Gel gör Yunus'u aşk neyledi

Yunus aştır. Sevgiye aç olanlara. Yunus aşktır. Ayrılığı gayrılığı yol edinen zavallılara. Yunus yunmaktır. Çağın ve insanlığın kirleriyle kir kokan gönüllere. Yunus sestir. Sağır ve kör kalplere. Sinan Yağmur yazdı.

Gel gör Yunus'u aşk neyledi

                                                                                                                                                                                       “Bağışlamak, ezilen bir gülün, onu ezen topuğa

bulaştırdığı gül kokusu olmalıdır.”

Emre’siz Yunus bizim hamlığımızı anlatır. Çiğ dile düşüp kıvranırken paslı sözlerin örsünde hemhal olup halden anlayan olarak beklediğimizdir Yunus. Yunus aştır. Sevgiye aç olanlara. Yunus aşktır. Ayrılığı gayrılığı yol edinen zavallılara. Yunus yunmaktır. Çağın ve insanlığın kirleriyle kir kokan gönüllere. Yunus sestir. Sağır ve kör kalplere. Yunus ezilen yanımıza sürülen bağışlanmak merhemidir. Gelin Yunus’u Yunus’tan dinleyelim.

Ne hikâyeler yazıldı benim için, ne şiirler okundu benim adıma. Sözler söylendi, fetvalar mühürlendi benim namıma. Her yazan kendince bir Yunus tahayyül etti, kâh Âşık Yunus diye anılır oldum, kâh Miskin Yunus diye okunur oldum. Kimi okuyan şiirlerime tahammül gösteremedi. Ayrılık gayrılık aradı kanımdan cana gelen kelimelerde. Ne âşık Yunusum ne de miskin bir derviş. Herkes kendince bir isim verdi ömrüme. Oysa ben Taptuğun Yunus’uyum.

Her dünyaya gelip göçenin elbet bir hikâyesi vardı. Kimi hikâyeler yaşanmış ama yazılmamış, kimi hikâyeler yazılmış ama okunmamış. Kimi hikâyeler de okunmuş ancak okuyanı sarsmamış. Hikâyeler içinde hikâyelerde beni iki bıçak arası et gibi kesen de oldu, sayfa içinde sayfa çevirdikçe, çevirir çevirmez beni unutan da. Herkes bin Yunus anlattı… Herkes yüz Yunus yazdı… Ben ise bir Yunus bildim bir Yunus yazdım. İşte bu da benim hikâyem.

Doğum ile ölüm arasında sessizliğe çarpan kanadı kan külüne dönmüş hikâyem. İnsanın kendisine doğru yürüdüğü bir hikâye. Senin hikâyen. Yunusça bir hikâye… İşte bu da benim Yunusça hikâyem, henüz içine kendimi koyamadığım. “Yunus deyu çağırırlar adım, gün geçtikçe artar aşk od’um.” Devir kıyamet arifesi. Yeryüzü mahşer hazırlığında. Kan, çığlık, ateş ve umutsuzluk iç içe. Haçlı Seferlerinin Anadolu halkında oluşturduğu acıların, tahribatın henüz üzerinden çok zaman geçmeden doğudan gelen Moğol istilası, devlet otoritesinin ortadan kalkmış olması, tapınak şövalyelerinin kan donduran işkenceleri yetmezmiş gibi Moğol-Mançur çetelerinin önüne gelen her yeri yakıp yıkıp yağmalamasının üstüne kardeş kavgaları halkın moralini çökertmiş, maddi manevi bir yıkım altında inleyenler korku ve güvensizliğe düşmüştü.

Halk, kime güveneceğini bilemez bir haldeydi. Konar-göçer bir hayat tarzının yanında bütün bu olanlar acı üstüne acıyı getiriyordu. Anadolu Selçuklu Devleti’nin enkazı altından bir Oğuz Kayı çınar çekirdeği filizlenmek için can nefesi bekliyordu. Kin, öfke, nefret, kan, çığlık ve gözyaşı iç içe geçmişti. Her yerde işgal, her şehirde gök, kül rengine bürünmüştü. Bahaî isyanları, eşkıya, Haçlı artığı şövalye baskınları, Çekik gözlü çekirge sürüsü diye isimleri anılınca ilikleri titreten Moğollar. Batıya doğru gitsen din savaşı, doğuya yönelsen mezhep savaşları, kuzeyden gelen Moğol ateşi, güneyden esen ölüm ıslığı. Halk, Anadolu’nun tam ortasında kuru, kurak Bozkır’da sıkışıp kalmıştı. Alamut Fedaileri önce saraylara sonra sokaklara korku salmıştı. Halka, kaybedilen değerleri, inancı ve güveni yeniden keşfettirecek bir manevi güç lazımdı. Aynı zamanda bu manevi nefes, Osmanlı çınarının tohumunu da çatlatıp ortaya çıkaracaktı.

Yunusca

Bugün Yunusca yanıyorum.

‘Yanar içim göynür özüm’ diyen.

Aşkın mabedinde bırakmış ayak izlerini, sürüp yüzümü o izlere deli divane olasım var.

Gel!

Gör!

Gel gör aşk neyledi beni diyorsun. Nere gelem?

Seni görmek aşk mıdır Yunus!

Alnımda ateşin korları, gözlerim de vuslatın od’u

Tapduk bahçesinden uçmaklığa gitsem ve seslensen

Yunusca sesinle.

‘Aşkta kararım yok ben aşkta Hacerce gitmeğe geldim İsmailî çöllerde’ desen!

Bugün Yunusca kapındayım! Yüreği bir güvercin gibi titreyerek gelen Yunus’um. Hangi Yunus?

Deme ne olur!

Eşiğindeyim. Aşkın gözyaşları ile bas yüzüme.

Bil ki ya oluşta, ya ölüşteyim!

Aşktan yana bir konuşan var ya, o ben değilim.

Ben sustum. Konuşan ‘Sensin’

Bu çığırtkan çağ, bu kendi çığlığında boğulan insanlar sana hasrettir Yunus Emre’miz.

Asırlar önce aşkın dili ile sen “Gel gör aşk beni neyledi?” dedin ya.

Şimdi kör duvarlar kuytusunda sağır seslerle sesleniyoruz sana:

“Gel gör Yunus bizi neyledi? Neylerse aşk eyledi!

Gel aşk et bizi Yunus! Yu yıka arındır kirli ruhumuzu.

Aşkın abdest suyu ile tevbenin guslü ile yıka bizi!”

Sinan Yağmur, “Gel Gör Bizi”, Makas dergisi, Haziran-Temmuz 2018, sayı 2.

Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2018, 09:56
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26