Hapishane, büyüklerin yoludur!

Abdülbaki Hazretleri de Allah yolunda bu yoldan geçtiğinde babası ne dedi?

Hapishane, büyüklerin yoludur!

 

Şimdi seni yazıyorum, belki bu benim yazgım, belki idam fermanım, belki de necatım; kurtuluşa ve yeniden varoluşa kanat açışım. Seni yazıyorum çünkü yere göğe sığmayanın gönlündeki nazarına muhatap olayım diye, biraz kurnaz, biraz cahil ama muhtaç, çok muhtaç... Ve bir emelim var açıklamaktan utandığım, Yunusça mı söylesem yoksa İkbalce mi bilmem. Kalemin ucuna gelen Yunus’un gönlünden çıktığı gibi çıkmazsa gönülden yahut bir ciğer yangını, bir yürek sızısı olmadan söylenirse bu sözler vay halime! Utanıyorum söylemeye çünkü ne yakinden bir nasibim var ne de naz ve niyazım Mevla’ya.

“Hepisinden iyice bir gönüle girmektir.” dediği gibi Yunus’un, ben de senin gönlünde yer bulmak isterim. Aşk gizlilik ister düşmesin dillere, der şair. Seni dile düşürmeden bu aşkı nasıl anlatmalı, söze nereden başlamalı, bilmem. Aşk zaten dile düşmüş, herkes onun dedikodusunu yapmakta. Ben bu sırrı gizlesem mi, yoksa kimseye bildirmeden cihana yaysam mı bilemedim.

Ahir zamanda hakiki bir âşık

Abdülbaki Hazretleri küçük yaşlarda verem hastalığına yakalanır, o hasta haliyle Siirt'e sonra da Van'a eğitim görmeye gider. Talebelik döneminde hasta olduğu halde babası Abdülhakîm Hazretlerinin verdiği irşada yardım etme görevini de ihmal etmez. Van’da yaptığı çalışmalarla, Allah'ın yardımı ile insanların gruplar halinde Abdülbaki Hazretlerinin etrafında toplanmaları bazı insanların bu durumdan rahatsız olmalarına sebep olur. Durumdan rahatsız olanlar Abdülbaki Hazretlerini şikayet eder ve hapse attırırlar. Hem verem hastalığının etkisiyle zayıf düşmesini hem de hapse atılmasını babası Abdülhakîm Hazretlerine nasıl anlatacaklarını bilemez yakınları, en sonunda dayısı durumu Abdulhakîm Hazretlerine anlatır. O anda mübareğin yüzünde güller açar, sevinir. Şaşarlar bu durama, hani zahirde sevinilecek bir yanı yoktur ama elbet hikmeti vardır diye düşünürler.

Abdülhakîm Hazretlerinin cevabı da sıradan bir baba değil de hakikat ehli bir babanın sergilediği davranışı gözler önüne sermektedir. Der ki:

“Ondan büyük nimet var mı? Allah'a şükredelim. İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendi, Abdülkadir Geylani, Şah-ı Hazne hepsi mahpus edilmiş. Onlara mutabaatı oldu. Bazıları suç işleyip yakalanıyor, ceza alıyor, bu Allah yolunda tevkif edilmiş, ne kadar büyük nimet, ne kadar şükretsek azdır.” Bu cevap içerisinde oğlu Abdülbaki Erol Hazretlerinin ilerde büyük bir hizmet, hakikat ve Allah adamı olacağına işaret vardır.

Aşk Derdi

Abdulhakîm Hazretleri ve Muhammed Raşit Hazretli dönemlerinde ilahi cezbenin ve muhabbetin yoğun olduğu söylenir. Abdülbaki Hazretlerinin döneminin özelliği ise akıl, amel ve zikrin ön planda olmasıdır, derler. Ben buna çok katılmıyorum. Amelin ve zikrin ön planda olması güzel de aşk olmadan muhabbet olmadan yani yürekler aşkın ateşiyle yanmadan bu eller kollar çalışmıyor. Aşkın ateşinden yürekler yanmadan nefis oturduğu yerden kalkmıyor, Allah için bir işin ucundan tutmuyor. Abdülbaki Hazretleri aşkı, Hak aşkını, Rasul aşkını ön plana koymasa böyle rahatsızlıklarına bakmadan çalışır mı? Sade akıl ön planda olsa bak hastasın otur dinlen, bu işi başkası da yapar der ama o dağların taşların taşıyamadığı İlahi yükü ağrıyan sırtına yüklenmiş Muhammed (s.a.v.) ümmetini bu gaflet, nemelazımcılık ve tembellik bataklığından çıkarmak için çalışıyor. Hiçbir ücret almadan insanlara hizmet etmek peygamberlerin adetlerindendir, Peygamber varisi alimler de bugün tam bunu yapıyorlar. Zahiren bakıldığında ahir zaman insanına yapılan hizmet, bunca tekrarlanan hatalarımıza karşılık, bu kadar çabuk unutmamıza karşılık boşunaymış gibi gözüküyor ama onlar yılmadan hizmete devam ediyor, Muhammed İkbal’in de dediği gibi “Akıl ümitsizlik yoluna gider mi hiç, aşk lazım ki o yana koşsun.”

 

Tuğba Kaya bildirdi

 

Yayın Tarihi: 10 Kasım 2011 Perşembe 22:45 Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2011, 23:24
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
elif c.
elif c. - 11 yıl Önce

onlar hizmet nimettir düsturuyla çıkıyorlar yola ve asla yılmıyorlar.Allah onlardan kat kat razı olsun...

Muhammed
Muhammed - 11 yıl Önce

Hapishane Büyüklerin başlıklı yazıyı beğeniyle okudum. Bu yazıyı kaleme alan kardeşimizin eline ve yüreğine sağlık...

DADAŞ
DADAŞ - 11 yıl Önce

Allah onlardan razı olsun...Rabbim beni de Saadat_ı kiramın kapısından ayırmasın inşaallah

Osman DOST
Osman DOST - 11 yıl Önce

Mübareğin yüzüne şöyle bir bakın, her güzellik gönlünüze geliyor. Onlar bize Allah(cc)'ı hatırlatıyor.

Arif Gürdal
Arif Gürdal - 11 yıl Önce

Resim koymasaydınız keşke. Kendilerinin müsaadesi yok bildiğim kadarıyla.

selda
selda - 11 yıl Önce

yazıyı kaleme alan kardeşimize teşekkürler.sadatı kiramın büyüklüğünü görmemize vesiledir bu bilgiler.o zindanlar medreseyi yusufiye oymuştur muhakkak.dua ile.

banner19

banner26