Fuat Sezgin Hoca Ardında Güzel Bir Örneklik ve İlmi Miras Bıraktı

Geçtiğimiz günlerde 94 yaşında bir ‘âlim’in ciddiyetini yansıtan samimi bir çehre ile ahirete uğurladığımız Fuat Sezgin hoca, boş konuşmaktan hazzetmeyen, yılı 365 gün yaşayan bir azim ve irade insanı olmuştur. Hedefe ulaşmada engel tanımama, en zor dil engellerini bile inanılmaz bir hız ve suhûletle aşma en dikkat çeken özellikleri arasındadır. Abdulkadir Macit yazdı.

Fuat Sezgin Hoca Ardında Güzel Bir Örneklik ve İlmi Miras Bıraktı

Geçtiğimiz günlerde 94 yaşında bir ‘âlim’in ciddiyetini yansıtan samimi bir çehre ile ahirete uğurladığımız Fuat Sezgin hoca, boş konuşmaktan hazzetmeyen, yılı 365 gün yaşayan bir azim ve irade insanı olmuştur. Hedefe ulaşmada engel tanımama, en zor dil engellerini bile inanılmaz bir hız ve suhûletle aşma en dikkat çeken özellikleri arasındadır. Fuat Sezgin hoca tarihin tozlu arşivlerinde saklanmış kendine ait değerleri; diğer bir ifadeyle oryantalist Alman hocası tarafından kulağına fısıldanan gizli hazineyi ortaya çıkarmaya ömrünü adamıştır. Bu gayreti ve ortaya koyduğu eserleri ile de ardından gelenlere çok güzel bir örneklik taşımış ve onlara büyük bir emanet bırakmıştır.

İnançlı ve mütevekkil

1960 darbesi sonrasında 147’ler arasında üniversiteden atılması kadere teslimiyetini arttırır. Almanya'ya İslam Bilimler Tarihi'ni yazmak için gider. Orada hayatını umumi bir plan çerçevesinde idame etmek ister fakat orada da aksamalarla karşılaşır. Bu aksamalardan rahatsız olmaması gerektiğine karar verir. Bu inanç başarılarına çok büyük tesir eder. Frankfurt Üniversitesi’ne misafir hoca olarak altı aylığına çağrıldığını söyleyen Willy Hartner’e bu inancını şöyle anlatır: “Ben hayatımı daima planladım. Liseyi şu zamanda bitireceğim diye planladım. Üniversiteyi şu zamanda bitireceğim diye de… Şu yaşta doçent olacağım, dedim ve bütün bunlarda muvaffak oldum. Baktım her şeyde muvaffak oluyorum. Bende bir şımarma başladı. Ondan sonra bir askeri darbe geldi. Bir balığın üzerine atılan ağ gibi ben de o ağın içinde kaldım. O zaman baktım ki, beşer olarak benim irademin bir sınırı varmış. İşte ben o olaydan sonra şuna karar verdim. Hayatımda eğer altı haftalık bir geleceğim garanti edilse, yani o kadar yaşayabilecek kadar maddi imkânım varsa, yedinci haftayı düşünmeyeceğim. Onun için önümde iki ay daha var. Para da biriktirdim. Onları düşünmüyorum.” Konuşmanın ardından ateist olan Willy Hartner ona gıpta ile bakar, sonra ayağa kalkar, sarılır ve şunu itiraf eder: “Ben ateistim, Allah’a inanmıyorum. Fakat bu kadar inanan bir insana ne kadar gıpta ediyorum.

Gençlere tavsiyesi züht oldu; dünya nimetlerinden feragat edebilmek…

Fuat Sezgin hoca, ihlaslı bir tekke müridini andıran sade hayatı ile tam bir ilim müridi konumundadır. Her türlü alayiş ve lüksten uzak çalışma bürosu ise onun âdeta tekkesi hükmündedir. Sezgin Hoca az konuşmak ve az uyumanın yanına az yemeyi de eklemiş ender şahsiyetlerden birisidir. Kuveyt Üniversitesi’nde verdiği mülakat sonrasında gençlerin tavsiye talebi üzerine onlara şunları söyler: “Gerçek bir züht. Yani dünyanın nimetlerinden feragat edebilmek! Ben belki daha iyi şartlarda yaşayabilirdim, ama otuz yıldan beri evimden çıkarken çantama sadece küçük bir ekmek parçası koyarak gidiyorum enstitüme. Enstitüme geldiğimde dolabımdan ufak bir peynir parçası veya bir yağsız reçel çıkarır, onunla öğle yemeğimi hallederim. Yani on dakikayı geçmiyor benim öğle yemeğim. İkincisi ise ‘sabrun cemil’… Tatlı sabır…”

Riyad’da televizyoncuların aynı talebi karşısında da “Allah korkusu”nu, “Allah’ın bütün hareketlerimizi kontrol altında tuttuğunu bilme şuurunu tavsiye ederim. Bir de masa başında oturmanızı ve okumanızı tavsiye ederim. Ancak bunu yaparken de aklınız Oxford Caddesi’nde, Champs-Elysees veyahut Kahire’nin Süleyman Paşa Caddesinde dolaşmakta olmasın! Aklınızla, bedeninizle masanın başında oturup okumanızı tavsiye ederim” der. Ayrıca zülfüyare dokunarak Müslümanların bugün hayatlarını gezmekle geçirdiğini üzülerek ve onlara kızarak söylüyor ve “Oysa onların okumaları, düşünmeleri ve düşünüp fikirlerini geliştirmeleri gerekmektedir. Biraz feragat etmeyi bilmek lazım” demektedir.

6 ayda Arapçayı su gibi öğrendi

Ritter’in ‘Kendi alanımda bir kralım fakat veliahdımı buldum ve bu veliahd tahtımı tehdit ediyor’ sözleriyle anlattığı Sezgin hocanın, usta araştırmacılığı, dünyaca tanınmış yazarlığı, sayısız eserin ve ilimler tarihinin yazarı olması gibi sıfatları onu anlatmamıza yetmemektedir. Şu olay onun azim ve çalışkanlığının âşikâr bir numûnesidir: 1942’de Almanlar Bulgaristan’ı işgal edince Türkiye’yi de istila edecekleri korkusuyla nisan ayında okullar, üniversiteler tatile girer. Ritter’den ‘Arapça öğren’ uyarısını alan Sezgin, bu durumu fırsat bilip 6 ay eve kapanır ve günde 17 saat çalışarak babasından kalan 30 ciltlik Taberi Tefsiri’ni okur. Başlangıçta anlamayıp Kur’an tercümeleriyle karşılaştırsa da 6. ayın sonunda Arapça’yı Türkçe gibi okur ve anlar hale gelir. Çalışmaya sadece yakındaki camide ezan okununca mola verir. Sonbaharda okullar açılır. İlk seminerde Ritter Sezgin’in önüne Gazzali’nin İhya’sını koyar. Sezgin ise hiç güçlük çekmeden su gibi okur bu eseri. Ritter’den diğer profesörlerin önünde "Hayatımda bir dili bu kadar hızlı ilerleten kişi görmedim" övgüsünü alır. Talebesinin başarısı Ritter’i de mutlu eder. Ardından yazma eserler üzerinde çalışmaya başlarlar. Bugün Süryanice, Arapça, Farsça, Latince ve İbranice gibi araştırdığı bilim dalındaki eserlerin orijinallerini okuyabilen Sezgin, övünmek olur diye bu konudan söz etmese de yakınları onun 27 dili çok iyi bildiğini söylemektedir. Yaklaşık 70 küsur yıl günde 17 saat çalışan Sezgin hoca, adeta bir çalışkanlık abidesi olarak karşımızda durmaktaydı.

Zamana hassasiyetli

Ritter’in ikinci seminere üç dakika geciktiğinde “Üç dakika geciktiniz, bu bir daha tekerrür etmemelidir” uyarısının ardından Fuat Sezgin hoca, hayatı boyunca randevularına gecikmeme prensibine azami dikkat eder. Şu sözü bunun kat’î ispatı hükmündedir: “Hayatımda üç randevuma yetişemediğimin sıkıntısını hala çekerim.” Günümüzde alabildiğince israf edilen vaktin ne kadar değerli olduğunu da şu sözlerle anlatıyor: “Kitapları yazarken bazen yoruluyor ve biraz dinlenmek istiyorum. Fakat o an “Vakit geçiyor vakit! Kendine nasıl zaman tanıyabilirsin!” şeklinde kendime kızarım. Daha sonra hemen dinlenmeyi bırakıp kendimi yazmaya zorlarım. Benim çalışma yılım 365 gündür. Haftam 7 gündür. Ben cumartesi ve Pazar günü bile sabah 07.30’da enstitüdeyim.”

“Kendimi vatanımdan hiç ayrı düşünmedim”

Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau ona bizzat vatandaşlık teklifi yapar. Ama o ülkesinden uzaklaştırılmış ve sahip çıkılmamış olmasına rağmen bunu kabul etmez. Red cevabı karşısında şaşıran ve “Niçin?” diye soran Cumhurbaşkanı Rau’ya verdiği cevap ve bu cevabı anlatırken gözlerinden süzülen gözyaşları onun vatan aşkını ortaya koymaktadır: “Ben kendimi vatanımdan hiç ayrı düşünmedim. Ben ne yaptımsa hepsini milletim için yaptım.”

Almanya'nın iltifatlara ve ödüllere boğduğu bu serazât bilim adamı, kendisine verilmek istenen Hessen kültür ödülünü asil bir gerekçe ve vakur bir duruşla reddeder. Ödül heyetinin hayret dolu bakışları arasında gerekçe olarak; Gazze katliamında İsrail yanlısı açıklamalarıyla tepki çeken, Alman Yahudileri Birliği Başkanı Salomon Korn'la birlikte aynı ödülü alamayacağını, siyaset anlayışının ve kültür yapısının buna müsaade etmediğini söyleyen Fuat hoca, Almanları şoka sokar.

Batı uygarlık ve biliminin temeli aradaki İslam bilimi atlanarak Yunanlılara izafe ediliyor

Fuat Sezgin’e göre dünya bilimler tarihi yeniden yazılmalıdır. Çünkü yanlış yazılmıştır. Avrupalılar; Sicilya ve Endülüs’te tercüme edilen İslam bilginlerinin eserlerini kaynak göstermeden intihal etmişlerdir. Bu yüzden bugün Batı uygarlık ve biliminin temeli aradaki İslam bilimi atlanarak ondan önceki yüksek medeniyet olan Yunanlılara izafe edilmektedir. Hâlbuki Yunanlılar ile Avrupa bilimi arasındaki dönemde bilimde diğer medeniyetlerle kıyaslandığında en hızlı şekilde bilimsel ilerleme dönemi mevcut ve bu İslam dünyasına aittir. Müslümanlar dünya sahnesine çıktıkları ilk on yıldan itibaren diğer medeniyetlerde görülmedik bir hızla bilimsel gelişmelere katkıda bulundu. Bugün bilinenin aksine çoğu modern bilimin kuruluşu bundan yüz, iki yüzyıl öncesine değil, 9 ile 16. yüzyıllarda yaşamış İslam bilginlerine dayanıyor. Portekizlilere mâl edilen modern denizcilik bilimi için Sezgin, "Yüzde yüz İslam bilginlerine ait. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Modern denizcilik İslam dünyasının bir malı. İslam dünyasının bir başarısı" demektedir.

“Avrupa medeniyeti, aslında İslam medeniyetinin çocuğudur”

Fuat Sezgin hocaya göre de bilimler sıçramalar yapmamakta, esasında yavaş yavaş tekâmül etmektedir.  Bugün biz, 21. yüzyılın başında bütün insanlığın geliştirdiği bu bilimler manzumesinde maalesef Müslümanların 800 yıllık yaratıcılık merhalesinin bilimler tarihindeki yerini bulamıyoruz. Kendisi de bu eksiklik sebebiyle büyük bir hasretle “Bunu nasıl değiştirebiliriz?” sorusuna cevaplar aramaktaydı: “Ben, 68 yılımı bu sahayı araştırmaya verdim. Milletler için zaman, bir insanın ömründen ibaret değildir. Her medeniyet kendinden öncekilerin devamıdır. Bugünkü Avrupa medeniyeti de İslam medeniyetinin muayyen bir devirden sonra, başka iktisadi ve jeopolitik şartlar altında ortaya çıkan devamından ibarettir. Avrupa medeniyeti, İslam medeniyetinin çocuğudur. Birçok Avrupalı aydının bunu kabullendiğini memnuniyetle görebiliyorum; ama büyük çoğunluk hâlâ bu hususta bir şey bilmiyor. Kendilerine bazı misaller verdiğinizde bunu dehşetle karşılıyor, inanamıyor.”

Gerilemenin sebebi din değildir

Fuat Sezgin hoca, Müslümanların şaşalı ve muhteşem asırlarının ardından yaşadıkları gerilemenin sebebinin İslam dini olmadığını şu sözlerle vuzuha kavuşturmuştur: “Müslüman dünyasındaki gerilemeye İslam’ın sebep olduğu iddiası doğrulansaydı 60 yılı bulan araştırmalarımda bu gerçeği kabul etmek zorunda kalırdım. Gerileyişin sebebi din değildir. Başka tarihî sebepler var. Müslümanlar, 8-16. yüzyıllar arasında tüm ilim dallarında önemli buluşlara sahiptir. Papazlar, Müslüman âlimlerin kitaplarını Latinceye tercüme ederek bilimsel gelişmenin ilk adımlarını atıyordu. Avrupa’da başka okuma yazma bilen yok gibiydi. Bu arada Batı, bilimini sanıldığının aksine din adamlarına borçlu. Avrupalılar; Sicilya ve Endülüs’te tercüme edilen İslam bilginlerinin eserlerini kaynak göstermeden intihal ediyorlardı.”

“Biz bu kadar üstünmüşüz” deyip sonra da bir kenara oturmak doğru değil

Fuat Sezgin hocaya göre Müslümanlar birkaç asırdır bir aşağılık kompleksi içinde yaşamaktadır. Ancak bu durum karşısında yapılması gereken temel şey, müthiş bir şekilde gelişen ve 800 yıl insan akıl tarihinde büyük bir rol oynayan bir medeniyetin mensubu olan insanların, bütün bunların nasıl olduğunu düşünmesi ve bu medeniyeti geliştiren insan tiplerini tanımasıdır. Fakat yanlış biçimde üstünlük duygusuna da kapılmamak gerekmektedir. Sadece “biz bu kadar üstünmüşüz” deyip sonra da bir kenara oturmak doğru değildir. Aksine Müslümanlar Biruni’yi, İbni Sina’yı, Cabir İbn-i Hayyan’ı, İbnü’l-Heysem’i tanımalıdır. Ona göre Müslümanlar bunları araştırdığında bir insanın tek başına neler yapabileceğini, insanın yaratıcılığını göreceklerdir. Bu çalışmalar -ilk olarak- öncelikle Türklerin ve genel olarak Müslümanların, mensubu oldukları medeniyetin ne kadar yüksek olduğunu görmelerini sağlayacaktır.

Sonra bu eserlerin görücülerinin de çoğalmasıyla Müslümanlardaki aşağılık duygusu ve Avrupa medeniyetinin yanlış algılanması ortadan kalkacaktır. Nihayetinde Müslümanların içinden, daha ziyade Türkiye’den birçok çalışkan, üretken insan çıkacaktır.

Binaenaleyh Avrupalılar nasıl 10. yüzyıldan 16. yüzyıla, hatta 17. ve 18. yüzyıla kadar İslam bilimlerinden buldukları bütün müspet bilimleri, pozitif unsurları aldılarsa, bu üretken insanlar hiç korkmadan bugün Avrupalıların ulaştıkları bizde olmayan bütün unsurları, bütün buluşları almak için bir yarış içerine girmelidir. Ona göre Japonlar biz Müslümanlar kadar bilimsel geçmişe sahip değillerken müthiş şeyler yaptıkları halde Müslümanlar hala yerlerinde saymaktadır.

Pratisyen tarihçi!

Prof. Sabri Orman’ın mükemmel tespitiyle Fuat Sezgin hoca aynı zamanda örneği çok nadir görülen ‘pratisyen tarihçi’ idi. Emekli olmasına rağmen yıllarca direktörlüğünü ve çalışmalarını yürüttüğü enstitüye bağlı müzede, tarih kitaplarındaki bilgilerin kitlelere ulaşması için bu bilgilere görsellik kazandırmıştı. Kaybolmuş, örneği kalmamış eserleri, aletleri yeniden vücuda getirmişti. Müzede bilimsel araç gereçlerin, yazılı kaynaklara dayanarak yapılan örnekleri sergilenmektedir. 800’ü aşkın icadın birebir modellerinin sergilendiği müze dünyada bir ilktir ve hâlâ benzeri yoktur. Böyle olmasına rağmen Fuat Sezgin “Burada sergilenen icatlar kitaplarda yer alan icatların yüzde biri bile değil” diyerek çalışmanın sınırlarını da açıklığa kavuşturmuştu. Gazeteci olmasına rağmen bu sahada yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Reiner Hermann da, yazma eserlerin bilim adamlarına hitap ettiğini belirterek “İslam medeniyet tarihini anlaşılır hâle getirmek için Müslümanlara bu müzeden daha güzel bir hediye veremezsiniz. Onlara uygarlıklarının 800 yıl sürdüğünü, görkemli olduğunu, utanılacak bir şey olmadığını başka bir şekilde gösteremezsiniz.” diyor.

Rabbim mekânını cennet eylesin.

 

Abdülkadir Macit

Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2018, 10:35
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER