Gönül terazisi şaşmayan adam: Abdurrahim Karakoç

Üstadın önemli özelliklerinden birisi de denge insanı olmasıydı. Gerçekleri acı da olsa hatırlayan hatırlatan realiteyi kabulleniş biçimi takdire şayandı. Sümeyye Şahin yazdı.

Gönül terazisi şaşmayan adam: Abdurrahim Karakoç

Kahramanmaraş denildiğinde şairler kenti dememek elde değil. Yedi güzel adamdan tutun Abdurrahim Karakoç, Mahsuni Şerif, Necip Fazıl ve sözün edebine riayet eden daha nice üstad yetişmiştir bağrında. Kimileri sarı saçlı Mihriban'a vurgun, kimileri Mona Roza'ya tutkun. Kimileri buzlara yazmayı yeğlerken kimileri dünya düzenine söyler sözünü.

Maraş'ın bağrında Anadolu insanının çilekeş türküleriyle yoğrulmuş bir usta Abdurrahim Karakoç. Ne hikayeler gelmiştir kulağına, ne acılar dokunmuştur yüreğine, ne sevinçler kotarmıştır el birliğiyle, ne ırgatlıklar geçmiştir hayatından imece usulüyle...

Lise yıllarına geldiğimde kitapçıya gidip elime aldığım ilk şiir kitabı üstadın Beşinci Mevsim'i idi. Gazete kupürlerinden okuduğum onca şiirinden sonra cila çekmek gibiydi kitapla buluşmam. Eve gelinceye kadar zihnimde belirdi birçok eseri. Bir tarafta bestelenmiş eserleri Mihriban, Unutulmaz Mihribanım, Ben Hep Seni Düşünürüm, Aynaların Ötesi, Sevgi Yetmiyor, İncinmesin ve daha niceleri...

Üstadın şiirlerinde iki dünyası varmış gibi geliyor bana. Biri; dış dünyası biri de gönül dünyası. Dış dünyada da iç aleminde de en temel prensibinin adalet olduğunu düşünüyorum. Ne gönül terazisi şaşıyor ne de anlam terazisi. Ne ideoloji, ne ırk, ne din, ne parti gözetliyor haksızlık var ise haykırıyor var gücüylle:

"Beni dinle ey kadı,

Bozuldu işin tadı

Zulümse eğer adı,

İmam yapsa da aynı

Kanan yapsa da aynı"

Nerede bir haksızlık zulüm gördüyse hemen eline kalemi alır nesilden nesle aktarırdı zulmü:

"Azerbaycan mahkum, Bakü kan gölü

Yatar sokaklarda binlerce ölü

Zulüm icrasında gavurun dölü

Washington virüstür, Moskova illet

Duymayanlar duysun küfür tek millet"

Adalet terazisi elbette bir dengenin unsurudur. Üstadın önemli özelliklerinden birisi de denge insanı olmasıydı. Gerçekleri acı da olsa hatırlayan hatırlatan realiteyi kabulleniş biçimi takdire şayandı:

"Boş yere yorulma gönül

Sevgi yetmiyor yetmiyor

Bülbül sevse de kurur gül

Sevgi yetmiyor yetmiyor

Maddeleşir mana bile

Unutulur ana bile

Can dediğin cana bile

Sevgi yetmiyor yetmiyor"

"Gün geçer, azalır sevgi

Değişir her şeyin rengi.

Bugün değil, yarın belki

Unutursun Mihriban’ım.

Düzen böyle bu gemide

Eskiler yiter yenide.

Beni değil, sen seni de

Unutursun Mihriban’ım."

"Kaş yaparken, göz çıkarır elleri

Çok silâhtan tesirlidir dilleri

Hayret ettim, bir tuhaf ki hâlleri,

Poyraz eser yüzlerinde savcı bey!"

"Güzel açar güzelliğin sergisin

Gün ağartır kara saçın örgüsün

Muhabbet faslında ölüm türküsün

Kim söyler, kim çalar elâ gözlü yâr."

Yaşadığı döneme ayna tutuyor eserlerinde. Çağının sosyo-kültürel, ekonomik ve ahlâki yaşantısına şiirlerinde rastlamak mümkün:

"Doğarsan üç günlük iş bulamazsın

Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın

Ucuz toprak, beleş taş bulamazsın

Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Arı peteğinde ağulu bal var

Kaçıp kurtulmaya ne yön ne yol var

Sıkıver dişini, annene yalvar

Buradan rahattır orda beklemek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek."

" Kimisi su katar içtiğin süte

Kimisi at sokar yediğin ete

Günahtan, hileden, haramdan öte

Zulmet kuyusuna düşersin bebek.

Yukarıya gitsen'köle'sayarlar

Aşağıya insen tefe koyarlar

Her saat bir başka renge boyarlar

Baktıkça sen sana şaşarsın bebek."

Kelimelerle raks ederek, kinayelerle mecazlarla istiarelerle aktarırdı yaşamı.

" Düştü can evime dördüncü cemre

Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.

Dörtyüz seksenbeş gün çekti bir sene

Onaltıncı aya takvimsiz girdim."

Terazisi şaşmayan adam elli yılın muhasebesini yaparken aynayı kendisine tutup içini dökmüştü adeta:

"Bağladım nefsimi zincir yulara

Dünyayı duvara astım gel de gör

Rahatı huzuru attım kenara

Çileyi bağrıma bastım gel de gör

Yürüdüm sel oldum, durdum göl oldum

Mazluma, mağdura kıvrak dil oldum

Zulüm sıcağında serin yel oldum

Yürekten yürege estim gel de gör.

Sonu hatırladım, ilki duyunca,

Kula kul olmadım ömür boyunca!

Hakkın zehirini içtim doyunca

Batılın balına küstüm gel de gör."

Abdurrahim Karakoç mütevazi bir Anadolu şiiridir. Aşkını da, acısını da, sevincini de, tepkisini de açıkça yaşıyor. Okuru en çok etkileyen yanı lafı eğip bükmeden doğruluk, dürüstlük ve adaletten şaşmadan acı da olsa gerçekleri haykırmasıdır. Bunu yaparken aynayı kimi zaman okura, kimi zaman kendisine, kimi zaman yanlış giden düzene veya o düzeni savunanlara tutar. Bu toprakların gerçekleriyle ışık tutar gündeme. Sonunda şunu dedirtir okura: "Helal olsun, kimsenin konuşmadığı dönemde hakikati haykırmaktan vazgeçmemiş!"

"Haktan söz edersen eğer

Atılan taş sana değer

Doğruluk suç imiş meğer

Suçluğunu geç anladım."

Sümeyye ŞAHİN

Yayın Tarihi: 16 Kasım 2020 Pazartesi 14:00 Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2020, 14:02
banner25
YORUM EKLE

banner26