banner17

Hali halka hitap ediyordu!

Merhum Rıfkı Kaymaz ile ilgili bir armağan kitap hazırlanıyor. Yusuf Turan Günaydın'ın o kitapta çıkacak yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Hali halka hitap ediyordu!

Âlem, başka bir âlem oldu baharla/ Ve güller çiçeklendi, yeşillendi baharla./ Gurbette özlemi yaşadım bir bir…/ Geçmiş günlerdeki hoş hatıralarla… (Rıfkı Kaymaz)

Lise son sınıf çağlarına kadar uzanan gıyabî bir tanışıklık… Ankara’da lise öğrencilerine yönelik bir yayın olarak çıkan Kültür Edebiyat (Nisan 1986-Ekim 1987) dergisinde adına rastlıyordum. Manzumeleri ve yazılarıyla aklımda yer etmişti ismi. Gıyabî tanışıklık çok sonraki yıllarda vicahîye çevrildi. Türkiye Yazarlar Birliği çatısı altında gerçekleşen bu tanışıklık ölümüne kadar sürdü.

2009 Ramazanında Kocatepe Camii’nin avlusunda düzenlenen kitap fuarındaki TYB standında sürekli o bulundu ve ben de görevli olduğum standdan ayrılmaya fırsat buldukça yanına uğradım. TYB Yayınları’nın yanı sıra o standda Rıfkı Kaymaz Bey’in bakır işleme çalışmaları ve bir kısım kitapları da sergilenmişti.Rıfkı Kaymaz

Hazırlamakta olduğu Erzincan meşâhirine dair kitap için Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında o sıra yeni yayınlanmış bulunan Sicill-i Osmanî Zeyli’ni de taramak istiyordu. TTK standında bulunan arkadaşla konuşarak, Mehmet Zeki Pakalın’ın muazzam bir biyografi kaynağı olan on dokuz ciltlik eserini incelemesi için müsaade aldık. Umumen sakin geçen fuar havası içinde standdaki vaktini bu tür çalışmalarla da bereketlendirmişti. Sohbetler de fuarın -ne de olsa- sıkıcı havasını dağıtıyordu. TYB standında kendisinin de katkıda bulunduğu çocuk edebiyatı alanında yazan Üzeyir Gündüz ve Ahmet Yozgat’la da sık karşılaşmış ve sohbet etme imkânı bulmuştuk. Hatırladığım bir husus daha: Fuarda hediye ettiği Ebu’l-Hasan Hârakânî’nin Nûru’l-Ulûm adlı eseri, uzunca bir süre arayıp da bulamadığım tasavvufî neşirlerdendi.

Ölüm haberini Ali Birinci Hocadan aldığımda ne diyeceğimi bilemedim. Bütün ölümler gibi ‘beklenen’ bir şey değildi. Ama ölüm karşısında beklenen-beklenmeyen ayrımı ne kadar manasız…

Algı kapıları hep açıktı karşısındakine

Gıyaben tanıdığınız bir şahsiyeti yakından tanıma imkânı bulunca ister istemez ‘gözlemci’ bir tavra bürünüyorsunuz. Rıfkı Bey’le TYB’nde sık sık karşılaşmaya başlayınca bu tür gözlemlerim pekişmeye başladı. O, derviş tabiatlı bir insandı. İlk intibam; çok ve yüksek sesle konuşmayı sevmemesiydi. Zaten TYB’ndeki koşuşturmaca içinde uzun uzadıya sohbet etme imkânı bulamıyorduk. O da bu koşuşturmacadan kendine özgü bir sükûnetle sıyrılmayı başarıyordu. Fakat bu husustaki intibalarım pekişe pekişe onu her gördüğümde Mârifetnâme’deki bir bölüm aklıma gelmeye başlamıştı artık...

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, üstadı İsmâîl Fakîrullah Tillôvî’nin tercüme-i hâlinden tatlı tatlı söz ederken ilgi çekici bir gözlemini de aktarır: Dergâha bir gün bir ‘yabancı’ gelir, namaz kılınacak bölüme geçer, kimseye selâm da vermez… Hiç konuşmaz. Oturur bir müddet, ibadetini ifa eder ve yine bir müddet oturup hiç konuşmadan kalkıp gider. O sıralarda daha ‘çömez’ olan Erzurumlu, durumu çözemez ve üstadından açıklama ister. Fakîrullah Hazretleri, “Sen onu hiç konuşmadı sanıyorsun, öyle mi?” diye sorar ve ekler: “Onunla dergâhta oturduğu sürece koyu bir sohbet hâlindeydik. Sohbet ve konuşma illâ ki dille ve dudakla olmaz; içten bir iletişimle de pekâlâ sohbet edilebilir.” yolunda cümleler sarf eder.

Nedense Rıfkı Bey’in her daim sükûnet hâlindeki tavrı bana sürekli bu ‘olağanüstü yaşanmışlığı’ hatırlatmıştır. O sizinle böyle bir iletişim için algı kapılarını açık tutar gibiydi sanki; ama siz koşuşturmaca halinde iken kalp kapınızı çalan bu mihmânı duyamazdınız. Ölümünü duyunca da ilk hatırladığım husus bu oldu.

Rıfkı Bey’le bir yolculukta da beraber olduk: TYB’nin Gelibolu’da düzenlediği “Mevlânâ Bilgi Şöleni” için Gelibolu’ya giden ekipte o da vardı. Birlikte olduğumuz ehl-i mûsikanın dışında unutulmağa yüz tutmuş bir sanat dalı olan bakır işleme sanatında eser sahibi bir sanatkâr… Telîfâtının yanı sıra tabiî… Gelibolu Mevlevîhânesi’nin bir köşesinde açtığı mütevazı bakır işleme sergisini hatırlıyorum. Bir de orada hediye ettiği bir eserini: Padişah Tuğraları.

Rıfkı KaymazNedir bu telaş?

Rıfkı Bey son zamanlarda tanıdığım insanlar arasında sükûneti temsil ediyordu. Bu tavrıyla onun, sürekli koşuşturmaca hâlindeki insanlara; ‘Nedir bu telaş?’ diye hâl diliyle soran bir kişilik olduğuna inanıyorum. Tasavvuftaki ‘hâlin halka hitap etmesi’ düsturunu içselleştirmiş bir görünümü vardı.

Onu böyle hatırlayacak ve hayırla yâd edeceğim. Şu üç günlük dünya hayatında vakitlerimiz ve mekânlarımız zaman zaman kesişti. Şüphesiz bu kesişmeler iki mümin arasında bir hak-hukuk oluşumu için yeterlidir. Varsa hakkımı seve seve helâl edebileceğim şahsiyetlerden biridir Rıfkı Kaymaz. Onun da bana hakkını helâl etmesini dilerdim. Allah Teâlâ mekânını cennet eylesin.

Not: Bu yazı, Rıfkı Kaymaz ile ilgili hazırlanan ve yakında çıkacak olan bir armağan kitapta yer alacaktır.

 

Yusuf Turan Günaydın hasretle andı

Güncelleme Tarihi: 06 Ekim 2010, 18:08
YORUM EKLE
YORUMLAR
Talip Fani
Talip Fani - 8 yıl Önce

Allah razı olsun Yusuf kardeş...
Yazan güzel yazılan güzel yazı güzel...

banner8

banner19

banner20