banner17

Gagauz kültürünü eserleriyle geleceğe taşıdı

Karadeniz'in öte yakasında bir mum yanıyor. Yanıyor da, ışığı Anadolu'ya pek ulaşmıyor. Acaba ulaşıyor da, aşırı ışık veren lambaların yanında mumun zayıf ışığını biz mi göremiyoruz? İslam Gemici, Dimitri Karaçoban özelinde Gagauz Türklerini yazdı..

Gagauz kültürünü eserleriyle geleceğe taşıdı

Kuzey Karadeniz bölgesinde Romanya, Ukrayna, Moldova arasına sıkışmış küçük bir bölgede yaşamalarına rağmen, dinleri diğer Türk topluluklarından farklı olmasına rağmen, Gagauzlar, İstanbul Türkçesi'ne yakın Türkçe ile konuşuyorlar. Kendi hallerince hallenip, kendi dertleriyle dertlenip, kendilerince de sevinip bayram yapıyorlar.

Gagauzya neden önemlidir?

Türk dünyası içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olan Gagauzların en mühim hususiyeti, Anadolu Türkçesine çok yakın bir lisan konuşmalarıdır. Gagauzların kökeni, Oğuz Türklerine dayanmaktadır. Yani diğer Oğuz ve Kıpçak Türkleri de Gagauzların kardeşleridir. Gagauz kelimesinin Gök-Oğuz kelimelerinin birleşmesinden oluştuğunu düşünen soydaşlarımız Hıristiyandırlar. Fakat din farklılığı, Gagauzların diğer Türk boylarına muhabbet duymasına engel olmamıştır.

Günümüzde Komrat Üniversitesi'ne Türkiye'nin maddi yardımlarda bulunduğu Gagauzya'da TİKA da, yöredeki en önemli kültür merkezi olan Atatürk Kütüphanesi'ni kurmuş. Gagauz gençlerin büyük bölümü yüksek tahsillerini Türkiye'de tamamlamakta, böylece de iki Türk toplumu arasındaki kültür köprülerini muhafaza etmekteler.

Yüzyıla yakın bir süre Rus ve Romenlerin egemenliğinde yaşayan Gagauzlar, 1906 senesinin Ocak ayında, millî kültür ve kimliklerini korumak gayesiyle Atmaca Pavli oğlu Andre Galatan önderliğinde hem Rus hem de Moldovanlara karşı ayaklanmış, Komrat'ta cumhuriyet ilan etmişlerdi. Ne yazık ki bu hareket Çarlık Rusyası askerleri tarafından kanlı ve acımasızca bastırıldı. Komrat'a giren Rus ordusu, masum sivil halkı kilise önünde toplamış, kar üzerine diz çöktürmüş, çeşitli işkenceler yapmış ve bağımsızlık hareketini bastırmıştı. Bundan dolayı Gagauz Komrat Cumhuriyeti'nin ömrü ancak iki hafta devam edebilmişti.

İşte çok çile çekmiş olan soydaşlarımızın içinden yetişen iki önemli adam "milletini sırtında taşıyan adamlar" olarak anılıyor. Bunlardan birisi Mihail Çakır; diğeri de şiirleri, yazıları, araştırmaları ve kültür derlemeleri ile Gagauzlar’a kim olduklarını anlatan Dimitri Karaçoban...

Doğduğu köyde bir etnografya müzesi kurdu

Baktım şennik

aracımdan-

bütün dünnââ-

alacadan...

Gözlerimâ

yaşlar doldu.

-Kim neredâ

kim ne oldu... mısralarını yazan etnolog, müzeci, ressam ve edebiyatçı Dimitri Karaçoban, 1933 senesi Mayıs ayının 27. günü Gagauzya'nın Komrat'a bağlı Beşalma (Beş Elma) köyünde doğdu. Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'nden mezun olan Dimitri Karaçoban, 1965 yılında doğduğu köyde bir etnografya müzesi kurdu ve burada 20 sene müddetince müdürlük yaptı. Kurduğu ve uzun zaman müdürlüğünü yaptığı müzeye onun ölümünden iki yıl sonra, 1988'de Dimitri Karaçoban Müzesi ismi verildi.

1957 yılında Moldava Sosyalisti gazetesinin haftalık ilâvesinde çıkan şiiriyle edebiyat hayatına atılan Karaçoban'ın ilk şiir kitabı 1963'te çıkan İlk Laf'tır. Bu eserini Yanıklık (1968), Bayılmak (1969), Persenglar (1970), Alçak Saçak Altında (hikâyeler, 1966) adlı eserleri takip etti. Şiirlerinden yaptığı seçmeleri Stihlar (1984), nesirlerinden yaptığı seçmeleri de Proza (1986) adıyla yayımladı.

Dimitri Karaçoban'ın "Ruhun Tutkusu" (Prizvaniye Serdtsa, 1970), "Yeşil Alev" (Zelenoya Plamya, 1972), "Başlangıç” (Azbuka Otkntiy, 1989) adlarını taşıyan üç şiir kitabı Rusça olarak yayımlanmış, bazı şiirleri de Azerbaycan Türkçesi'ne aktarılmıştır. Eserlerinde çoğu kez felsefî bir derinlik ve hayatın türlü cephelerinin renkli görüntüleri göze çarpan Karaçoban, çağdaş Gagavuz insanının ve kültürünün bir sözcüsü gibi davranmış, ayrıca Nasrettin Hoca fıkraları ve masallar derlemekten, şiirlerinde mâni gibi halk edebiyatı nazım şekillerini kullanmaktan da geri durmamıştır.

Sabaa Yıldızı dergisinin 1997 yılında çıkan 3. sayısının kapağında bir resmine de yer verilen Dimitri Karaçoban, karısının ölümüne dayanamayarak geçirdiği bir sinir buhranı neticesi 1986 yılında kendini trenin altına atarak intihar etti. Aşağıda, yazdığı hikâyelerden biri olan "Dua" ve iki şiirini okuyabilirsiniz. Bunlara baktığınızda bile Gagauz Türkleri'nin günümüz Türkçesi'ne çok yakın bir diyalekt ile konuşup yazdığını daha iyi anlayacaksınız.

DUA

Küüyün kenarında, yol boyunda, bir adam savaşardı çıkarmaa çukurdan kendi faytonunu. Bu adam Olak Petri'ydi. Onun faytonu eniydi hem beygiri yalap yalap ederdi tuyannıktan (şişmanlıktan).

Olak Petri doorulmuştu Plasa kasabasına, ki orada kötülük etsin Yavan Mihun'a da ela alsın onun tarlacıını.

Da te, kim biler, Olak mı kefliymiş da dartmış terbeeyi (çekmiş dizgini) diil o tarafa osa (yoksa) beygir mi yolda yokmuş bişeydân, ama fayton devrilmiş çukur içinâ. Olak savaşardı çıkarmaa faytonu, direşerdi, kızarardı da esaplamazdı, ani yolun ötâki (öte yandaki) tarafında çift içindâ sinmiş Yavan Mihun da dua eder:

- Ey Allahçıım, yap ölâ, ani bu fayton taa aşaa batsın, da bu düşman çıkamasın buradan, gitmesin kasabaya da almasın benim topracıımı.

Olak çıktı çukurdan, baktı cingilmiş (takla atmış) faytona, sora baktı sinciraktâ (zincirde) saadına da, suvayıp ennerini dirseklerinâ dâk, genâ girdi çukura.

- Boji, Boji (Tanrım, Tanrım), Ristoşçuum (Allah'ım), kır onun ayaklarını, fala onun kollarını! -dua edârdi Mihun. -Derinnet (derinleştir), Allahım, o çukuru taa (daha) da pek!

Olak bütün kuvetlân savaşardı çıkarmaa faytonu. O ne kadar taa çok kesilerdi, o kadar taa titsi (acayip) olardı. Faytonun bir tekerlââ artık çukurun kenarındaydı.

- Boji, o - üzsüz adam, suratı çarıktan kalın! Sân görersin, Boji, ani ban bir parça ekmecââ hasiretim, bırakma onu çıksın! -innedi Mihun.

Olak direştirdi taa birkaç kerâ kendini da çıkardı faytonu yol üstünâ.

- Allah'ım, neredâysin san? Çel onun fikirini, çevir onu geeri! -düşünerdi Mihun.

Olak koştu beygiri, pindi faytona da gitti taman Plasa'ya dooru.

- Neçin sân çevirmedin onu geeri?.. Nâbıyım (ne yapayım) bân şindi?.. Neçin delikatça (nazikçe) olmeer, Allahım?! - baarardı çift içindâ koruntusuz (korumasız) adam.

ESKİ BUCAK

Kuşçaz göktâ peydalanıp,

kaybeler.

Geçti yaşlık, da te kurak çekeder.

Daasız bu yer, çıplak sırtlar pek çoktan.

Kıvrak salkım kalmış ona donaktan (süsten).

Dik üülendâ, açan sıcak

sarplaşer,

yer-gök yaner, ne var yeşil-

sörpeşer (porsuyor).

Her can aareer yer, sıcaktan

yok olmaa,

hepsi baker bir gölgecââ sokulmaa.

Salt yeşillik durer gündâ,

kızmakta,

hem da kırda bir kaç insan, kazmakta.

YOLLAR

Karşıda sürülmüş

İki yol işlenmiş

Görüner

Birisi-kenardan

Birisi meradan

Örüyer

İlk yoldan evelki

Gitmişlär diilmiş kim

Zorunda

Kasavetli kim kaçmış

Eni yol o açmış

Doorudan

*

Yine Gagauzlar’ın konuştukları ve yazdıkları Türkçe’ye misâl olması için, N.N. Tanasoglu'nun yazdığı, Kişinev'de (Chişinau) basılmış, 1997 tarihli Köroglu Ana Dili V-ci Klas kitabından bir alıntı yapayım:

OOLLUK (OĞULLUK)

Köroglu’nun yaşamasında hepsi isläädi, sansın hepsi etişärdi. O da haylaklanardı evindä. Birgün ama onun evinä geler bir artık biyaz sakallı ihtiyar. Durer üç gün, durer dört gün - gitmer.

- Ey, dädu, sölersin mi, ne etişmeer benim evimä, benim yaşamama?

- Ne etişmeer? Bir ool etişmeer - dedi ihtiar da ozaman gitti.

- O, Allahım, bana mutlak lääzım bir ool, yada bir oolluk. Adı olsun Zaari.

Pindi beygirinä Köroglu da yollandı aaramaa bir çocucak oolluk. Näända da görer toplu insan, yaklaşer da sorer. Kimi dä ama ona göstermeerlär, o beenmeer da ileri gider. Bir pek zengin adamın ama onikinci karısı duudurmuş bir artık gözäl çocucak. Adını Zaari koymuşlar.

Ama 5- 6 yaşında olduynan da dışarıda oynarkan Zaari’yi padişaa görmüş avlanmaktan gelärkän. Pek beenmiş çocucuu da istemiş onu bobasından anasından da almış kendisinä. Bu padişayın viziri kin tutarmış padişaasına da demiş ona bir kerä…

İslam Gemici araştırdı, okudu ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2018, 20:14
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
yavuz
yavuz - 5 yıl Önce

Günümüz Türkçe'ye benzer bir dil konuştuklarını biliyordum da bu kadar değil. Sanki farklı bir notadan Ömer Seyfettin'i okuyorum. Belki de bu kıyaslama absürd ama aklımda geçen bu oldu. Çok işten, tatlı. Adları belki müslüman olmadıkları için farklı ama soy adları Türk bu da ilginç. İslam Bey bulup getiriyor, biz de okuyoruz (:

banner8

banner19

banner20