Fahreddin Paşa savundu, biz seyrediyoruz

Mekke’de, Medine’de Osmanlı bakiyesi eserlerin yıkım haberlerini duyduğumda aklıma Fahreddin Paşa ve Medine Müdafaası geliyor..

Fahreddin Paşa savundu, biz seyrediyoruz

 

Bu haberi kaleme almamıza sebep, son zamanlarda Mekke’de, Medine’de, Kâbe-i Muazzama etrafında yapılan değişikliklerdir. Bu imanın beşiği şehirler, Kâbe ve etrafı aslî kimliğinden arındırılarak adeta bir tatil beldesine dönüştürülmekte, dev otellerden dolayı görünemez hale getirilmekte. Bütün insanların eşit olduğunun, kimsenin kimseden üstün olmadığının bütün yeryüzüne ilanı olan Hac ibadeti bile neredeyse bir reklama, prestij nesnesine dönüştürülmüş. O kutlu beldeler zenginliğin, şatafatın göstergeleriyle doldurulmakta.

Aynı zamanda buralardaki tarihî yapılar sudan sebeplerle yıkılmakta, yok edilmekte. Özellikle Osmanlı’dan kalan yadigârlar… Bu mütevazı yapıların yerine kibir kuleleri dikilmekte. Göğe ağan isyan bulutları gibi…Fahreddin Paşa, Medine Müdafaası

Ben Mekke’yle, Medine’yle ilgili bu tür haberleri duyduğumda aklıma Fahreddin Paşa ve Medine Müdafaası geliyor. Gözlerim dolarak bakıyorum o zor yıllara. Aklın, muhayyilenin anlamakta zorluk çektiği mücadeleye. Ancak ve ancak imanla, karşılıksız bir sevdayla anlatılabilecek bir durumdur bu. Ağlayarak yâd ediyorum Peygamber-i Zişan’a olan derin sevginin, muhabbetin ikliminde gerçekleşen Fahreddin Paşa’nın muhteşem destanını.

Burası tamamen özerk bir yapıya sahip olmuş

Hicaz-ı Şerif bütün Müslümanlar için bir toprak parçasından, yeryüzünün herhangi bir coğrafyası olmaktan daha büyük değere sahiptir. Orada Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere gibi bütün yeryüzünün elması mesabesinde iki kutlu şehir var. Biri İslam’ın doğuşuna yataklık eden, inancın Hira’sını bağrında taşıyan, derin tefekkürün ışığında insanlığın aydınlığa erişme çağrısının dört bir yanda çınladığı Mekke. Diğeri Nebiler Nebisi’nin arı duru çağrısının bütün yeryüzüne yayıldığı, İslam’ın gayriinsani bütün otoriteleri, iktidarları yerle bir ettiği, insanlığa felah reçetesinin sunulduğu Medine.

Tarih boyunca bütün Müslüman devletler tarafından özel bir statüye sahip olmuştur Hicaz. Önemine binaen titizlikle korunmuş ve aslî yapısı bozulmadan imar edilmiş. Özellikle Osmanlı Devleti zamanında burası tamamen özerk bir yapıya sahip olmuş. Hicaz halkından vergi alınmamış ve halk askerlikten muaf tutulmuş. Hatta bütün Hicaz’da bu mukaddes yerlere saygıdan ve Peygamber soyuna hürmetten dolayı padişah adına hutbe okutulmamış, hiçbir kaleye Osmanlı bayrağı asılmamış. Bugün ise bütün Ümmet-i Muhammed’in ortak mirası olan bu yerler belli bir zümrenin tekeline bırakılmış ve adeta yok edilir gibi. Yağmalanır gibi. Tarihten, maziden, çileden geriye hiçbir şey bırakılmamacasına…

Paşa’nın ve askerlerinin yüreklerinde Resul-ü Ekrem’e karşı sonsuz muhabbet

Fahreddin Paşa, Medine MüdafaasıBilindiği gibi Osmanlı Devleti yıkılış sürecinde Avrupa’daki, Balkanlar’daki, Ortadoğu’daki topraklarını yitirdi. Osmanlı’nın Ortadoğu’dan, Arap Yarımadasından çekilişi bir trajedinin, acının, gözyaşının tarihidir. Çekilirken cephelerde verilen mücadeleler ise hepimizin yüz akı. Vatan sevgisinden, İslam diyarını küffara çiğnetmemekten başka sermayeleri olmayan büyük adanmışların yazdıkları, örgütledikleri büyük direnişler… Yokluklarla, yoksunluklarla dolu mücadelenin parmak ısırtan destanı. Medine Müdafaası tam da böyledir. İngilizlerin yönlendirmesi ve cesaretlendirmesiyle Medine’yi ele geçirip krallık kurmak için isyan eden Şerif Hüseyin’e karşı 1916 yılında 4. Ordu Komutanı olarak Medine’ye gönderilen Fahreddin Paşa’nın gerçekleştirdiği Medine Müdafaası akıllardan çıkacak gibi değildir. Zaten akıllardan çıkmaması gerekir.

Lawrence’nin “Çöl Kaplanı” lakabını taktığı Fahreddin Paşa, iki yıl yedi ay gibi uzun bir süre her türlü yokluğa, sıkıntıya, hastalığa, açlığa göğüs gererek Medine’yi müdafaa etti. 1918 yılında Mondros Mütarekesi imzalanmasına rağmen silahlarını bırakmadı. Harem-i Şerif’i bedevilerin yağmasından korumak için canhıraş bir gayretle mücadele etti.

Bir yandan açlık, diğer yandan hastalıklar, bıkkınlıklar, ihanetler… Ellerinde doğru düzgün silah ve cephaneleri yok. Yardımın geleceği demiryolu Lawrence tarafından havaya uçurulmuş. Hiçbir şekilde destek de gelmiyor. Bir de çölün kendine özgü şartları. Gölgede bile insanın beynini kaynatan sıcaklık, arada bir yağan dolu, sinek, sıtma, çöl rüzgârı… Bütün bu çetin şartlara rağmen Paşa’nın ve askerlerinin yüreklerinde Resul-ü Ekrem’e karşı sonsuz muhabbet. Yüreklerinde sonsuz iman… Bu halde aylarca savundular Ravza-i Mutahhara’yı. Aylarca Ümmet-i Muhammed’in namusu için vuruştular.

Açlığın had safhaya vardığı bir zamanda Fahreddin Paşa hayatta kalmak için çekirge yemenin faydalarını anlatan bir tamim yayınlar. Askerleriyle birlikte çekirge yiyerek ayakta kalırlar. Her şeye rağmen, bütün umutsuzluğa karşın aşağıdaki manifestoyu yayınlar: “..Ey Nâs!.. Malumunuz olsun ki, şecî kahraman askerim bütün İslam’ın teyid-i manevisiyle Hilafetin gözbebeği olan Medine’yi son fişeğine, son damla kanına, son neferine kadar muhafaza ve müdafaaya memurdur. Buna askerce, Müslümanca azm-û cezm etmiştir. Bu asker, Medine’nin enkazı altında ve nihayet ‘Ravza-yı Mutahhara’nın yeşil türbesi altında kan ve ateşten mensuc kızıl bir kefende görülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet ‘Mescid-i Saadet’ minarelerinden ve yeşil kubbesinden Osmanlılığın Albayrağı alınamayacaktır…”

Kendileri yurtlarına döner ama gönüllerini orada bırakırlarFahreddin Paşa, Medine Müdafaası

Zor şartlarda İngilizlere ve Şerif Hüseyin’e karşı destansı bir mücadele veren Fahreddin Paşa, askerlerinin birçoğunun hastalanması, ölmesi, subaylarının teslim olması için baskı yapmaları ve Halife’nin emriyle teslim olur ama silahını İngilizlere teslim etmez. Ravza-i Mutahhara’ya emanet eder. Böylelikle asırlarca süren Osmanlı hadimiyeti sona erer.

Medine Müdafii Fahreddin Paşa, düşmanlarının bile önünde eğildiği muhteşem bir kahramanlık göstermiştir. Bugün Türk askerine Mehmetçik denilmesine sebep olan şey Medine Müdafaası’dır. Maalesef yıllar boyu bu miras çok hor kullanıldı Türkiye’de. Ordu, kendini var kılan bütün tarihiyle, milletiyle, milletinin değerleriyle kavga etti. Askeriye, üzerine oturduğu tarihsel mirası hoyratça savurup durdu yıllar boyu.

Fahreddin Paşa ve askerlerinin Medine’den ayrılışı çok hazindir. Hasta, yaralı askerler birbirinden destek alarak son defa Harem-i Şerif’i gözyaşları içinde ziyaret ederler. Peygamberimizin kabrine yüzlerini sürerek dua ede ede veda ederler Medine-i Münevvere’ye. Kendileri yurtlarına döner ama gönüllerini orada bırakırlar. Bu tablo karşısında Osmanlı askerine diş bileyen Araplar bile hüngür hüngür ağlarlar.

Fahreddin Paşa, Medine MüdafaasıEvet. Bugün Mekke, Medine tarihsel kimliğinden arındırılma tehlikesiyle karşı karşıya. Kabe-i Muazzama’nın etrafını genişletme bahanesiyle revakları kaldırılan, kalesi yıkılan Osmanlı böyle korumuştu Harem-i Şerif’i düşmana karşı. Canlarını, mallarını, çoluk çocuklarını hiçe sayarak aylarca aç, susuz korumuşlardı bu kutlu beldeleri. Osmanlı revaklarının yıkılması yerine göğe inat gibi yükselen kibir kulelerinin yıkılması gerekir. Kapitalizmin sembolü otellerin. Mesela Hilton’un, Zemzem Towers’in…

 

 

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 13 Aralık 2012 Perşembe 11:27 Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2012, 04:01
banner25
YORUM EKLE

banner26