Ey Şair-i Maderzad

Beylerbeyi deyince akla ilk gelen Şair Nureddin Durman'ın günlüklerinden Cahit Zarifoğlu'nu sizlerle paylaşıyoruz.

Ey Şair-i Maderzad

CAHİT ZARİFOĞLU

3 Temmuz 1983-Pazar - Beylerbeyi

 

Cahit Zarifoğlu İkindi namazını Hamid-i Evvel camiinde Cahit Zarifoğlu ile birlikte kıldık. Cahit, Beylerbeyi"ne geleli bir aydan fazla oluyor. Kirazlıtepe"de ev bulup yerleştirdik. Ahmet Özalp haber vermişti, Cahit Bey daha Ankara"dan gelmeden İstanbul Radyosuna atandığını; yakında geleceğini ve ona bir daire bulmamız gerektiğini de eklemişti. Ahmet ile dükkâna gelmişlerdi, öylece tanışıverdik, öylece yüz yüze görüşebildik. İkindiden sonra İskele Meydanında oturduk.

 

Cahit Zarifoğlu şair, mütevazı, samimi biri. İnsan birlikte olunca sıkılmıyor hiç, öylesine cana yakın. Talat Halman"ın genç yaşta Amerika"da ölen oğlunun cenazesine gitmiş bugün. İzlenimlerini anlattı. Öyle uzaktan seyretmiş onları. Taziyede bulunurken; ben Cahit Zarifoğlu, demiş Halman"a. Öyle bakakalmış acılı baba. Hayret eder gibi yani. Bir şairin, oğlu ölmüş acılı bir babayı tanımlaması da ayrı bir hal içinde oluyor tabi. Hüzün hali başka oluyor. Sonra biraz Necip Fazıl, biraz özel sayı, biraz Mavera… “Son yıllarda Üstadı ihmal ettik.” dedi. Ramazandı, iftar vakti yaklaşıyordu, kalktık.

 

N. Durman

 24 Temmuz 1983- Beylerbeyi

 

 Mavera

Cahit Zarifoğlu ile İskele Meydanında oturmuşuz; hava serin, üşümeye başlıyorum. Bu rüzgâr da neyin nesidir? Çınarın gölgesinden kalkayım diyorum; “Ben üşüdüm, güneş olan yere gideyim.” “Olur.” diyor. Beylerbeyi İskelesine vapur yanaşıyor, halatları sıkıca dolasınlar iskele babalarına; yorgundur, iş dönüşüdür bu insanlar. Birazdan akşam olacak.

 

25 Ağustos 1983

 

İsmet Özelİsmet Özel ile Cahit Zarifoğlu nihayet görüşebildiler. Biz Cahit Bey ile her akşam görüşüyoruz. Ya iş dönüşü dükkâna uğrayıp bir müddet oturuyor, ya da geçerken bakıyor, selam veriyor, öyle gidiyor. Dükkânda oturuyorduk ki İsmet Özel geldi. Zaten Ankara"dan, eskiden tanışıyorlarmış. İsmet Özel üç yıl gibidir Küplüce"de, daha doğrusu Cennet Mahallesi denilen tarafta oturuyor. Aynı yoldan gidiyorlar fakat karşılaşamıyorlardı. Nasip bugüne imiş… Oturuldu, konuşuldu. İki değerli şair, iki adam gibi adam… Sonra başka dostlar da geldiler. Orhan Karabul, Çetiner İlter, Ömer Albayrak.

 

 

 

Her akşam görüştüğümüz yıllar!

 

Tarihsiz:

 

1984 yılında ve birlikte olduğumuz çoğu günlerde hiç günlük tutmamışım. Ne kadar yazık olmuş... En çok birlikte olduğumuz zamanlar. Erdem Bayazıt ve diğer arkadaşlarının gelip gitmeleri. O yoğun trafik. Beylerbeyi"nden taşınana dek hemen her akşam görüştüğümüz yıllar.

 

İlk tanıştığımızda, Beylerbeyi"nden, Küplüce"ye birlikte çıkarken yokuşun başında durmuş arkaya doğru dönüp, yani geldiğimiz yöne Beylerbeyi"ne doğru, şöyle bir nefes alarak, ohh gibi denize doğru bir nefes salmıştı. Sonra, az bir duraklamadan sonra yürüyoruz. Gidecek, manav Ahmet"in evini tutacağız Cahit Beye.

 

Erdem Beyazıtİlk yıllar mektupları için benim dükkânın adresini vermişti. Ailece de görüşüyorduk. Düşünüyorum da neler olmuş o arada. Çalışmalarına hız verdiği, çocuk kitaplarını peş peşe yazdığı, masallar, çocuk şiirleri, daha kim bilir neleri yaptığı günler. Ben o aralar Isaac Asimov falan okuyorum, bilim-kurgu romanlar. Elimde görünce o da istiyordu. Ağaçkakanlar"ın yazıldığı zamanlar. Ama Serçekuş, Ankara"dayken yazılmaya başlanmıştı.

 

Kendi şiirlerimden söz etmekten imtina ediyorum adeta. Ona hiç demedim, “Ağabey şiirlerimi yayınlar mısın?” diye. Hep kaçındım, ürktüm. Ya “olmaz” derse, ya “Senin şiirlerin Mavera dergisinde olmaz.” derse, çekindim hep. Aramıza şiirin girmesini istemedim hiç. Ya şiirlerimi yayınlamazsa, ya ben kırılırsam, ya ben gücenirsem… Aramızdaki muhabbete halel gelmesin istedim. Yalnız bir defasında Cahit Bey bana “Senin kitabını da Akabe"den çıkarırız.” dedi. Ben sustum. Çok sonraları bir akşam dayanamadım üç şiir gösterdim dükkânda; “Bir bakar mısın ağabey nasıl olmuş bu şiirler?” Baktı, “bu ikisi fena değil” dedi. O ikiliden biri “Cazibeler” diğeri ise “Süleyman” adlı şiirlerimdi. Üçüncüsünü unutmuşum. Demek ki yırtıp atmışım. Daha sonraları Âlim Kahraman, Mavera dergisi yazı işleri müdürü iken Cahit Beyden habersiz üç şiir gönderdim. Uzun zaman Âlim Kahraman"dan ve Mavera"dan bir ses çıkmayınca utana sıkıla söylemek zorunda kalmış; “Âlim"e üç şiir göndermiştim acaba akıbeti ne oldu bir zahmet sorar mısın ağabey?” demiştim. Birkaç gün sonra, akşamüstü, iş dönüşü dükkâna uğramış ve bana; “Hadi gözün aydın, sen de Mavera şairleri arasına katıldın.” demişti. Yüzüm kızarmış meğer. Dostlar, arkadaşlar var dükkânda. Muhabbet koyu…

 

Cahit Zarifoğlu Aylık Dergi"yi reddetmezdi!

 

İki şiirim yayınlandı Mavera dergisinde. İhtimal ki Cahit Bey yayınlansın demiştir. O yıllarda Aylık dergide yayınlanıyor şiirlerim. Dergi bana geldikçe Cahit Beye de bir dergi veriyorum. O da nezaketle alıyor dergiyi, bir şey söylemiyor. Hiçbir gün de almazlık etmiyor Aylık Dergiyi, evine giderken alıp gidiyor...

 

Neden bir araya gelmiyorsunuz?

 

Bir defasında da İskelede, camiinin karşısındaki çay bahçesinde, Cahit Bey, İsmet Özel, Ebubekir Eroğlu, Ekrem Baki ve ben oturmuşuz. Ben biraz da ileri giderek neden ünlü yazarlarımızın, şairlerimizin bir dergide bir araya gelip yazmadıklarını sorguluyorum. Haddime düşmüş gibi İsmet Özel Beye soruyorum: “Neden bir araya gelmiyorsunuz? Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu.” İsmet Beyden bir karşı yaylım ateş geliyor... Cahit Bey hiç değinmiyor o konuya. Susuyor. Ebubekir Beyler o ara Yönelişler dergisinde Necip Fazıl özel sayısı çıkarmışlar. Derginin çok kişiye ulaşması için bir takım önerilerde bulunuyor Cahit Bey. Birbirinin dilinden anlayan üç değerli şair oturmuş sohbet ediyor, ne güzel. En çok bana yarıyor bu buluşma tabii. Mümkün mertebe istifade etmeye bakıyorum…

 

1986 yılında da harcanmış zaman, tarih yok, not alınmamış, sonsuz sürecekmiş gibi zaman. O meşhur 100 kitaplık çocuk serisi tasarısını Beylerbeyi"nden taşındıktan sonra bir cumartesi günü yine İskele Meydanında ben ve Osman Nuri Ersin, üçümüz oturduğumuzda açmıştı. Öğleden sonraydı. Daha sonra da Hasan Aycın gelmişti de epeyce oturmuştuk. Hasan ile daha kapsamlı olarak kitapların kapağından, içeriğinden falan konuşmuşlardı. Bunlar günü gününe yazılmadı. Belki Hasan Aycın yazmıştır.

 

Cahit Zarifoğlu Çocuklarını çok severdi!

 

Çocuklarını çok severdi Zarifoğlu. Bütün çocukları severdi aslında. Oğlum Murat"ı da çok severdi. Ne zaman görse hatırını sorardı. Zaten cumartesi günleri, özellikle iyi havalarda çocukları alır aşağıya; Beylerbeyi"ne inerdi. Dükkâna uğrar, bir müddet oturur, çayını içer, sonra da çocukları alır deniz kenarına geçerdi. Oğlu Ahmet, kızlar, sevimli, güzel, küçücük çocuklar. Dört tane güzel çocukla dükkândan içeri girerdi. Ahmet çok sessiz bir çocuktu. Hemen hiç konuşmazdı. “Benim oğlum düşünür” derdi Cahit Bey, Ahmet için.

 

Yeşil Reno Steyşını vardı!

Meşhur bir yeşil Reno Steyşın arabası vardı. Sabahları işe giderken dükkânın karşısına çeker, akşam iş dönüşü de onunla evine giderdi. Küplüce"ye giden kim varsa dükkânda alırdı arabasına. Bir defasında da İsmet Özel Beyden biraz sonra gelmişti Cahit Bey. Yukarı çıkacak. Çıkarken yolda İsmet Beyi de almasını söylemiş, sonra arkasından bakmıştım; görecek mi diye İsmet Beyi. Küplüce"ye çıkan yokuşun dibinde yakalamıştı İsmet Özel"i.

 

Arkadaşlar arasında, evlerdeki sohbetlerde, benim dükkânda hep samimi bir hava içinde olurdu. Bir üstünlük falan taslamaz, kibirli, gururlu davranmazdı. Sanırdınız ki o içinde bulunduğu topluluktaki insanlardan her hangi biridir. O kadar şiiri, o kadar yazıyı yazmamış, o kadar işi o yapmamış gibi…

 

Yağmurlu bir Pazar günü onlara gittik. O zamanlar evi değiştirmiş Kirazlıtepe"den Küplüce"ye, Cennet Mahallesine taşınmıştı. Mekke Apartmanıydı oturduğu binanın adı. Ev sahibi, arkadaşların bütün ısrarlarına rağmen giriş katını değil, alt katı vermişti. Hatta olay biraz da trajikomiktir. Abdülkadir Özdemir arkadaşımızın anlattığı şekliyle, ev sahibi olan tanıdık zat sormuş; “Cahit Bey ne iş yapıyor?” diye. Onlar da “TRT"de memurdur” demişler. “Ya oyle mi” demiş o güzelim Rize şivesiyle, “Ha bu isteduğunuz dayrenin kirasını veremez...” Memur olduğunu duyunca korkmuş olmalı herhalde. Kapitalizm tuhaf şey, hacı hoca dinlemiyor nedense! İlk tuttuğumuz evin sahibi o kadar zengin değildi ama bayağı dertlenmişti niye çıktılar evimden diye. Meğer ev sahibinin çocukları çok sevmişler Cahit Beyleri.

 

Meral Maruf"un babası gelmişti!

O yağmurlu pazar günü rahmetli Maruf Bey amca da gelmişti Cahit Beylere; Meral Maruf"un babası. O ara Afganistan"a gitmeye hazırlanıyordu. Müftü efendiyi görüp de öylece gitmeyi arzu etmiş. Müftü efendi. Yani emekli Van müftüsü Kasım Arvasi; Cahit Zarifoğlu"nun kayınpederi. Birlikte müftü efendinin evine gittik. Konuştular, halleştiler, helalleştiler sonra da o meşhur Reno ile Göztepe"ye, yanılmıyorsam Ahmet Bayazıt"lara bırakmıştık Maruf Amcayı. Bir mübarek adamı da o vesileyle tanımış oldum.

 

Kur"an"a başladın mı? -Allah"ım bir çocuğa sorulacak en güzel soru!-

Oğluma hemen sormuştu: “Kur"an"a başladın mı? Kur"an öğreniyor musun?” Maruf Amca Afganistan"a gidememiş, burada vefat etmişti. Cenazesinde Zarifoğlu"nu görmüştüm. Tarif edilemez bir bakışı vardı tabuta. O kalabalığın içinde, Fatih Camii önündeki o kalabalığın içinde cenazenin ardından o bakışını, o halini unutmam mümkün değil...

 

 

Çok acelesi vardı!

10 Mayıs 1987- Pazar

 

Beyazıt"ta, fakültenin önünde, türban yasağını protesto için imza topluyorlardı. İmzaladık. Sonra da Kadir Özdemir ile Cerrahpaşa Hastanesi"ne ziyaretine gittik Zarifoğlu"nun. Her kesimden sevdikleri vardı onun. Hastanenin üst katlarında bir odada yatıyordu. Hastaydı. O derece hasta olduğunu hiç ummuyorduk. Daha kaç gün önceydi ki izine çıkacağını ve Beylerbeyi"ne gelip uzun uzun sohbet edeceğimizi söylemişti. Bu ani hastalık tuhaf bir şeydi. Selamlaştık, el sıkıştık. Bir zaman elimi öylece tuttu. Bir tuhaf oldum, duygulandım. “Çok hastayım” dedi. Ağabeyiyle tanıştırdı bizi. Mecalsizdi. Kırmızı karanfiller götürmüştüm. Şairdir, çiçekleri sever diye. Bir müddet oturduk. Çok zayıflamıştı.

 

Rasim ÖzdenörenEy koca şair dedim içimden, nasıl da upuzun yatıyorsun. Hangimizin aklına geliyor ki bunlar. Yaşamak işte. Hasta olmak. Ölümü düşünmek.

 

Cahit Zarifoğlu gerçekten hastaydı. Bu son yıllarda ise çok acelesi vardı. Söz açıldıkça ya da yeri geldikçe Rasim Özdenören"in de çocuklar için bir şeyler yazmasını çok arzu ettiğini söylüyordu. Koca şair bir şeyleri yetiştirmek için acele ediyordu adeta.

 

 

Ey şair-i maderzad!

8 Haziran 1987-Pazartesi

 

Sevgili şairimiz Cahit Zarifoğlu"nu ikindi namazını müteakip Küplüce mezarlığına defnettik. Seçkin, kalabalık bir cemaat vardı. Zarifoğlu birkaç aydır hasta idi. Cuma günü (5 Haziran) Orhan Poyraz ile ziyaretine gitmiştik. Gözlerini açmış bakmıştı bize. Elini tuttuk sadece. İki kelime bir şey, “uyumak istiyorum” gibi. Gözleri kapandı. Bir müddet oturup sessizce çıkmıştık odadan. Kayınpederinin Küplüce"deki evinde kalıyordu. Rabbimiz Rahmetini esirgemesin. Dostluğuna doyulmayan bir insandı. Mülayim, sevecen bir Müslüman"dı. Pazarı pazartesiye bağlayan gece vefat etti.

 

Ey şair-i maderzad, mekânın cennet olur inşallah...

Nureddin Durman yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 17:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
A.Fatih
A.Fatih - 11 yıl Önce

Eyvallah ağabey. Değerli büyüklerimizin, gençlerle böyle özel anılarını paylaşması ne güzel. Teşekkürler.

Bilal Yavuz
Bilal Yavuz - 9 yıl Önce

ALLAH CENNET EHLİ MÜTTAKİ KULLARINDAN EYLESİN. AMİN.

Gençosman Denizci
Gençosman Denizci - 9 yıl Önce

Aynı zaman diliminde yaşayıp da tanışamamak, ne büyük bir kayıp bizim için. Mekânın cennet olsun büyük şair. Allah rahmet eylesin.

banner19

banner26