Fotoğrafı da yetim bıraktı

Fotoğraf gezgin, özgür ve heyecana açık bir mizacın ifadesidir. Fotoğraf, hürlerin işidir.

Fotoğrafı da yetim bıraktı

Son görüşmemiz 6-8 Haziran 2003 tarihi olarak kayıtlı bende. Tam 6 senedir yüz yüze görüşmemiz vaki değil. Bir edebiyat talebesinin okuması, hesaplaşması gereken meseleler arasına İsmail Kara Hoca bir de iktisadi meseleleri sokacak, modern olan her şeyle hesaplaşmak için iktisadın ne olduğunun iyi bilinmesi gerektiğini vurgulayacaktı. Hocanın bu vurguları edebiyat talebesi için iki önemli kapı açacaktı: Bu kapılardan biri Mustafa Özel’in Edebiyat ve İktisat’ı, diğeri ise Adnan Büyükdeniz’in Bilim Sanat’ta gerçekleştirdiği seminer dersleri. Talebe âdeti olduğu üzere bu dersleri takip edecek ama yoklama kağıdına adını yazmayacaktı. Kayıtlı olmak hiç hoşlandığı bir durum değildi.

 

Adnan BüyükdenizSon vicahi görüşme

Bilim Sanat Vakfı  önemli bir etkinlik gerçekleştiriyordu: Fethin 550. Yılında İstanbul Şehir Ve Medeniyet Sempozyumu, önemli bir noktaydı vakıf için. 11 oturum halinde yapılan sempozyumda Adnan Büyükdeniz hoca da Celali Yılmaz’la birlikte “İlk Osmanlı Borsası ve Yakın Tarihte Bir Finans Merkezi Olarak İstanbul” üst başlığında bir tebliğ sundu. Son vicahi görüşme ve notlar bu tebliğ hakkında.

 

Bir dersi fotoğraf karesine hapsetmek

Bir fotoğrafçıda öncelikle hangi özellik aranır? Ya da şöyle mi sormak lazım soruyu? Bir şeyin fotoğrafta anlamını kazanması ve o şey’in bir “An”ı olması neye bağlı? Bu biraz tavırla alakalı bir şey olsa gerek. Eğer mizacınız zaruret halleri dışında fotoğraf çektirmeye sıcak bakmıyorsa o zaman şey bir “an”a dönüşüp başka paylaşımlara açılmıyor. Buradan hareketle fotoğrafı “paylaşım”ın bir parçası olarak okusak yanlış mı okumuş oluruz? O zaman fotoğraf paylaşmayı seven, o paylaşmayla yaşayan bir ruhun “an”ı karelemesidir, desek yerinde olur mu? Bizce olur. İşte bu paylaşımlı “an”ları kareleyen paylaşımcılardan biri de Adnan Büyükdeniz’di. Belki de dünyalık iaşe meselesinden kaynaklanan bir ilgi olarak ya da somut bir gerçeğe ve hesaba, soyut ama somut olan bir gerçeklik katmak ihtiyacından “an”ı yakalamak Adnan Büyükdeniz Hoca’nın büyük tutkusuydu. Bazen dersin bir fotoğraf karesine nasıl hapsedildiğine şahit olmuşumdur. Bendeki izi de buydu Hocanın. O, fotoğraf üzerinden konuşan bir akademisyen, bir genel müdür ve her şeyden evvel bir hocaydı. Tebliği de bu anlayışının yansımasıydı. İlk Osmanlı borsasından hareketle, bir finans merkezi olarak İstanbul’un fotoğrafını çekmek, ekonomik “an”ını yakalamak.

Adnan Büyükdeniz, Yerkürenin Renkleri

Fotoğraf hürlerin işidir

Fotoğraf gezgin, özgür ve heyecana açık bir mizacın ifadesidir. Fotoğraf, hürlerin işidir. Kabına sığmayan, su gibi elle tutulmayan ama varlığı ile hayat veren bir hürriyetin karesidir. Gezmek ve “gezmek”i fotoğraflamak paylaşmaktır özgürlüğü. Yazma derdi gibi bir şey bu. İnsan neden yazar ki? Yaşamak ve yazmak arasındaki ince olduğu varsayılan sınır ne ile belirlenir? Veya bir insan neden yazar? Neden söyler ya da neden çeker? “An”ı paylaşmak için…

Adnan Büyükdeniz, Yerkürenin RenkleriAdnan Büyükdeniz, bir edebiyat talebesi için meşgul olduğu meselelerde aydınlatıcı fikirleri olan bir hocadır. Adnan Büyükdeniz Hoca o heybetli duruşuyla bir fotoğraf karesi üzerinden konuşan bir isimdir aynı zamanda. Hangimizin işi meşrep ve mizacımızdan bağımsız ki? Genel Müdür olarak görev yaptığı kurumdaki “yaşam”a yönelik çalışmalar bunun göstergesi: Turgut Cansever’in Mimar Sinan’ı; Aliya İzzetbegoviç ve Cemil Meriç belgesellerine sponsorluklar; her yıl düzenlenen Hat yarışması; Hicaz Demir Yolu Fotoğraf Albümü ve Bereket dergisi.

 

Kimse iktisatçılığını tartışmadı

Hasta olduğundan haberdar olmuştum. En son haberdarlığım, bir önceki Cumhurbaşkanı’nın hakkında verdiği veto kararıyla ilgiliydi. Birileri yine işi sulandırmak da gecikmedi. Çünkü liyakata sahibi olmak, o işi yapabilecek donanıma sahip olup olmadığını düşünmek hiçbir devirde geçer akça değil.   “Kırgın değilim ama kimse benim iktisatçılığımı tartışmadı, ona üzgünüm.” sözleri ne demek istediğimi daha da anlaşılır kılacaktır. Hoca’dan hatırladığım ve not tuttuğum özelliklerinden biri de siyasete mesafeli duruşudur. Bu derdi, mizacımla uyuşmadı bir türlü, ben fotoğraf çekerim, gerisi o fotoğrafı okuyana kalmış. O dönemde kızı ve hanımı üzerinden yürütülen karalama kampanyaları, onu epey üzmüştü.

Boğaziçi Üniversitesi'nde başarılı bir öğrencilik hayatı(bu kendisinin ifadesidir, yoksa bir öğrencisi olarak kendisi hakkında böyle bir yorum yapmam asla); “İktisat” üzerine London School of Economics(LSE)’de Emre Gönensay ve Baran Tuncer’in referansları, TÜSİAD Başkanı Ali Koçman’ın bursuyla aldığı eğitim.

Atama sürecinde kimseye kırgın olmadığını ifade ediyordu. Notlarım öyle diyor.  Üzüldüğü tek şey, 1999 yılında 375 YTL bedel tutan hisselerini sattığı bir şirket üzerinden tartışılmasıydı kendisinin. “Hayatımda görmediğim” dediği Murat Demirel ile ortaklığı iddia edildi. O bu dönemde en yakınlarına “Kimse iktisadi görüşlerimi ve para politikasında düşündüklerimi sormadı.” diye yakınıyordu.

 

Adnan BüyükdenizMekanı cennet olsun

Süreç hocayı yordu. Hastaydı. Haberdardım. Ama dün Faruk ağabeyle konuşurken de söyledim: Ağabey, hani geçmişti? O da dedi ki: Evet, öyleydi ama hastalık nüksetti. Hocayla son yaşadıklarını anlattı bana: “Bayramda iyice durumu ağırlaşmıştı. En son hasta yatağında yine iktisat meselelerinden bahsetmişti. Ben de ziyaretine gittim. Uyku halindeydi. Kapı aralığından sessizce baktım.”

Şu gurbet ellerde bir acı daha derinime saplandı. Ve İstanbul hep “kara haberler”le beni kendinden haberdar etti, yanarım da buna yanarım.

 

Zeki Dursun üzüntüyle bildirdi.

Güncelleme Tarihi: 24 Ekim 2009, 11:04
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
kamil büyüker
kamil büyüker - 10 yıl Önce

adnan beyi tanımadık ama gıyabında hep sevdik, severdik. vefatı ile de üzüldük. zeki üstadımın yazdıkları da hayli dokunaklı ve mana ile dolu. ne demeli allah rahmet eylesin...

Hatice Algın
Hatice Algın - 10 yıl Önce

Rahmet ve merhamet hocamızın üzerine olsun...
Mehmet Serhan Tayşi hocamıza da Adnan hocanın vefat ettiğini ilettiğimde epeyce hüzünlendi: "çok severdim ben o çocuğu... hep bize gelip giderdi... sık sık görüşürdük önceden.."

ahmet durmaz
ahmet durmaz - 10 yıl Önce

Kendisini tanıyıp da hakkında en ufak kötü bir şey işitmediğim ender insanlardandı. Nadide insanlar göçüyorlar. Rab cennetinde buluştursun...

banner19

banner13