Geylani'den kalbe şifa mektuplar okudum

Hak âşığı bir güzel dostu anlamak için yine Hak âşığı olmak gerektir, diyerek; bir şairin 'Aşk ile geldi; kemâl ile vefat etti' dediği Abdulkâdir Geylâni Hazretleri’nin Mektubât'ına bismillah diyoruz. Hazal Sezgin yazdı.

Geylani'den kalbe şifa mektuplar okudum

Dilin lâl kesilip kelimelerin kifâyetsiz kaldığı hâller vâkidir. Öyle ki kalp hisseder, dile getirmek ister; kalem yazmaz, yazamaz. Sükûtun elbisesini giyinir üstüne. Ama taze bir bahar esintisi gibi, hâl ehlini de belki ancak o hâl ile hâllenenler anlar. Anlar çünkü yaşamıştır. Ermiş olduğu bu hâl, ilmel yakîn değil hakka’l yakîndir… Bu hâli, yaşamayanlar tam olarak anlatamaz ama dile getirdikleri bir parça da olsa dokunur muhatabın kalbine.

“Bilen söylemez, söyleyen bilmez,” demiş ârifler. O kutlu ilmin sırrına tâlibiz, diyoruz. Gayretimiz, hâlis niyetimiz; tek sermayemiz. Bohçamız boş, kalbimiz dua ile dolu. İlmin “gerçek sahibi”nin (celle celâluhu) ise rahmeti sonsuz.

Hak âşığı bir güzel dostu anlamak için, yine Hak âşığı olmak gerektir

Hak âşığı bir güzel dostu anlamak için yine Hak âşığı olmak gerektir, diyerek; bir şairin “Aşk ile geldi; kemâl ile vefat etti” dediği Abdulkâdir Geylâni Hazretleri’nin “Mektubât”ına bismillah, diyoruz.

Zahirî olarak bakarsak, incecik bir kitap elimizdeki. 14 mektuptan müteşekkil. Amacımız sadece okuyup geçmek olsa bir çırpıda bitiverecek bir kitap. Ama ya kalbe dokumak? İşte o, bu kadar basit olmasa gerek.

Alperen Yayınları, bir güzel çalışmaya yeniden vesile olmuş. “Tasavvuf Serisi” başlığı altında; İslâm dünyasında ilmiyle, aşkıyla insanlara örnek olmuş âbide şahsiyetleri ele almış tek tek. Tercümesini Abdülkadir Akçiçek’in yaptığı “Mektubât-ı Geylânî”, Geylâni Hazretleri’ni anlamaya vesile olması sebebiyle bizler için güzel bir başlangıç olabilir.

“Mektubât-ı Geylânî”de her bir mektup, Kur’an-ı Kerim’in nuruyla işlenmiş gibidir. “Ey Aziz” diye seslenir muhatabına Geylânî Hazretleri. Mektuplarının her cümlesi bir ayet ile süslüdür. Bir mektup bitiyor görünür, zahirde. Ama bitse de bir durup düşündürür, buna sevk eder insanı… İdrâke zorlar, tefekküre vesiledir bu yönüyle.

Öyle bir derman ki, sadece Rabb olan bahşedebilir…

Dönüp dönüp okumak ihtiyacı doğurur insanda, öyle bir çırpıda bitiverecek bir kitap asla değil. Ruhun dünyâ derdiyle bunaldığı o en zor anlarda, bir nefes alımı ferahlığı sunar; besmeleyle, salât-ü selâm ile derdimize derman olsun için açıp okuduğumuz herhangi bir mektup. Yeter ki cümleleri hulûs-i kalb ile d/okuyabilelim…

Gözümüze ilişen ilk ayette gizlidir belki; ağyâra söylenemez olan derdin dermânı, bilemeyiz. Öyle bir derman ki sadece Rabb olan bahşedebilir… Öyle bir derman ki, derdi de dermanı kadar güzel.

Şöyle düşünmek en güzeli belki. Yani her bir mektubu, o mübârek zat, bizlerin kalplerini muhatap almış gibi düşünüp okumak. Sanki o mübâreğin rahle-i tedrisinden geçiyormuşçasına samimi bir teslimiyetle, bir kalb-i selîm ile okumak her bir mektubu…

Dostlarıma, kardeşlerime bilhassa gençlerimize naçizane tavsiyem olsun. Cümlelerimizi Geylânî’nin kalbî dualarıyla noktalayalım. Yani şöyle:

“Cenab-ı Hak, bizlere de bitip tükenmesi olmayan nimetinden ihsan eylesin..”

“Cenab-ı Hak, cümlemize işin sözünü değil, hâlini nasib eylesin..”

“Cenab-ı Hak, cümlemizi aczini idrâk edip, varlığını Hakk’a teslim eden kullarından eylesin…”

Ezel’deki ahdine sâdık olanlara selâm ile…

Hazal Sezgin yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2020, 00:36
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26