Göklerin Öğrencisi; Asım Gültekin

Kelimelerin etimolojik analizlerini yaptığı gibi gençliğin de ruh etimolojilerini yapıyor, onların gönül dünyalarına girmeye çalışıyor, talim ve terbiye merdivenlerinden onları birer birer çıkarmaya gayret gösteriyordu. Mustafa Gülali yazdı.

Göklerin Öğrencisi; Asım Gültekin

Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.

Dostumuz, kardeşimiz, dertli yoldaşımız Asım Gültekin’i Hakk’a uğurladık. Mekânı cennet, makamı âli olsun.

“Merhum”…

Er ya da geç herkesin böyle bir vasfı olacaktır. Merhum Asım Gültekin de bu vasfa, 22 Temmuz 2020 Çarşamba günü nail oldu.

Güzel insandı, vefalı bir dosttu merhum; yüreği iman ve ihlâs doluydu. Muazzam bir enerjiye sahipti. Ne zaman nerede görüşsek mutlaka bir işle meşguldü. Meşguliyeti de hep Hak üzereydi. Hep bir koşturmaca içindeydi. Programlar, projeler, organizasyonlar, yazılar, dergiler, sohbetler birbiri ardınca onu bekliyordu. Dertliydi. Derdini seven bir insandı. Derdi; İslâm’dı.

Yüreği gibi zihni de sancı çekiyordu. Ümmetin hâlini düşünüp içerleniyordu. Zaman zaman kalemine ve sözlerine yansıyan keskinlik ve celadetli hâller hep bu sanıcının bir yansımasıydı. Bu sancıyla kendini okullara, öğrencilere, dergilere vurmuştu. Son yıllarda okul, öğrenci ve dergi çalışmalarında hep onun imzası vardı. Dergiciliğe, İslâmcı dergilere bir heyecan ve canlılık kazandırmıştı. “Cevher Okumalar” adı altında ümmetin cevherlerini keşfetmeye çalışıyordu. Uluslararası öğrencilere Fransızca, İngilizce aksanlarıyla “Hızır’la Kırk Saat”i deniz kenarında okutarak, modern hayatta şehir dervişi olmanın yollarını “üstat şair”i de işaret ederek iç yolculuğa çıkmayı tavsiye ediyordu.

Kelimelerin etimolojik analizlerini yaptığı gibi gençliğin de ruh etimolojilerini yapıyor, onların gönül dünyalarına girmeye çalışıyor, talim ve terbiye merdivenlerinden onları birer birer çıkarmaya gayret gösteriyordu. Bütün bunları da bireysel çalışmalarıyla ve de mütevazı imkânlarıyla yapıyordu.

Millî Eğitimin sınırları içinde kalan ve okulu “iş yeri” olarak gören sıradan bir öğretmen değil; geniş düşünen, hedefleri, idealleri olan sıra dışı bir eğitmendi, hocaydı, muallimdi. İlk tercihi göklerin öğrencisi olmaktı. Yerlerin öğretmeni olmayı bu şarta bağlamıştı. “Söz”lediklerini yazıya, eyleme, amele dönüştüren biriydi o. Edebiyatı ve edebî müktesebatını davasına ram kılmaya çalışıyordu sürekli. Güçlü bir hafızaya sahipti. Özellikle edebî hafızası çok iyiydi. Ansiklopedik bilgileri, derin tahlilleri ve entelektüel çıkarımları son derece zengindi.

O gitti, zenginliğimizi yitirdik, fakirleştik; çıkarımlarımız öksüz, kelimelerimiz köksüz kaldı.

Dil acı, kalem tutuk, gönül buruk…

Nekroloji yazıları yürek acıtıyor. Ölen bir dostun ardından yazmak gerçekten çok zor. Neden daha çok muhabbet edemedik, neden daha çok birlikte olamadık, neden daha çok kadir kıymet bilmedik diye hayıflanıyor insan. İçimizi büyük bir pişmanlık kaplıyor. Her şeyin tadı kaçıyor böyle böyle.

Dil acı, kalem tutuk, gönül buruk…

Her gelen gidiyor. Yunus dervişin dediği gibi: 

“Dünya bir penceredir,

Her gelen baktı geçti.”

Merhum da bir derviş gibi baktı ve geçti. Bir ağacın altında gölgelendi ve kalkıp gitti. Her şeyini geride bırakarak… Zerreden kürreye her şeyin sahibi olan Allah’tır; yegâne Malikü’l-Mülk. İnsana ait hiçbir şey yok bu dünyada. Her şey emanet, her şey misafir. Eşin de aşın da aşiyanın da çocukların da malın da mülkün de ve dahi kendin de sana ait değil. Sana ait olan sadece amellerin.

İyi ki ahiret var. İyi ki Rabbimiz’in müminlere vaat ettiği, genişliği yerlerle gökler kadar olan cennetler var. İyi ki orada dostlar meclisini yeniden kurmalar var. İyi ki Havz-ı Kevser başında buluşmalar var. İyi ki “Beli’r-Refikü’l-Âlâ” demeyi öğreten güzeller güzeli bir Resulümüz var.

Asım Hoca, halis bir mümin, kıymetli bir edebiyatçıydı; şahidiz. Estiği yerlerde kıpırdayan bir dal, titreyen bir yaprak bıraktığına da şahidiz. Merhum Akif’in neslinden olabilmek, tek bir gül dikebilmek için nice dikenlere katlandığına da şahidiz. Yaptıkları da yazdıkları da eserleri de ortada.

Kaleme aldığı bir yazının son satırlarında secdenin, zikrin güzelliğinden bahsediyordu merhum. Bu satırlarda sanki ruhunu, secdede ve zikir hâlinde Âlemlerin Rabbi’ne teslim etmiş hissini veriyordu insana.

Şunları diyordu gitmeden çok az önce yazdığı son mesajında:

“Kusuru kendimizde aramalıyız. Kimseye kolay kolay kızmamalıyız. İmtihan. İmtihan dünyası. Mihnet tabiatında var. Rabbimin sevdiği ne güzel kulları var şu dünyada. Onlar yanlışa düştüğümüzde ne de güzel tutarlar elimizden. Dünya onlarla güzel. Secde ile güzel. Zikirle güzel. Hay hak hu.”

Giderken de böylesine anlam dolu bir mesajla gitti merhum.

Ne gelir elden? Yolcu yolunda gerek…

“Göçtü kervan, kalmak yok…” Ezelden ebede uzayıp giden bir kervan bu. Yolcuları insanlığın en soyluları… Merhum da o kutlu kervana katılıp gitti menzile…

Menzili “dostlar meclisi”, durakları cennet katları olsun…

Rabbim taksiratını affetsin, kendisini niyeti halis, ameli salih kullarından eylesin.

Rabbim merhuma merhametiyle muamele buyursun.

Âmin…

Mustafa GÜLALİ

Yayın Tarihi: 07 Ağustos 2020 Cuma 12:00 Güncelleme Tarihi: 07 Ağustos 2020, 12:40
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Ali Yüksel
Ahmet Ali Yüksel - 6 ay Önce

Kıymetli bir ismi kıymetli bir ismin kaleminden okuduk. Kubbede hoş bir seda bırakarak ahirete irtihal etti Asım Bey. Kendisine ne mutlu ki ardında güzel şahitler, bıraktığı sedaya aksiseda olan kimseler var.

Mehmet said fidan
Mehmet said fidan - 6 ay Önce

Mustafa bey asım abinin dışında başka kimlerin ölümünden sonra yazı yazdınız?

banner26