, Mustafa Büyükabacı ile dostluğu uzun yıllar sürer.

Adnan Bey, birgün üniversiteye doğru yokuştan çıkarken filmlerdeki gibi lüks bir araba durur yanında, camı yavaşca açılır ve içerideki kişi ‘Hele gardaş Boğaziçi Üniversitesi nerdedir?’ diye sorar, Adnan Bey tarif edince onun da arabaya binmesini ister. Arabadaki kişi, Sakıp Sabancı’dan başkası değildir. Sabancı, rektörün evinde düzenlenen bir yemeğe katılacaktır. Adnan Bey arabaya binip kendini tanıttığında Sakıp Bey onu çok sever, kartını verir, ne zaman başı sıkışsa aramasını söyler.

Boğaz’ın manzarasına da üniversitede kaldığı kule tarafındaki yurtta tutkulanır. Ömrü boyunca vazgeçemediği bir manzara olucaktır.

Üniversiteyi büyük bir başarıyla bitirir, yurtdışındaki bir çok okula başvurur. Kendisi de unutulmaz bir ekonomist olan hocası Prof. Dr. Demir Demirgil , Adnan Bey’e ileride çok iyi bir ekonomist olacağını, mutlaka ilerlemesi gerektiğini söyler. Ve kendisi önayak olarak London Schools of Economics’deki hocalara Adnan Bey hakkında referans mektubu yazar. Ve aynı şekilde Erdoğan Alkin de öğrencisine çok destek olur. Adnan Bey okula başvurur, hemen kabul edilir fakat burs bulma problemi vardır. Bir dönem sonra gitmeyi düşünse, o kadar sorun olmayacaktır fakat o, vakit kaybetmeden gitmek ister. O dönemde Tüsiad başkanı olan Ali Koçman’a para politikaları konusunda ilerlemek istediğini, önünde böyle bir fırsat olduğunu anlatır, burs ister. Ali Bey onu dinledikten sonra, ‘hemen muhasebeden paranı al, seni gönderiyorum ‘der. Ve ertesi gün, 11 Eylül günü Adnan Bey İngiltere’ye uçar. Yıl 1980’dir,ertesi gün, 12 Eylül darbesi yaşanır, eğer Adnan Bey 11 Eylül günü uçmasaydı, kazandığı okula gitme şansı da kaybolacaktı. Allah’ın yardımıyla yaşadığı bu sıyrılış, Adnan Bey’in ömür boyu şükrettiği bir nokta olacaktır.

London Schools of Economics ve yoğun bir çalışma temposu

İngiltere’ye gittiğinde yurt problemiyle karşılaşır. Öncesinde Türkyar’a kabul edilir, ama sonra yönetici olan bir bey onu bavuluyla kapıya koyar. Henüz London School Of Economics’in yurdu da tamamlanmamıştır. O arada sıkıntılı bir dönem geçirir, sonrasında yurda yerleşir. Pahalı bir kent olduğu için Londra’da maddi sıkıntı çeker. Gelen bursla sadece eğitimini ve cüz’i miktarda yiyeceğini karşılayabilir. Yemek için en ucuz seçim olan ‘ançuez’li pizza , salata ‘yer, kahvenin de en makulunu seçer.

O dönemde yaşadığı maddi sıkıntılara örnek olarak bir anı paylaşır Adnan Bey. Bir gün Londra’nın dışına doğru çıkmış, cebinde sadece 4 poundu kalmıştır, bu da dönüş için ayırdığı paradır. Fakat bota da çok ihtiyacı olduğu için gördüğü botu alır ve vesaite verecek parası kalmadığı için tüm mesafeyi yürüyerek dönmüştür.

Yıllar sonra Adnan Bey eşi Saliha Hanım’ı okuluna götürmüş, o zaman yiyemediği Fish and chips menüsünden, öğrenciyken alamadığı okulun amblemli ürünlerden almıştır. O yıllarda dert etmemiş yaşadığı sıkıntıları ama yıllar sonra dönüp o aşamayı yaşatana da şükretmiştir.

O süre zarfında Müslüman bir bilinçle ‘ben buraya bursla geldim ve başarılı olmak zorundayım. ‘ sorumluluğuyla çok yoğun bir çalışma disipliniyle çalışır. ‘Sekiz saat hiç aralıksız çalıştığımı bilirim’ diye anlatır o günleri. İçtiği kahveleri bankoya götüremeyecek kadar yoğundur. Odasının temizliğini yapan zenci kadının her defasında ona kahve bardaklarını biriktirdiği için kızdığını anlatır. Bu denli yoğun çalışmasının karşılığını almıştır ve hocaları onu ‘brilliant Turk’ olarak isimlendirmiş, hep takdir etmişlerdir. O senelerde IMF Ortadoğu Sorumlusu Hugh Bredenkamp ile oda arkadaşı olmuşlar ve yıllar sonra her Türkiye’ye geldiğinde samimiyetle görüşmüşlerdir.

Annesi Adnan Bey’in durumunu merak ettiği için kızını yanına gönderir, kızkardeşi döndüğünde ‘abimin saçı sakalı birbirine karışmış çalışmaktan, abim fena durumda anne’ diye anlatır halini. Annesi hemen Adnan Bey’i arar, ‘oğlum sen bana lazımsın, aman kendine bu kadar yüklenme, yarım bırak gel’ diye telefon açar. Tabii dinlemez Adnan Bey ama hakikaten çok yorulmuş, çok sıkılmıştır. Bu sebeple orada kalıp doktorasını da yapması yönündeki teklifleri geri çevirerek ülkesine dönme kararını verir. Bir de vatanına hizmet etme ülküsü vardır içinde tabii...

1982 senesinde İngiltere’den döner, Tüsiad’da ekonomi ve araştırma uzmanı olarak çalışmaya başlar, üç sene sonra danışman olacaktır. 1984 yılında Saliha Hanım’la evlilikleri gerçekleşir.

Eşi Saliha Hanım’la tanışmaları;

Saliha Hanım, Ankara’da ikamet eden Siirt’li bir ailenin en büyük kızıdır. 1977 senesinde Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi’nden mezun olur. Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi, o dönemde halk arasında bürokratlara eş yetiştiren bir okul olarak bilinir. 1981 yıllarında Kız Teknik Meslek Yüksek Okulu Ev Ekonomisi- Beslenme bölümünden mezun olur. Aydın kız meslek lisesine tayini çıkmasına rağmen, okulundan birkaç seçkin öğrenciyle Ticaret Turizm Meslek Lisesine yönlendirilir. Mülakatı kazanır ve orada ‘Okul-Sanayi işbirliği’ projesinde görev alır, atölye şefidir ve Müdür Yardımcısıdır. 3 sene idarecilikle beraber öğretmenlik yapar.

1984 yılının 15 temmuz günü Saliha Hanım örtünür. Kısa bir süre sonra 20 Ağustos’ta Adnan Bey’le tanıştırılır. Öncesinde tanışmayı kabul etmez, henüz örtünmenin heyecanını yaşamakta, hayatında örtünmeyle birlikte yaptığı tercihleri sorgulamaktadır. Başta Saliha Hanım’ın teyzesi ve karşı tarafın ısrarıyla apar topar görüştürülürler. Adnan Bey’in fikri tamamen olumludur.

29 ağustos 1984’te nikahlarını Kamil Yılmaz hoca kıyar;  Kamil Yılmaz Hoca, 19 Ekim 2009’da Adnan beyin  cenaze namazını kıldırırken, ‘iki nikahı da bana nasib oldu’ der buruklukla. Saliha Hanım’ın nikah şahiti Rahmetli Musa Efendi, Adnan Beyin ise Osman Efendi olurlar.

Adnan Bey ve Saliha Hanım’ın ortak zevkleri çoktur. İkisi de klasik müzik sevdikleri için birlikte konserleri hiç kaçırmazlar. Bir defasında Julio Iglesias dinlemeye dahi gitmişlerdir. Adnan Bey’in fotoğraf çekmek için çıktığı gezilerde, Saliha Hanım da ona eşlik eder.

Adnan Bey aile kurumuna çok saygılı, kendisi de bu kurumu korumaya özen gösteren bir yapıdadır. 1986 yılında Ayşe, 1989 ‘da Tarık, 1991 ‘de ise Cüneyd yuvalarına katılır.

1985 yılında Al Baraka Türk ‘te göreve başlar, 2003’te bu bankanın genel müdürü olacak ve son dönemine kadar bu görevi başarıyla sürdürecektir . Rahmetli Adnan beyin 1985 yılında girdiği Al Baraka'da 24 yıl çalışması ve en yüksek basamağa kadar yükselmesi ondaki istikrarın en önemli göstergelerinden birisidir.

Karakter yapısı

Saliha Hanım, Adnan Bey’i kendi içinde yaşayan biri olarak tanımlar. Belki babasızlığın ve yalnızlığın sonucu olarak bir kabuk içinde yaşadığını ifade eder. Sanki bir kalkan oluşturmuştur kendisine. Duygularını pek kolay paylaşmaz Adnan Bey, ama yıllar geçtikçe birbirlerinin sırdaşları, dert yoldaşları olurlar. Onu tanımlamak için ‘Rodin’in düşünen adam’ı ‘ latifesi çokca yapılır evlerinde.

Herşeyin kıymetini bilirdi ‘der Saliha Hanım. En ufak eşyanın, zamanın, mesleğinin, konumunun.. Bir defasında Nil Nehri kenarında bir toplantıya katılırlar. Ama aynı zamanda o muhteşem manzaranın fotoğrafını da çekmek istiyordur. Saliha Hanım’a güneşin batışında onu çağırmasını söyler. Tam o vakitte toplantıdan çıkar, güneşin batışını çeker ve tekrar toplantıya döner. Hayatta her anın kıymetini bilmiş, her anını dolu dolu yaşamıştır.

Araştırmayı, dünyayı takip etmeyi hiçbir zaman bırakmamıştır. Yazılarında yaptığı alıntıları da ne kadar geniş bir okuma yelpazesi olduğunu gösterir.

Thomas Edison’un ‘Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir.’sözünde olduğu gibi, herşeye çalışılarak ulaşılacağını söyler , ‘başka türlü olunmuyor’ der. Ayrı bir çalışma disiplini, çok yüksek bir konsantrasyonu vardır. Odasında yalnız çalışmak yerine salonda çocuklarının yanında çalışmayı tercih eder ve o hengamede akademik yazılar yazmayı dahi başarır.

Adnan Bey’in zorlayıcı, mücadeleci ve mükemmelliyetçi bir karakteri olduğunu ve kanser hastalığına yakalanmasında da bu yönünün etkisi olduğunu düşünür Saliha Hanım. Hastalık sürecinde yaptığı gözlemlere dayanarak söyler bunu, kolay bünyelerin işi değildir bu elim hastalık.

Yaşayacak kadar paranın dışında para tutkusu olmamış ama Boğaz tutkusu hep olmuştur. Boğaz’a bakmayı, Boğaz’ı çekmeyi çok sever. İstanbul sevdası yüzünden de yurtdışından onca teklif almasına rağmen bu şehirden ayrılamaz.

Müslüman kimliği

Adnan Bey küçüklükten , özellikle annanesinden aldığı dini eğitimle çok sağlam bir Müslüman kimliği taşımaktadır. Ve bu kimliğini gizleme yoluna asla gitmemiştir. Tüsiad’da çalıştığı dönemde bir gün namaz kılarken odasına Eczacıbaşı girer, Adnan Bey’in namaz kıldığını görür. Adnan Bey o akşam eşine bugün kendisini namaz kılarken gördüklerini, bir şey derlerse çantasını alıp çıkacağını söyler. Asla kendini gizleme yanlısı değildir. Zaten Tüsiad’da namı da ‘Takunyalı Tüsiadçı’ dır. Ertesi gün Tüsiad’ın o dönemki başkanı Ali Koçman onu odasına çağırır, Adnan Bey’e odasında namaz kıldığını,’ duyduğunu bir daha kılmasan’ manasında söyler. Adnan Bey ‘ben burada namaz kılamayacaksam, çalışamam ‘ diyerek kararlılıkla çıkmayı düşünür. Bunun üzerine namaz kılması için ayrıca bir yer gösterirler.

Eşinin başörtüsünden asla utanmaz, üstdüzey davetlere bile birlikte katılmayı tercih eder. Başörtüsünde olan bir aksaklığa, kıskançlıktan hareketle değil, tesettürde bir eksiklik olacağı düşüncesiyle karşı çıkar, özensizliğe tahammül edemez, hemen eşini uyarır. Adnan Bey’e göre, uyulması gereken bir kural varsa, olduğu gibi, eğip bükmeden uyulmalıdır. ‘Her şey sınırlarıyla belliydi ona göre. ‘

Ne verirsen elinle o gider seninle’ sözündeki gibi, ne iyilik yaparsa onu götüreceğini anlamıştır. Hayır yapmayı çok sever Adnan Bey. Hacca da yollamıştır, çeyiz de hazırlatmıştır, düğün de yapmıştır, açıkcası ömrü hayatında hayrın da gerektirdiklerini yapmıştır. Hayra karşı da vefalıdır. Kendisini yurtdışında okutan Ali Koçman’a vefa duygusunu hep beslemiş, sık sık ziyaretine gitmiştir.

Siyasete girmeyi hiçbir zaman istemez,’ iyi bir bürokrat olabilirim, Merkez Bankası’nı iyi yönetebilirim’ diye düşünür fakat o dönemki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer onu veto eder, Adnan Bey de ‘neden beni kabul etmediğini açıklasın’ diye kendini anlatan bir mektup yazar. Fakat yine ‘Prosedür gereği böyle uygun görüldü.’ şeklinde bir cevap alır. Bu cevap, taşıdığı kimlik sebebiyle veto edildiğinin göstergesidir.

Rahmetli Adnan bey mükemmel bir babaydı

Adnan BüyükdenizBir babanın babalık yönünü en iyi evlatları anlatır şüphesiz.

Biz de onlardan dinleyelim babalarını.

Ayşe, Tıp Fakültesini birincilikle bitirmiş, derece yaparak kazandığı Psikiyatri bölümünde, Çocuk ve Ergen Psikiyatrı olarak ihtisas yapmakta.

Allah yaptığı işi en iyi yapanı sever.’ Hadis-i şerifini yaşama disiplini olarak benimseyen Adnan Bey, ‘bir şey yapacaksanız en iyisi olun’ felsefesiyle büyütmüştür çocuklarını.

Eğitimlerinde sert ve disiplinli olmuş, temel bilimler okumalarını istemiş, kızı Ayşe’nin tıp seçimi onu çok mutlu etmiştir.

Babasının hiç kıyamadığı, biricik kızı Ayşe, şöyle anlatır babasını;

Babam herşeyin teorisini araştırmayı çok severdi. Tüm kaynakları taradıktan sonra yorum yapardı.

Resim konusunda çok yetenekliydi. Anatomik çizim dersinde bana kemikleri bile çizmişti. O dersten AA almıştım.

Kimsenin özelini kimseyle paylaşmazdı. Bilse de ilk kez duyuyor gibi yapardı. Çok şaşırırdım küçükken, babam neden böyle yapıyor derdim, şimdi anladım herkesin her şeyini neden ona açtığını..Çünkü herkes ona sonuna kadar güvenebilirdi.

İşte yaşadığı sıkıntıları eve yansıtmamayı ondan öğrendim. Babam gününü saat 19’dan öncesi ve sonrası diye ayırırdı, ben de saat 17’den öncesi ve sonrası diye ayırıyorum.

28 Şubat döneminde okulu bırakıcam diye tutturdum. Babam da çok üzülüyordu. Benim için bir hocayla görüştü, o da bu ülkede özgür olmadığımızı söyleyip fetva vermişti. Ne zaman üzülsem, ‘kızım esaret altındayız der, bugünler bitecek’ derdi. Şimdilerde kamuda serbestlik denince aklıma ilk o konuşmalarımız geldi. Her Ankara’ya gittiğinde sordururdum ne zaman bitecek diye, çok şükür onun dediği gibi oldu, bitti o günler.’

Ve Hukuk fakültesini çok iyi dereceyle bitiren Tarık anlatıyor babasını;

Türkiye’yi ve dünyayı anlamayı babamdan öğrendim. O, bize sonradan elde edilemeyecek bir ufuk açtı. Aydın kimliğinden bizi çok besledi. Bizi sanatla, edebiyatla tanıştırdı. Dünya klasiklerini okuttu, klasik filmleri izletti. Evde, arabada sürekli klasik müzik dinlerdi, en çok da bana sevdirdi operayı ve klasik müziği. Kitap nasıl okunur, okuma programı nasıl oluşturulur, babamızdan öğrendiğimiz ilk şeylerdendi. Çünkü kendisinin de her zaman bir okuma programı olmuştu.

Dindar insanlar olmamız, dinimize sahip çıkmamız için çok telkinleri oldu. Ama sonradan öğrenilebilecek ilmihal bilgileri bir yana, en çok ahlakımızı güzelleştirecek ilkelerin karakterimize yerleşmesini istedi.

Bu kadar günahın içinde temiz kalabilmeyi, kul hakkını gözetmeyi ondan öğrendik. Bize şu anda babamızın evlatları olmamız hasebiyle insanlar saygı duyuyorsa, bu, babamın sağlığında insanlarda sahib olduğu kredisini hiç kullanmamasındandır. O kimseden kendisi için bir şey istememiş, sonrasında ‘ona minnet borcu duyarım ve konumumda kul hakkı alırım’ diyerek çevresiyle menfaat ilişkisine girmekten kaçınmıştır.’

Bu yaşımda bu mantığımla onunla birlikte olsaydım çok daha fazla şey öğrenirdim şüphesiz ama, mukadderat’ der Tarık, babasının hastalığında hayattan kopmamasının hepimize birer ders niteliğinde olduğunu düşünür. ‘Mukadderat, yine 19 ekim’de 00:15’te gerçekleşecekti. Ama babam eğer hayattan kopsaydı yönettiği bankayı son dört yılda bu konuma getiremeyecek, bir fotoğraf kitabının sahibi olamayacaktı. ‘

Babasının izinden bir ekonomist olma yoluna giren Cüneyd ise şöyle anlatıyor babasını;

Küçükken bizi Bilim Sanat’a ,toplantılara götürür, biz bir kenarda onu dinlerdik, hocalık konumu, anlattıkları çok hoşuma giderdi. Bu sayede onu role-model olarak aldım. ‘Sen Ekononomi’yi seç, beraber okuruz’ demişti, ekonomiyi seçtim. ‘Kim gibi olmak istersin?’ diye küçükken de şimdi de sorsalar ‘babam gibi ‘ derdim.

Babam otoriter ve etkileyici bir insandı. Hangi ortama girse, herkes belli bir saygı gösterirdi, ama bu statüsünden değil, kişiliğinden kaynaklanan bir saygıydı.

Kendine oluşturduğu çevre çok önemli insanlardan müteşekkildi, hepsi hayatında dine önem veren insanlardı, bu bile bize dinimizde yol almaya yetti.

Zorlayıcıydı, bir işin başarılmaması için bir mazeret tanımaz, çalışılırsa, her şeyin başarılacağına inanır ve bizden de bunu beklerdi.

Babamın cesaretine hayrandım. Sonrasında arkadaşlarından da duyduğum, onun London School of Economics’e başvuracak cesaretine olan hayranlıklarıydı. O bir Müslüman olarak bu yolla da olabileceğini göstermişti.’

Hastalık süreci

2006 yılında Adnan Bey’in hazımsızlık şeklinde şikayetleri başlar. Endoskopi, kolonoskopi yapılır, bir şey çıkmaz. Stresli bir hayatın getirisi olarak teşhis konur, sakinleştiricilerle geçiştirilir. Ve bu teşhis, onlara altı ay kaybettirir. Altı ay sonra Adnan Bey’in şikayetleri artıp doktora gittiğinde, tahliller sonucu kanser teşhisi konur. Teşhisi koyan Dr. Rıfat Yalın; bunun çok agresif bir kanser türü olduğunu, vadenin dolmasına üç veya altı ay kalmış olabileceğini söyler.

Saliha Hanım, ‘o günü hiç unutamam’ der. İkisi de bitmiş bir vaziyette Çamlıca’ ya çıkarlar. Uzun bir sessizlikten sonra manzaraya bakarken ‘ölüm var, bunu bir şekilde yaşayacağız, bu iş başımıza geldi ve biz bununla başedeceğiz’ diye konuşur, kesinlikle kimseye söylememe kararı alırlar.

Çocuklara da bir ameliyatla kurtulacağı kron hastalığı olarak söylerler. Hastanede Adnan Bey’in testleri yapılırken, Saliha Hanım sürekli ‘krondur değil mi?’ ümidiyle doktorlara sorar soruşturur. Sağlık görevlilerinden biri,’ yeter artık, kron değil bu. Kendini kandırıp durma, gerçekle yüzleşmen gerek artık’ der, Saliha Hanım tokat yemiş gibi olur, yüzleşmek zordur.

Adnan Bey ilk ameliyatını olur, hatta o gün ziyaretine gelen arkadaşı Ahmed Davutoğlu, Mustafa Özel dahil olmak üzere, ne arkadaş camiasına, ne de Albaraka Türk camiasına hastalıktan bahsederler. Ameliyat sonrasında bağırsaktan alınan parçanın kötü huylu olduğu anlaşılır ve Adnan Bey ilk kemoterapi seansını alır. Yine de kimseye bir şey söylemezler. Bir gün Adnan Bey hastalığı hakkında annesiyle telefonda konuşurken küçük oğlu Cüneyd bu konuşmayı duyar ve o şekilde öğrenir çocuklar. Onlarla oturup konuşurlar, ‘başımızda böyle bir şey var, biz hastalığın nasıl ilerleyeceğini görmek istedik, kemoterapinin nasıl sonuç vereceğini görelim istedik’ diye açıklama yaparlar. Sonrasında Adnan Bey 12 seans kemoterapi alır. Sonuçlarının iyi olduğunu söylerler ve biraz ferahlarlar.

O dönemde ilk kemoterapi almaya gittiklerinde bir hemşire, Adnan Bey’e ‘Adnan Bey bu saçlar gidicek’ der,bu söze çok üzülür. Dış görünüşe çok önem verir çünkü, Saliha Hanım da onun üzülmesine üzülür. Saliha Hanım, Adnan Bey dökülen saçlarını görüp üzülmesin diye her sabah o uyanmadan yastığını değiştirir, her hafta saçlarını yağlar, bakımını yapar. Neyse ki, vefat ettiğinde saçlarının hala iyi durumda olduğunu söylerek şükreder Saliha Hanım, üzülmemiştir sevgili eşi.

2006’yı ‘Hastalıktan kurtulduk ‘düşüncesiyle biraz rahat geçirirler. Fakat 2007’de bir ameliyat daha geçirir. Hastalık nüksetmiştir. Bir sene sonrasında bir daha ameliyat geçirir. O merhalede hastalık epeyce ilerlemiştir.

Adnan Bey hastalığının en ağır evrelerinde bile işinden kopmaz. Bank of Newyork’un hatasız işlem ödülünü hastanede almıştır. 2007’de Albaraka’nın halka açılması gerçekleştirilir. O dönemde Adnan Bey ikinci ameliyatını geçirmiştir ve hastane mikrobu kapmış, iki ay hastanede geçirmek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin en büyük katılım bankalarından birinin halka açılma operasyonu hastaneden, Adnan Bey’in odasından gerçekleşir. Bir yandan hastalıkla mücadele ederken, bir yandan genel müdürü olduğu bankanın iyi bir konuma gelmesi için elinden geleni yapar. Ve yılsonunda çok büyük bir kar oranı açıklanır. Al Baraka’nın son dört yıldaki başarısı Adnan Bey’in direnmesine bağlıdır. Son güne kadar, son anına kadar çalışmıştır Adnan Bey. Kendisini düşünerek dinlenmemiş. Hastalığı için hastanede geçirdiği süreyi de kıdemine göre izninden sayar. Gün gelir üzerinde ilaçla işe gider, toplantılara acil bir durumda müdahale etmesi gerekirse diye oğlu Tarık’la katılır. Randevularını tedavisine göre ayarlar, önce hastaneye oradan işine gider. Yurtdışı seyahatlerini dahi aksatmaz, kemoterapiye girip yolculuğa çıktığı çok olmuştur.

Şartları kavrayarak, yapılması gerekeni yaparak hayata yönelmeyi babamdan öğrendik’ diyor Tarık. Ayşe Tıp Fakültesi ikinci sınıftadır, Tarık üniversiteye hazırlanır, Cüneyd lisededir. Adnan Bey’e kesin teşhis konduğunda çocukları okullarını dondurma kararı alırlar. Fakat babaları çok kızar ve okullarını en iyi şekilde bitireceklerine dair onlardan söz alır. Babalarını örnek alarak, bir yandan hastalığında ona destek olurken, diğer yandan eğitimleri için çalışmaya devam ederler.

İlk teşhis konduğunda üç veya altı ay ömrünün kaldığı söylenmiştir. Ama bu sürecin beş sene sürmesi onlar için bir şükür vesilesi olmuş, ailecek birbirlerine kenetlendikleri bir dönem olmuştur. Adnan Bey, o dönemde ailesine daha çok vakit ayırmış, anlatmadıklarını anlatmıştır. Hayata küsmenin ötesinde hayattan hınç alır gibi davranan diğer hastalara nazaran, Adnan Bey olgunlukla karşılamıştır hastalığını.

Adnan Büyükdeniz2009 ‘da hastalığının son döneminde Amerika’ya giderler tedavi için, fakat hastalık çok ileri evrededir, tedaviye uygun görülmemiştir.‘Son ameliyat kararı onun bıkkınlığıydı’ der Saliha Hanım, ve o ameliyatı olmasını istemez. Eşi olarak o imzalamaz ama Adnan Bey karar kağıdını imzalar. Kolostomiyle çıkar o ameliyattan. Bu hiç istemediği bir şeydir Adnan Bey’in , gördüğünde anlar ve ne olduğunu sorar, Saliha Hanım ‘Adnan Bey ayılınca ’ ilk sözünüz lütfen iki ay sonra düzeleceği olsun ‘diye tembihler tüm doktor ve hemşireleri. Adnan Bey’e de ‘iki ay sonra geçicek bu, problem etmeyelim der. ‘ Adnan Bey belki bilse de her şeyi, itiraz etmez eşine.

Son üç ay çok hızlı geçmiştir. 10 ağustos’ta ameliyat olur, Eylül’de bayramda iki saatliğine evine gelebilir. Son ameliyatından sonra hastaneden çıkamaz, o ziyaret, evini son ziyareti olmuştur.

Adnan Bey’in son ziyaretçisi Başbakan RecepTayyip Erdoğan olur. Bilinci o sıralarda yerinde değilse de Adnan Bey onun geleceğini öğrendiğinde ‘beni rahat bırakın, dinlenmek istiyorum, Tayyip Bey’le yalnız konuşmak istiyorum’ der. Birgün boyunca dinlenir. 18 Ekim günü saat 14 civarı Tayyip Bey gelir. Üç saat kadar konuşurlar. O konuşmada bir de Tarık vardır yanlarında. Hastalığı itibariyle hep yaptığı gibi, ani bir şey olduğunda babacığının yanında olmak için hazır bulunur. Ve Tarık, babasının Tayyip Bey ‘le olan son konuşmasında babasının sanki sağlıklıymış gibi konuştuğunu söyler. Tayyip Bey odadan çıktığında çok ağlar. Aliya İzzetbegoviç’in de son ziyaretçisi o olmuştur, Adnan Bey’in de. Ve yanındaki arkadaşlarına ‘bir daha beni bu durumda bırakmayın, bu kadar geç vakte bırakmayın’ diye tembihler.

Sanal dünyadan esas dünyaya geçiyorum

O ziyaretin gecesinde, 00:15’te vadesi dolar Adnan Bey’in.

Ve arkasında dolu dolu yaşanılmış bir hayat, üç salih evlat ve saliha bir eş bırakmıştır.

Yaşamıyla, hastalığıyla, inancıyla, tüm yönleriyle örnek bir insan olmuş, okunulması, kazanılması gereken bir vizyon bırakmıştır.

Birgün hastanenin penceresinden bakarken güzel bir şeyler gördüğünü söyler eşine. Saliha Hanım ne gördüğünü sorduğunda, ‘Sanal dünyadan esas dünyaya geçiyorum.’ demiştir. Bu sözü, Saliha Hanım’ın da hayat görüşü olmuştur. Birlikte bir hayat geçirmiş, üç evlat yetiştirmiş, acı tatlı günler yaşamışlardır. Saliha Hanım için sanal da olsa bu dünyayı onunla yaşamış olmak bir şükür vesilesidir.

Bazı insanlar vardır hayatlarıyla ders olurlar, Adnan Bey benim için öyle oldu’ der Saliha Hanım, gözlerinde dolanan bulutlarla..

Ama Adnan Bey ağlamalarını hiç istememiştir. Hastanede hemşireler, ‘Ne kadar asilsiniz, hiç ağlamıyorsunuz ‘ demişse de, o asillikten değil, Adnan Bey’in isteğindendir. Fakat o ilk acısıyla ağlayamamanın etkisiyle hala ailecek konuşamazlar, bizim söyleşimiz bir ilk olmuştur 19 Ekim 2009’dan beri.

Adnan Bey’in mezarını hala ziyaret edemez Saliha Hanım, somut bir şeye alışmış olmanın etkisi midir, hayaline dokundurmak istemediğindendir belki de..

Hayatımda yaşadığım en güzel şeydi’ der onun için. ‘Gidenler geride bir şeyler bırakır, ama o örnek bir hayat bıraktı ve evlatlarıma çok iyi bir örnek oldu.’

……………….

Bir eş’in dilinden hayat arkadaşını özlemle, saygıyla anmasını dinlemek.

Nasıl görünürse görünsün, her kul yalnız aslında,

Saliha Hanım, sanki bir rüyadan uyanmış gibi,

Ya da hiç uyanmak istemez gibi,

Adnan Bey’le yaşadıkları,

O’nu bir çınar gibi yanında hissetmesi,

O’na yaslandı tabi yıllarca,

Sefer duasını ezberleme gereği bile duymadı,

Çünkü Adnan Bey vardı, o ihmal etmez okurdu.

Ama vakit gelip de o sefere çıkınca…

Tüm seferler anlamsız mı oldu?

Yalnızca anıların derinliği..

Çocukları en büyük desteği şimdi..

Üç hayırlı evlatsa,

Rahmetli Adnan Bey’in gözbebeği

Hem gururu hem ümidi..

19 Ekim 2013’te,

O’nun bu dünyadan ayrılışının dördüncü yılında,

Adnan Bey’e Allah’tan Rahmet,

Eşine ve çocuklarına sabır ve metanet diliyorum.

 

F. Betül Özer yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Kasım 2013, 13:22
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mustafa emin
mustafa emin - 6 yıl Önce

betül hanım iyi bir portre kaleme almış. kimisine detaylı ve uzun gelebilir, ama bunlar aslında çok kıymetli fragmanlar. bence tek kusuru, adnan amca gibi gerçekten nev-i şahsına münhasır biri için gereksiz bir vurgu unsuru olarak başbakanın ziyareti. biz bu portreyi okurken "başbakan da ziyaret etmiş" vurgusuna ihtiyaç duymuyoruz, adnan amcanın hikayesi yeterince kıymetli. öte yandan başbakan'ın vefa duygusu, aliya'yı bile ziyaret edişi ayrı bir yazı konusu. burada eklektik duruyor naçizane

süleyman çelik
süleyman çelik - 6 yıl Önce

Bu güzel yazınız için en kalbî teşekkürlerimi sunuyorum. Adnan beyi tekrar saygı,rahmet ve dua ile anmamıza vesile oldunuz.

yıldız ramazanoğlu
yıldız ramazanoğlu - 6 yıl Önce

sevgili saliha hanım ve güzel evlatlarına sabr-ı cemil diliyorum. Adnan beyi daha yakından tanımamızı sağladığı için Betül hanıma teşekkürler.

Uzaklardan
Uzaklardan - 6 yıl Önce

Olum gercegini bir kez daha ne kadar farkinda olarak yasamamizi hatirlatan duygulu bir yazi olmus.Ayrica, Kariyer merdivenlerini tirmanirken davamizin bilincini kaybetmememizi ogreten bir yazi. Yazarin ellerine saglik.Adnan Bey e tekrardan Allah(cc)'tan rahmet diliyorum.

Harun Sazak
Harun Sazak - 6 yıl Önce

Gerçekten sanal dünya söylemi insanı tefekküre daldırıyor. Namaza izin verilmemesi durumunda 'alır çantamı gelirim' demesindeki samimiyet inşaallah afvına ve Allah'ın rızasını kazanmasına vesile olur. Allah (C.C) ona ve tüm geçmişlerimize rahmet eylesin. Amin.

 H.Gülsüm Kıvrak
H.Gülsüm Kıvrak - 6 yıl Önce

Öteden seslenirken onlar, işte o zaman yankısı gerçekten ne güzel olduğunu anlarız. Öteden gelen güzel bir sesti yankılanan BÜYÜK bir DENİZ den..

banner19

banner13