banner17

Güneşçağ savaşçılarına!

Zalimin lobisine şirin görünmek gibi bir dertleri yoktu o gidenlerin! Matematiği, reelpolitiği iyi bilmiyorlardı belki fakat bildikleri başka şeyler vardı.

Güneşçağ savaşçılarına!

“Onlar gittiler/ Giderken bir muştu gibiydiler”

15788
(+)

Yaz yağmurları dualı avuçlara dökülürken, onlar gittiler. Ak güvercinler uçurup göklere, mavi yelkenlerini Akdeniz’in hırçın dalgalarına açıp, merhametin, sevginin, vermenin, erdemin, adaletin destanını yazmak için gittiler. Giderken bir muştu gibiydiler.

Kimler yoktu ki aralarında

Mavi Marmara ve kardeş gemiler, Akdeniz’in hırçın dalgalarına kendilerini vurduklarında; yollarına karanfiller, güller dökmüş, beklemenin, yalnızlığın, çaresizliğin, yokluğun o denli de inanmanın, teslimiyetin, direnmenin destanını yazan Gazzeli müslümanlara gittiler.

Özgürlüğün, merhametin yürekli yolcuları arasında kimler yoktu ki. Neredeyse, yüz yaşına yakın ak sakallı hahamlar, bedeni yaşlı olup yüreği genç olanlar, delikanlılar, genç kızlar ve masumiyetin yegane temsilcisi gibi gülümseyen bir bebek… Aktivistler, gazeteciler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri… Hepsi soylu ve erdemli bir davayı omuzlayan, dünyanın vicdanı olmaya aday, insanlığın kutlu elçileri…

15789
(+)

Çehrelerinde güller açarak gittiler

İyilik erleri olarak vermenin şuurunu yaşayan, insanlık onurunu kurtarmanın telaşına düşmüş kutlu yolcular yollara döküldüklerinde, ırk, dil, din, mezhep, merhamet ırmağında eriyip akmıştı. 32 ülkenin kardeş insanları tek bir yürek gibi, hami olmaya, dost ve kardeş olmaya yola çıkmışlardı. Niyetleri halis, duaları umutlu, sloganları; “Filistin’e yol-a-çık, yükümüz insanî yardım” idi. Eşten, dosttan, evden, ocaktan, yurttan, yuvadan, vatandan ayrılırken, sevda ve esenlik yurduna, cennete gider gibi çehrelerinde güller açarak gittiler.

Gecenin koyu karanlığına inat, gözlerimizi ovuşturuyoruz. Ekranlara haberler düşüyor. Bekliyoruz. “Gazze’ye sabah ulaşır gemilerimiz” diye içten samimi duaya duruyoruz.

Güverteye toplanmış kalabalığın içinde, sevinçli, umutlu konuşuyor Bülent Yıldırım. Bir dağ gibi, yıllardır iyiliğin sancaktarlığını üstlenip, saçını sakalını bu yolda ağartan sevgili Bülent Yıldırım Abimiz, konuşurken hep umudu çağrıştırıyor. Sonra sevgili Ramazan Hocamı görüyorum. Hep öyle mütebessim, elleri önünde, biliyorum heyecanlı. Beraber gittiğimiz Kudüs yolcuğundan dönerken, “Benim duama ellerinizi açıp amin deyin” diye, bu kutlu davada şehit olmak için Rabbime ağlayarak yalvarmıştı da bizleri de ağlatmıştı.  O’nun güzel duası geliyor aklıma. Ahmet Varol, Gülden Sönmez, Ömer Karaoğlu, Hakan Albayrak ve daha adını sayamayacağım birçok güzel yürekli insan. Sonra Erol Demir kardeşimi görüyorum elinde Filistin bayrağı. İmrenilecek bir yolculuğun yolcusu olarak yola çıkan nice yiğitler sonra…

O bunu hep yapıyor

15790
(+)

Ekran neden kararıyor böyle, nereden çıktı kalaşnikoflar, maskeler, kurt köpekleri, nereden çıktı gaz bombaları. Kana bulanıyor Mavi Marmara, kardeşlerim koşuşturuyorlar. Dehşetengiz bir tablo bu… İnanılacak gibi değil… Akdeniz’in hırçın dalgalarına kan damlıyor. Akdeniz kızıla boyanıyor sanki. Çığlıklar geliyor, haykırışlar… Neredeyse bir korku filmi izler gibi olanları gözlerimizi kırpmadan, taş kesilmiş yüreklerimizle izliyoruz. Yıllardır müslümanları, Filistinliler’i öldürmeyi refleks haline getirerek adeta ölüm makinesine dönmüş siyonist İsrail artık dünya insanlığına el atıyor. Dünyanın kanını dökmeye hevesli… Eline kan bulaşmış İsrail, yine uzanıyor mazluma. Gözü kararmış halde, neyle muhatap olduğunu bilmeden, yaramaz bir çocuk gibi, dünyanın şımarık çocuğu psikolojisini yaşar gibi saldırıyor. Misketlere, tahta sapanlara, sopalara, neredeyse yüz yaşındaki ihtiyarlara, bir yaşındaki bebelere saldırıyor. Oysa İsrail bunu hep yapıyor. Bu oyunu hep oynuyor.

Ömer Karaoğlu
(+)

Gemileri yakmaya hazırlar onlar

Asker ve din devleti olmanın tüm olumsuzluklarını yüklenerek, vicdansız ve insafsız bir misyonla, savunmasız, sivil, masum halka hep saldırıyor. Bir kâbus gibi çöküyor dünyanın gecesine, gündüzüne. Kana susamış, bir savaş makinesi gibi doğrultuyor silahlarını insanlığa. Oysa merhametin kutlu yolcuları, Tarık Bin Ziyad gibi gemileri çoktan yakmaya hazırlar.

Merhamet, iyilik ve erdem seferinin soylu yolcuları; ulaşan, kazanan, tarih yazan, coşkun yaşayan, dengeleri altüst eden onlardır. Binlerce sessiz çığlığın sesi olarak, hırçın dalgaların koynuna Rab’lerine güvenerek gidenler yine onlardır.

Onlar İbrahimî bir imanla “Hasbunallah veni’mel vekil” (Vekilimiz Allah’tır) diyerek yola çıkanlardır. Her biri bir iman bombası yüreğiyle, topsuz tüfeksiz, savunmasız, silahsız sadece Rab’lerine dayananlardır.

Akdeniz’den bir yol açıldı

Tarih nasıl da tekerrür ediyor. Nasıl da zamanın Firavunları, zamanın Musalarını katlediyor. Hani Musa’nın beyaz eli, hani Musa’nın ejderhası, hani Kızıl Deniz’i yaran, yollar açan asası. Musa nasıl vurduysa asasını denizlere, geçit vermez hırçın dalgalar yol olduysa, müminlerin duaları, yetimlerin gözyaşları, çocukların sapanları, kopan bacakları, kollarıyla, akan kanlarıyla, Akdeniz’den bir yol açıldı, tüm insanlığın yüreğine. Zamanın Musaları beyaz ellerini gösterince çağdaş insanlığın görmeyen kör gözlerine, dualı yollar açıldı; barikatlar, ambargolar, esaretler kalktı mazlumların üzerinden.

Cevdet Kılıçlar
(+)

Onlar aslında kimi vurdu

Gidenler bir muştu gibi, alnı ak; gidenler destanlar yazarak, seçilmiş şehitler olarak,  yollar açarak gittiler. Kalanlar gazi, kalanlar kutlu davanın neferleri, artık bizim kahramanlarımız olarak döndüler. Zaman artık şahittir. Fecr şahittir. Fecr vaktinin aydınlığı ve karanlığı, kana susamış, direk kan dökmek için masumiyet gemisini basan siyonistlerin katliamına şahittirler. Onlar avuçlarında yağmurlu duaları, ak alınları, aksakalları, ak güvercinleri, zeytinlikleri, Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, Muhammed (a.s)’in yetimlerini vurdular. Cennet seferine çıkan kahraman erleri değil; merhameti, dünyanın vicdanını, soylu direnişi vurdular.

Ama unuttular hep. Onlar vururken; dünyanın her yerinde bileylenip yollara dökülen, vahdeti kuşanarak inanca duran, tekrar tekrar iman tazeleyip direnmeye duran mümin yürekleri unuttular. “Ey düşmanım sen benim sebebim ve hızımsın” diyen şair duyarlılığıyla, imanından yeni bir solukla diriliş sevdasını kuşanıp, rotasını dünyanın kalbine çevirip meydanları dolduran imana durmuş zamane müslümanlarını unuttular.

Artık adalet, zulme galiptir. Artık, “ Galip sayılır bu yolda mağlup olan.”

Artık bu çılgın koşu durdurulmalıdır. Gazze’de 1400 masum sivili katleden, bebekleri, yatalak hastaları, mazlumun yanında olup gencecik bedenini ve yüreğini bu yola kurban vermiş, Rachel Corrie gibi kahramanları öldüren İsrail artık durdurulmalıdır. Bizler sabırla ve umutla bekliyoruz. Rabbimizle bekliyoruz. Bu öldüren maratonun son bulmasını bekliyoruz.

Gidenlere selam olsun. Nuh’un gemisi gibi, Mavi Marmara ve tüm gemilere cesur duruşlarıyla binenlere selam olsun. Asrın mücahitlerine, kahramanlarına, insanlığın yüz aklarına selam olsun. Milatları başlatanlara, ambargoları kaldıranlara, sınır tellerini koparanlara selam olsun. Taş kesilmiş yüreklere inat, biriktirenlere inat, gününü gün edenlere inat, rahatlarını bozmayanlara inat, Mavi Marmara’yla, özgürlüğe ve cennete yelken açanlara salam olsun.

 

Selvigül Kandoğmuş Şahin onlarla beraber

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2010, 00:44
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20