Gel ey bîçâre Şark'ın, Şark'a küsmüş evlâdı

Uzun yıllar gurbet yaşayan Şerif Muhiddin Targan için Akif, 'yanık bağrında, yıllardır, kanar mızrabının âdı / Gel ey bîçâre Şark’ın, Şarka küsmüş gitmiş evlâdı.' demişti. Metin Erol yazdı.

Gel ey bîçâre Şark'ın, Şark'a küsmüş evlâdı

1800’lerin sonları, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışa doğru sürüklendiği yıllar… Şüphesiz ki bu yıllarda hayata gözlerini açıp, gençlik yıllarında 1. Dünya Savaşı’na şahitlik ederek imparatorluğun yıkım sürecini yaşamış, İslami hassasiyetlere sahip insanların acıları, anlanacak ve anlatılacak türden acılar değildir. Hele ki 1900’lerin ilk yarısının ortalarında, topluma dayatılan ideolojik yaptırımlar düşünüldüğünde… Gel de çık işin içinden…

Şerif Muhiddin Targan, 1892’de İstanbul’da dünyaya gelir ve 1967’de terk-i diyar etmesi hasebiyle 1900’lerin ilk yarısındaki tüm toplumsal travmalara maruz kalır. İçinde bulunduğu tarihsel ve sosyolojik değişim-dönüşüme karşın, sıkı sıkıya bağlı olduğu İslami değerlerden kuvvet alarak, yaşadığı günden günümüze kalan müteveffa ulularımızdandır Şerif Muhiddin Targan. Batı laubaliliğinin ve yalakalığının bir sonucu olarak yaşanan süreçlere boğun eğmemiş, bu yüzden yaşadığı dönemin en büyük sanatçılarından biri olmasına karşın, kendi ülkesinde kadri ve kıymeti bilinmemiş bir şahsiyettir. Gençliğinin en güzel yıllarını imparatorluğun çökmemesi için helalinden harcayacak namuslu bir benliğe sahiptir ve yaşadığı mütevazı hayatında Batı, her vakit benliğinde bir sancı olarak yer etmiştir.

İstanbul minarelerini görünceye kadar uyumamak

Osmanlı aristokrasisi içinde yetişen Şerif Muhiddin Targan, Hz. Hasan Efendimizin soyundan olma münasebeti ile Şerif’tir. Babası Ali Haydar Paşa, vaktiyle Osmanlı’da Meclis-i Ayan’ın 2. başkanı iken, Şerif Hüseyin Paşa’nın Osmanlı’ya isyan etmesi ile birlikte Mekke Emiri olarak tayin olmuş ve Osmanlı’nın Ortadoğu’da sahip olduğu kutsal toprakların, Osmanlı himayesindeki belki de en kötü, en zor, en ikilemli yıllarında bu görevini ifa etmiştir.

Şerif Muhiddin Targan’ın çocukluğu, gönül ehli insanlarla hemhâl olunan bir evde geçmiştir. Fahri bir konservatuar olan evlerinde Şerif Muhiddin Targan, Ali Rıfat Çağtay, Zekai Dede’nin oğlu hafız Ahmet Irsoy ve Rauf Yekta Bey gibi musiki alanında her biri nam salmış şahsiyetlerin içinde yetişir. Edebiyat, tarih, coğrafya alanlarında eğitim alan Şerif Muhiddin Targan, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca’yı ana dili gibi konuşacak kadar dil yeteneğine sahip bir şahsiyettir.

Küçük yaşta birbirinden değerli musikişinasların içinde yetişen Şerif Muhiddin Targan’ın müzik serüveni, aile çevresiyle başlasa da kendisini hasta edecek kadar uykusuz kalıp ud öğrenmeye çabalamasının karşılığını fazlasıyla almıştır. Öyle ki kendisi ud ile olan macerasını şu sözleriyle anlatır: “Musikiye ilk defa 14 yaşında viyolonsel dersi alarak başladım. Ud dersi hiç almadım. Yalnızca babamın sık sık verdiği davetlerde evimize gelen Ali Rıfat Bey’in udunu dikkatle dinlerdim. On yaşlarındaydım. Çamlıca’daki köşkün harem dairesindeki misafir odasının büyük kanepelerinden birinin altına ufak bir ud gizlerdim. Gece evin uyumasını beklerdim. Sonra şamdanla misafir salonuna gider, alacakaranlıkta ud çalışırdım. Çok defa İstanbul minarelerini görmeye başladığım zaman sabah olduğunu anlar, udumu kanepenin altına gizler, yatak odama dönerdim.”

Osmanlı İmparatorluğu’na ihanet etmemiş bir aile

Osmanlı’nın son dönemlerinde Ortadoğu’da çıkan isyanlar, imparatorluğu zor durumda bırakmış ve her geçen gün Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu topraklarına hükmetme gücü azalmıştır. Bu süreç içinde, Şerif Hüseyin Paşa, Mekke Emiri iken Osmanlı’ya karşı isyan etmiş, bu isyan üzerine Şerif Muhiddin Targan’ın peder-i âlileri Mekke Emirliği’ne getirilmiştir. Bu yıllarda, geniş bir aileye mensubiyeti olan Şerif Muhiddin Targan ve ailesi, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı isyan etmemiş, bunun aksine imparatorluk tarafından verilen görevi hakkıyla ifa etme yoluna gitmiştir. Peder-i âlilerinin bu tutumu şüphesiz evlad-ı Resul olmasından ileri gelir. Öyle ki, kendi ailelerinden Osmanlı’ya karşı isyan eden aile efradıyla ilişkilerini kesmişlerdir. Osmanlı’ya karşı isyan ederek Ortadoğu’da sahip oldukları toprakları bir bakıma garanti altına alan ailelerin aksine Şerif Muhiddin Targan’ın peder-i âlileri, ailesiyle birlikte, sahip oldukları birçok toprağı bırakarak İstanbul’a gelir. Şerif Targan’ın peder-i âlilerinin takındığı bu tavır, Peygamber torunu olduklarının bir başka güzel örneğidir.

Gençliğinin ilk yıllarında Şerif Muhiddin Targan, Osmanlı’nın kutsal topraklarda yaşadığı sıkıntıya bir nebze olsun çare olabilmek umuduyla, peder-i âlilerinin yanına, Mekke’ye vasıl olur. 20’li yaşlarının başlarında peder-i âlilerinin yanında kutsal toprakların Osmanlı himayesinde kalması için yoğun emekler harcamış olan Şerif Muhiddin Targan, kader-i ilâhî tecelli edip kutsal topraklar Osmanlı himayesinden çıktığında peder-i âlileri ile birlikte imparatorluğun başkenti olan İstanbul’a döner.

Akif’in hüznü

Şerif Muhiddin Targan, birçok farklı alanda yetenek sahibi, dahi bir insandır. Pek çok müzik aletini profesyonel olarak çalabilen Muhiddin Targan, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, yeni kurulan cumhuriyetin ideolojik olarak uyguladığı yaptırımlardan ötürü sanatını icra edemez hâle gelir ve sanat alanındaki çalışmalarını sürdürmek için Amerika’ya gider. Amerika’ya gidişi, yakın dostu olan Mehmed Akif tarafından desteklenmiştir. Yalnız, yeni kurulan cumhuriyet idaresi altında yalnızlaşan Akif, daha da yalnız kalacağı için hüzünlenmiştir. Onun gidişi için şöyle diyecektir Mehmed Akif: “Cedd-i muazzamınızın mukaddes namına yemin ederim ki; hayatımda muhalled, maddiyattan mücerred bir zevk duydumsa onu sizinle geçen âlemlerde duydum.”

Amerika’da manşetlere taşınan bir konser

Amerika’da 4 yıl boyunca dünyanın en iyi müzisyenleriyle çalışma fırsatını bulan Şerif Muhiddin Targan, Amerika’nın en önde gelen gazetelerinde manşetlere taşınacak kadar ses getirmiş bir konser de verir. Müzikte artık bir virtüöz irtifasına çıkan Targan, gurbette daha fazla kalamayıp ülkesine dönse de, vaktin şartları dolayısıyla yurdunda çok fazla kalamaz ve tekrardan bir başka gurbete, doğuya, Bağdat’a göç eder. Bağdat’ta bulunduğu süre zarfı içinde Bağdat Konservatuarı’nı kuran ve dünya müzik tarihine ismini yazdıran Salman Şükür, Cemil ve Münir Beşir kardeşleri öğrencisi olarak yetiştirir. Şerif Muhiddin Targan, üstün zekası ve müziğe olan inanılmaz yeteneğiyle Bağdat’ta da kendisini ispatlamıştır.

Uzun yıllar gurbet hayatı yaşayan Şerif Muhiddin Targan için Akif “Yanık bağrında, yıllardır, kanar mızrabının âdı / Gel ey bîçâre Şark’ın, Şarka küsmüş gitmiş evlâdı.” diyerek seslenecektir. Şerif Muhiddin Targan, gurbetten yurduna geri dönünce, hayatını Safiye Ayla Hanım ile birleştirir. Bu birliktelik ile ömrünün son demlerini huzur ve mutluluk içinde geçiren Şerif Muhiddin Targan, Türkiye’nin önde gelen illerinde Safiye Ayla ile birlikte hayır kurumlarına destek amaçlı birçok konser verir.

Ud’da eşi olmayan bir tavra sahipti

Ud sahasında dünyada eşi benzeri görülmemiş bir tavır sergilemiş olan Şerif Muhiddin Targan, udu bir Batı müziği enstrümanı gibi çalar. Udun 3 oktava kadar kullanılan ses aralığını 4 oktava kadar taşıyabilen Şerif Muhiddin Targan, udda mızrabın vurulacağı mızraplık yerine, farklı bir tavırla, mızraplık ile sap arasına mızrabını vurarak ud çalardı. Böylelikle enstrümanından sıra dışı bir ses hâsıl olurdu.

Udun yanı sıra keman, viyolonsel, çello ve lavta da çalan Şerif Muhiddin Targan, ana dili seviyesinde Farsça, Arapça, Fransızca ve İngilizce dillerini de konuşuyor olabilmesi hasebiyle Türkiye’nin yaşamış en önemli şahsiyetlerinden biridir.

13 Eylül 1967 tarihinde terk-i diyar eyleyen Şerif Muhiddin Targan’ı hatırlayanlardan ve hatırlatanlardan olarak, mensubu bulunduğu Şerif makamından, Cedd-i muazzamasının şefaatini diler ve dileniriz.

 

Metin Erol yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Eylül 2015, 13:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
sedat
sedat - 1 yıl Önce

sayın yazar malesef bu kaliteli makaleyi sizde eleştirdiğiniz dönemlerde üretilmiş şerif hüseyin ve arap ihaneti konusunda eksik bilgilerden dolayı kırıcı bir üslup kullanmışsınız evvela osmanlının ittihatçıların yanlış politikaları yüzünden girdiği dağılma sürecinde müslümanların ilk isyanı 1912 de arnavutlarla başlamıştır daha sonra 1916 da şerifle devam etmiştir ama gerekçeleri vardır isyanı osmanlıya değil ittihatçıların yanlışlarınadır arzu eden şerif hüseyinin beyannamelerini okuyabilir

banner19

banner13