banner17

Hafız Osman Öge, Harput'un Musiki İklimini Derinden Soludu

Hafız Osman Öge, adına musiki denen bu derinliğin, bu güzelliğin, bu ruhu besleyen iksirin Harput’taki kaynaklarından. Suyu gözünden içenlerden… Muaz Ergü yazdı.

Hafız Osman Öge, Harput'un Musiki İklimini Derinden Soludu

Harput’tayız… Musiki kültürümüzün en derin damarlarından birine yataklık eden Harput’ta… Burada halk müziğinin ve sanat müziğinin terkibinden doğan bir musiki söz konusu. Şarkı, türkü, hoyrat, gazel, oyun havaları, ilahiler… Fuzuli’nin can yakan beyitleri de var “Yemen Türküsü” de… “Esmerim Kıyma Bana” diye yalvarışlar da var “Sigaramın Dumanı Yoktur Yârin İmanı” diyen sitemler de… “Ben Şehidi Badeyem” de var “Ahçik” de… “Ahçiği yolladım Urum eline/ Eser bad-ı saba zülfün teline/ Gel seni götürem İslam eline/ Serimi sevdaya salan O Ahçik”… Yüzlerce birbirinden güzel ve orijinal makamlar… İbrahimiyeler, Nevruzlar, Elezberler, Divanlar, Şirvanlar, Beşiriler…

Elazığlı sanatçı ve araştırmacı Şemseddin Taşbilek, yöre musikisi ile ilgili şu tespitlerde bulunuyor: “Çalgılar klasik, eserler nağmekar, melodileri sanatlı, curcuna usûl yaygın, türküler çok zaman ağır ve deruni, hayatın değişik konularına vurgu yapar, insanının yaşam anlayışına uyumludur, oyunlar endamlı, sertliğe yer verilmez, giysiler sade ve zevkli, uzun havalar yakıcı. Harput Müziği’nde eskiden beri bağlama ailesi sazlar kullanılmaz. Geleneği öyle; Kemane (yani keman), ud, kanun, çığırtma, zurna. davul, tef, elbana... Sonraları klarnet, cümbüş… Askeriye’den yöreye intikal eden klarnet öyle sevilir ki yörede, kendine has bir üfleyiş tarzı ortaya çıkar! Hele yörenin düğün çalgıcılarının (Mehmet Şerif Çeçen gibi, bir kısmı ‘âşıklar’ olarak bilinir) oyun havalarındaki kıvrak icralarıyla!... Öyle ki, şimdi Elazığ’a klarnet şehri diyenler var!..

Yani Harput müziği tam bir Türk müziği harmanı; klasik çalgıları, halk ezgileri, beste türü nağmekar şarkı ve gazelleri, tasavvuf eserleri, saz eserleri ve hatta kahramanlık türküleriyle…

Müzikolog, folklor araştırmacısı Halil Bedii Yönetken de Harput’taki musiki birikimine şöyle dikkat çekiyor: “Harput’ta vaktiyle halk, yaz mevsiminde, ekseriyet Cuma günleri, Kayabaşı, Kale, Kurey gibi mahallelerde toplanır eğlenirmiş, buralarda yenilir, içilir, şarkılar, türküler, yüksek havalar söylenirmiş. En enteresanı meselâ Kayabaşı mahallinde güzel seslilerden bir gurup veya çok tiz ve gür sesli bir solist bir maya söylerken, diğer mahallelerde toplananlar onları dikkatle dinler, sonra onlara meselâ Kurey aynı şekilde cevap verir, onu da kaledekilerin konseri takip edermiş. Bu müzik törenini bütün Harput şehri gecenin sükûnetinden istifade ederek dinlermiş.

“Nota bilmem. Sesim güzel ve müsaittir.”

Hafız Osman Öge, adına musiki denen bu derinliğin, bu güzelliğin, bu ruhu besleyen iksirin Harput’taki kaynaklarından. Suyu gözünden içenlerden…

1892’de Harput’ta doğar Hafız Osman. Osman Feyzi asıl ismi. Hafız olduğundan dolayı Hafız Osman demişler. Babası Muallim Hafız Tevfik Efendi. Tevfik Efendi bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da ilmi çalışmalara devam etmiş. Ayaklı kütüphane derlermiş kendisine. Fatiha Suresinin yedi farklı tefsirini yapabilecek derecede… Aynı zamanda mahir bir hattatmış da. Hafız Osman ilk eğitimini ve musiki bilgilerini işte böyle bir babadan alır. Hafızlığını da babasının gözetiminde tamamlar. Elaziz Askeri Rüştiyesi’ni ve İdadisi’ni bitirdikten sonra babasının vefatı dolayısıyla eğitim hayatı da sona erer. Harput’un çeşitli okullarında yardımcı öğretmen olarak çalışır. Muallim mektebi ambar memurluğu, Elaziz Orta Mektep memurluğu, Malatya Lisesi sekreterliği ve İdari İşler Şefliği, görev yaptığı memuriyetler. 1950’de emekli olur. Harput’un büyülü nağmelerinin peşine düşer.

Hayatını şöyle anlatıyor Hafız Osman Öge: “500 lira emekli maaşı ile temin-i maişet etmekteyim. Başka taraftan hiç bir gelirim yoktur. Bir eserim olmadığı gibi, şair ve bestekâr da değilim, ancak pratik olarak Harput makamatını öğrenmiş ve bunlara layıkiyle vakıfım. Nota bilmem. Sesim güzel ve müsaittir. 1960 yılında bütün Harput ezgilerini mani, türkü, hoyrat ve gazel şeklinde okuyarak bantlara vermişimdir. Bu bantlar Elazığ halkına kıymetli bir yâdigarımdır. Yalnız şimdi yaşım itibariyle sadâmın eski tonu ve eski kuvveti kalmadığı ve bundan böyle okumaya da mütehammil olmadığımı esefle ilave etmek isterim. Bantlara okuduğum eserlerden istifade ve terennüm edildikçe kendimde büyük bir bahtiyarlık oluyor ve toprak olduğum zaman da ruhan şâd olur ümidiyle nura eser işler hal tercümemi arz eylerim.”

Önde gelen divan şairlerden gazelleri Harput makamları ile icra ederlerdi

Ömrünün her saniyesine mütevazılığın, ahlakın sindiği Osman Öge, aynı zamanda geleneksel terbiye anlayışımızın somut örneklerinden. Yaptığı işi büyük ücretler karşılığı yapmayan, emeğini ranta dönüştürmeyenlerden. Zaten Harput’un musiki yapısını ta çocukluğundan tanıyor. Gerçi tanıyor demek eksik kalır, bizzat içinde yaşıyor. Musiki üstadlarını canlı dinleme, yöre ağzını işin ustalarından tanıma şerefine ermiş. Kendisi de bu tecrübeyi her fırsatta yeni kuşaklara aktarma gayretinde. Şemseddin Bey’in belirttiği gibi hem camilerde mevlit, kaside, ilahi okur hem de yaptığı derlemeleri kayıt altına alır. Elli altı Harput ezgisinin notaya alınması ve yazılı kaynaklara geçirilmesi onunla gerçekleştirilir. Yüzün üzerinde eseri bantlara okur.

Fırat Üniversitesi Harput Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği “Uluslararası Harput’a Değer Katan Şahsiyetler Sempozyumu”nda Rumeysa Bıçak, sunduğu bildiride Hafız Osman Öge hakkında şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Hafız Osman Öge’nin ses güzelliği, makam ustalığı ve gazeliyata hâkimiyeti belirgin olarak hissedilmektedir. Hafız Osman Öge Harput’ta camilerde mevlitler okur, mukabelelerde görev alırken ses güzelliği ve makam aşinalığı nedeniyle halk üzerinde şöhreti artmış bir hafızdır. Harput’ta hafızların musiki icra etmeleri pek hoş karşılanmadığından meclislerde fazlaca yer bulamamıştır. Ancak hususi olarak bazı kimselerle musiki meşki yaptığı söylenmektedir. Hafız Osman Öge, Harput’taki Müderrisler Derneği’nde makam ustaları hafızlar vs. ile akşamları toplanıp Fuzuli’den, Niyazi-i Mısri’den, Rasih’den, Nedim’den ve önde gelen divan şairlerden gazelleri Harput makamları ile icra ederlerdi. Gazeliyata hâkimiyeti aşikâr idi.

“Aş yedim dilim yandı/ Köz düştü kilim yandı/ Ben kilimi kayırmam/ Gülşende gülüm yandı”, “Bilmezdi özüm gamzene meftun imişem ben/ Afetzede dil hasta ciğer hun imişem ben”, “Bülbülüm bağ gezerim/ Âşığım dağ gezerim”, “Pencereden bir taş geldi/ Ben zannettim Mamoş geldi”, “Havuz başının gülleri/ Şak şak eder öter bülbülleri”, “Sinemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı/ Zülfün karanlığında bezm-i çerağ olaydı”,  “Meteristen ineydim/ Güllüm gine gideydim”, “Merhem koyup onarma sînemde kanlı dağı/ Söndürme öz elinle yandırdığın çerağı”, “Ben şehidi badeyem dostlar demim yâd eyleyin”, “Yüksek minarede kandiller yanar/ Kandilin şavkına bülbüller konar” gibi yüzlerce türküyü bizlere yâdigar bırakan Hafız Osman Öge 1975 yılında Rahmet-i Rahmana kavuşur.

Hafız Osman Öge - Yüksek Minarede

 

Muaz Ergü

Güncelleme Tarihi: 31 Ocak 2017, 17:10
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20