Gölgede Durmayan Son Halk Şairi

Selçuk Küpçük Mihriban'ın şairi, Kör dünyanın göbeğine hak yol İslam yazacağız'ın şairi Abdurrahim Karakoç'u yazdı.

Gölgede Durmayan Son Halk Şairi

Modern zamanlara evrildikçe doğal olarak şiir de bu süreçten etkilenmiş ve “modern şiir” denilen başlı başına bir form ortaya çıkmıştır. Gerek Halk Şiirimiz ve gerekse Osmanlı Divan Şiiri teknik olarak bu modern zamanların getirmiş olduğu hayat tarzı, söylem, kentsel kuşatım, insanın kendisine yabancılaşması vs. gibi meseleleri tek başına form olarak karşılayabilecek donanımdan uzaktı. Dolayısı ile bir müddet sonra yaşayan şiir olmaktan geri çekildiler. Bugün artık kimse Divan Şiiri yazmıyor. Halk Şiiri yazanlar ise moderniteyi algılayamamış ve taşralı bilincini aşamamış birkaç ozanın dünyasında bir o yana bir bu yana savrulup gidiyor.

 

Hece ile kurgulanan halk şiiri söyleyişinin yapabileceği tek açılım kuşkusuz içeriği ile ilgili olabilirdi ve bunu da zirve noktasında Süleyman Çobanoğlu ve Ali Ayçil gibi isimler modern söyleyişin imkanlarından yararlanarak farklı bir damar ile kayıt altına aldılar. Yapılabilecek olan sadece bu olduğu için onlar da zaman sonra hece'den serbest söyleyişe kayıp, kendilerine ait özgün koridorlara yöneldiler.

 

Bütün bu tartışmaların uzağında bir isim daha vardı aslında. Geldiği yer bakımından gerçekten ozan geleneğini devam ettiren, bu geleneğin son temsilcileri ile yüzyüze ilişki kuran ve onlardan alınabilecek ne varsa alıp, kendi donanımı ölçeğinde de özgün bir zihni zemin kurup halkın arasında ezbere söylenebilen nice ürünler ortaya çıkartan bu isim Abdurrahim Karakoç'tur. Evet, Dergâh, Yedi İklim, Hece vs gibi edebiyat dergilerinde hiç yazmadı ama biraz evvel bahsettiğim isimlerin denediği açılımın bir kısmını O, yıllar evvel ortaya koşmuştu bir bakıma.

Yoksa:

 

Lambada titreyen alev üşüyor” ya da

Kar koysa köz olur aşkın külüne

 

gibi nice dizeleri çıkartabilen bir halk ozanını salt geleneğe hapsetmek mümkün müdür. “Mihriban” şiiri başta olmak üzere özellikle Dosta Doğru isimli kitabında topladığı romantik ürünlerini biraz da bu açıdan değerlendirmek gerekli bana göre.

 

Hiciv Şiiri'ne da farklı bir boyut getirdiğini söyleyebiliriz. “İsyanlı Sükut” şiirinin açılımını yaparken kentleşme, insanın yabancılaşması, ilişkilerin meta ekseninde yapılanıyor oluşu, bürokratik elitin eleştirisi gibi bütünüyle modern zamanlara ilişkin problematiği şiirine malzeme yapabilen bir şair/ozan duruyor karşımızda çünkü.

 

Bu ülkede ideolojik söyleme bir şekilde eklemlenmiş hemen herkes Abdurrahim Karakoç'un halkın diline düşen bütün şiirlerini bilir. Kuşkusuz kaç kuşak O'nun bu şiirleri ile konferanslarına, mitinglerine, seminerlerine, sohbetlerine başlamıştır. Her ne kadar milliyetçi düşünce ve organik yapılar içerisinde ilk ürünlerini verse de geniş muhafazakâr kesimler Karakoç ismini içselleştirmişler ve O'nu bir bakıma daha üst bir zeminden algılamak istemişlerdir. “Hak Yol İslam Yazacağız” şiirini unutmamak gerekli bu yüzden Abdurrahim Karakoç'un. Ve bu tür şiirleri yüzünden yargılandığını..

 

Hakları vardır üzerimizde!

Hiç tanımasak da bazı şair ve yazarların okuduğumuz metinleri ile üzerimizde bir şekilde hakları oluşur diye düşünmüşümdür hep. Bu metinler bizi bir yerden bir yere taşır. Zihnimizi açar, diri ve bir arada tutar. Bizim söyleyemeyeceğimiz şeyleri formalize eder. Kitapları kütüphanelerimizin en güzel yerlerini kaplar. Dünya ile ilgili meseleler konuşurken mutlak sözümüz onlara varır, onlardan dipnot düşer, metinlerinden deliller veririz. Abdurrahim Karakoç da kaç kuşak için böyle bir görev üstlendi aslında.

 

Hoca ile (biz hoca deriz kendisine) 1990'ların başından beri ortak mekânlar ve ortak dostlar vesilesiyle tanışıyoruz. Bir dönem aynı siyasal yapı içerisinde yer almamızın ve toplantılar, mitingler, sohbetler, konserler sebebi ile buluşmamızın da tanışıklığımızı derinleştirdiğini söyleyebilirim. Yine aynı yıllarda çıkan ve merkezi Ankara'da bulunan Gündüz isimli günlük gazetenin genel yayın yönetmeni idi hoca ve ben mutlak her konser dönüşü oraya uğrar, kendisi başta olmak üzere başkaca dostları da görür, halleşirdim.

 

Bir müddet sonra O da, ben de siyasal yapıdan koptuk. Gazete kapandı. Ortak mekânlar azaldı ama hoca ile ilişkim hiç kopmadı. Şimdi düşündüğümde siyasal faaliyette bulunduğu zamanların kendisini fazlası ile yıprattığını, değerli zamanını çaldığını ve hatta şiir dilini politize ettiğini düşünüyorum. Ayrıca şunu da not düşmem gerekli ki o zamanlar içinde bulunduğu siyasal yapı ve geniş milliyetçi kesimin Hoca'ya hak ettiği değeri verdiğini söyleyemem. Aslında milliyetçi bütün yapılanmaların insanı öğüten, nesneleştiren ve araçsallaştıran bir yapısı vardır ve Hoca da dâhil olmak üzere zihni bir üretim ortaya koyan nice nitelikli isimler bunu fark ettikleri andan itibaren yapıdan kopup daha sivil bir alandan seslenmeye çalışmışlardır.

 

 

Gölgede durmayan adam!

Benim için Abdurrahim Karakoç bugün ya da geçmişte yazdığı politik yazılarının dışında halk şiirine kattığı hizmet için değerlidir. Yazılarında onaylamadığım görüşleri de oluyor kuşkusuz bazen ama Dosta Doğu kitabındaki halk şiirine ait özgün ve yeni söyleyişleri itibarlı şiirlerdir kendi yapısı içerisinde ve bir şair olarak ben kendimce bunu daha kalıcı bulmuşumdur. Vakti ile çok eski tarihli bir gazetede kendisi ile yapılan söyleşide “Gölgede duranın gölgesi olmaz” cümlesini hiç unutmam mesela. Dolayısı ile O kesinlikle geleneksel halk ozanı kalıplarında kalmış bir şair / ozan değil, bu yapıyı kendince modern zamanlara taşımaya çalışmış ve bunu yaparken de özgün bir zemin elde etmiştir.

 

Musa Eroğlu'ndan Hasan Sağındık'a!

Şiirlerinin her kesimden itibarlı müzisyenler tarafından bestelenmesi de ayrıca öneme sahiptir. Musa Eroğlu'ndan Hasan Sağındık'a kadar farklı dünya tasarılarına sahip isimler Hoca'nın metinlerinin çekim gücünden kaçamamışlardır. Ben de Artık Kuşlarını Uçur isimli son albümümde Dosta Doğru kitabında yer alan Fotoğraf isimli şiirini bestelemiş ve değerlendirmiştim. Bir müzisyen olarak kafamdaki projelerden birisi, Bestelenmiş Abdurrahim Karakoç Şiirleri isimli bir saygı albümü yapabilmektir. Bestecilerinin ya da yorumcularının hepsinin yer aldığı bir saygı albümü mesela.. Hoca artık bunu hak ediyor çünkü..


Selçuk KÜPÇÜK
yazdı

Yayın Tarihi: 25 Şubat 2009 Çarşamba 10:50 Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2011, 10:39
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kemal Erkişi
Kemal Erkişi - 14 yıl Önce

Abdurrahim Karakoç üzerine okunaklı, güzel bir yazı. Yazıdan bir alıntı: "Aslında milliyetçi bütün yapılanmaların insanı öğüten, nesneleştiren ve araçsallaştıran bir yapısı vardır ve Hoca da dâhil olmak üzere zihni bir üretim ortaya koyan nice nitelikli isimler bunu fark ettikleri andan itibaren yapıdan kopup daha sivil bir alandan seslenmeye çalışmışlardır." Milliyetçi söylemin terk edilişine dair önemli bir tespit bu. Selâm ile...

yıldıray aksoy
yıldıray aksoy - 14 yıl Önce

evet, abdurrahim karakoç önemli bir adam. halk şiirinin son temsilcisi. yazıda da belirtildiği gibi geleneksel halk şiiri kalıplarını da kırmıştır. dergiler, vs karakoç için özel sayıları ne zaman düzenleyecekler...

Ali Sözer
Ali Sözer - 14 yıl Önce

Selçuk Bey, yazısında
“Lambada titreyen alev üşüyor"ya da
“Kar koysa köz olur aşkın külüne”
gibi nice dizeleri çıkartabilen bir halk ozanını salt geleneğe hapsetmek mümkün müdür, diyor. Sanki bu ifadeler gelenek üstü birşeymiş gibi anlaşılıyor. Oysa Halk şiiri ve Divan şiiri bu tür örneklerle doludur. Tam tersi modern şiir bu tür ifadeleri yakalayamamaktadır. Öyleyse bu dizeleri söyleyebilenler gelenekle ilişkilendirilmelidir.Gelenek modernle değil. Zira geleneğe ait olan modernden daha mod

Abdurrahma Mıhcıoğlu
Abdurrahma Mıhcıoğlu - 14 yıl Önce

Selçuk Bey'in deyimi ile "hoca", sevip hürmet ettiğimiz ve ozanca söylediklerine dikkat kesildğimiz ve yıllar yılı dilimize pelesenk ettiğimiz kimi dizelerin sahibi... Ol sebepten kendisine muhabbetimiz sonsuzdur ancak yazıda da ifade edildiği üzere mücadele ettiği siyasi zümre, hocanın dilini ciddi manada politize etmiştir; politik söylemin ağırlığını hissetdiği mısralar da tabiatiyle kimilerini üzmektedir; selam olsun hocamıza...

banner19

banner36