Gel, ey isimsiz halkların şairi!

'Yeryüzünde haksızlık, adaletsizlik bitene kadar mücadele edeceğim' diyecek kadar gözü kara, yüreği dolu bir şair.

Gel, ey isimsiz halkların şairi!

11417Yükselt sesini!

Ses verdiğinde dünyaya yıl 1899’u göstermektedir.

Sesinizi yükseltmenin adamı, daha çok bir öfkeyle yoğrulmuş saf inancın yazı –özelde şiir, kalıbına dökülmüş hali… Babasından aldığı sağlam dini terbiye ve eğitim sayesinde yaşadı desek yeridir Nazrul İslam için. O, Bengal edebiyatının parlayan yıldızı, haksızlıkların karşında ateşin bir savunucu, yeryüzündeki tüm adaletsizliklere, zulümlere karşı kendini sorumlu hisseden öksüz… Bu tavrıyla “Dicle kenarında bir kurt kapsa koyunu / gelir e adl-i ilahi Ömer’den sorar onu” diyen Hazreti Ömer’e [ra] eş, yaşayışıyla meslektaş…

“Yeryüzünde haksızlık, adaletsizlik bitene kadar mücadele edeceğim” diyecek kadar gözü kara… Münker’e karşı yükseltilen ses… Tüm büyük çilekeşler ve dava adamları gibi yalnız, fikirleri/şiirleri ile her yerdeyken bile yalnız.

11420

11418Hayat, Nazrul İslam’a daha çocukluğunda sert yüzünü göstermiş. Babasını kaybettiğinde; yani ailesinin tüm yükünü sırtına aldığında daha dokuz yaşında… Okulu bırakıyor, babasının görevli olduğu dergâhta/camide müezzinlik yapıyor. Aldığı para yetmeyince köyünden ayrılıp nahiyesindeki bir müzik grubunun sözlerini yazarak geçimini sağlıyor. Derken; aşçılık, fırıncılık…

Ve Çanakkale ve sonrası ve çile…

On altı yaşındadır Nazrul İslam… O zamanlar Bengal [bugünkü Bangladeş] Hindistan’a bağlı bir eyalettir ve bu koca ülke İngiliz sultası altındadır. Hindistan ordusu içinde çavuş olur. İngilizler çavuş yaptıkları Nazrul İslam’ı Çanakkale’ye gönderir savaşması için… Müslümanlara karşı, Osmanlı’ya karşı savaştığını anladığında ordudan firar eder. Hindistan’da başlayan zindan hayatı, esaretler, hakaretler, tecritler, aç bırakılmalar…

Nazrul İslam gür bir ses… İngilizler, Hindistan’da Nazrul İslam şiirlerinin okunmasını da yayınlanmasını da yasaklar. Şiirden korkulur mu? Şiir, halkı ayartan mı?

11419Nazrul İslam, 1921’de yazdığı Evet Adım İsyan şiiri ile artık Hindistan’ın her yerindedir. Sesine ses olur bu aç, bu yoksul, bu çaresiz millet…

Söyle yiğidim

De ki dik tutarım başımı

Himalayalar önümde saygıyla eğer doruklarını

De ki deler geçerim evrenin uçsuz bucaksız göğünü,

Ayın, yıldızların, güneşin ve gezegenlerin ötesindeyim

Kelimelerini yasakladı bize

Zulüm ve adaletsizlik bir insanı ne hale getiri? Yeryüzünde onun gibi naif bir yüreğe sahipseniz delirmeniz kaçılmazdır. Ve delirme… Nazrul İslam kelimeler dünyasından abasını aldı ve gitti. Kelimeler onun hayatıydı, kelimeler onun silahı… 1942 yılında delirdi, aklını kapattı dünyaya, yaşayanlara. Anlamları kapattı, kelimeleri aklına hapsetti. Sadece sesini duydu kelimelerin, artık haykırmıyordu Nazrul İslam’ın gür sesi!

Nazrul İslam aynı dönemde yaşadığı Tagore gibi soylu bir sınıfa, Muhammed İkbal gibi orta halli bir aileye mensup değildi. Tagore, Nazrul İslam’ı çok severdi hatta hapislere atıldığı zaman onun için “Gel, ey isimsiz halkların şairi” adlı bir şiir yazmıştı.   11421

Ve o, babasının ona taktığı lakapla Dukha Mian/Hüzün Sevgilisi, 1976 yılında bu dünyadan ayrıldı. Mücadelesi, çilesi kaldı geriye: şiirler, romanlar, hikâyeler, türkü, piyesler…

Yiğidim ben, hep asi

Tek başıma, eğilmeyen başımla

Evrenin burcu olurum

 

Yılmaz Yılmaz yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2010, 01:44
YORUM EKLE

banner19

banner13