banner17

Esaslı bir ağabey o Ankaralarda!

Yıllar önce Gerçek Hayat Dergisi'nde kendisiyle yapılan bir röportajın başlığındaki gibi; Nöbetçi Kitapçımız o bizim!

Esaslı bir ağabey o Ankaralarda!

“Kaptanlar, yoldaşlarım, önümüzdeki gece çetin. Çünkü ötekiler, uyuyanlar, yaşamın yalnızca dağ servisinin değişimleri ve iç çatırtıları olduğunu, acılı değişim olduğunu bilmiyorlar. Bu yükü onların yerine taşıyan birkaç kişiyiz, sınırlarda birkaç kişiyiz, derdin yaktıkları ve gündüze doğru sürüklendikleriyiz, geminin gözcü direğinin üstünde beklercesine, sorularına yanıt bekleyenleriz, hala eşin dönüşünü bekleyenleriz” diyor; Saint Exupéry Kale’sinde insanı anlatırken.

Saint Exupéry’nin, Kale’sinde esas öğenin özünde marifeti gösterebilmek olduğunu yani hakikati bütün levazımatıyla, gerekenleriyle birlikte idrakini büyük bir ölçüde işaret etmiştir. Kale’de, insanı bu temeller üzerine kurmuş ve anlatmıştır.

Kale ve insan, iki yoldaş

Fatih YurdakulHakikat olanın karşısında, kale ve insan; birbirinden bağımsız olarak düşünülemeyecek kadar omuz omuza, dip dibe duran iki temel kavram, iki temel simge ve var olmanın, ayakta kalabilmenin yegâne unsurları olarak belirir. Medeniyet Ülküsü de, kale ve insan etrafında şekillenmiş ve günümüze kadar da böyle gelmiştir. Tarih sayfalarında yer almasının bir sebebi de kalenin etrafında yükselen insanlık burçlarıdır.

Bin yıl öncesine kadar, İstanbul'dan Kudüs’e uzanan, bu toprakları düşmanlardan korumak için kaleler inşa edilmiş ve omuz omuza çarpışan insanlar olmuştur. Bir medeniyeti yalnızca kale ve insanla temellendirmek yetersiz kalacaksa da Saint Exupéry’den yukarıya alıntıladığımız paragrafın bize bu konuda yardımcı olabileceği kanısındayım.

Ayrıca Exupéry aynı kitabın başka bir sayfasında şöyle der; “Ama gene söylüyorum sana: dağ dediğim zaman, senin için, senin gibi onun yamaçlarında orasını burasını kanatmış, uçurumlardan yuvarlanmış, taşları üstünde terlemiş, çiçeklerini toplamış, doruklarında, yer altında soluk almış biri için belirtirim dağı. Belirtirim ama hiçbir şey tutmam elimde.”

Medeniyet işçileri dediğimizde, hakikat dediğimizde; yalnızca yazarları, şairleri ve fikir adamlarını düşünemeyiz. Şöyle bir ifadeyle derdimizi daha iyi anlatabileceğimizi umuyorum: Hakikat merhemini gözlerine sürenler, oğul gömleğinin kokusunu duyduklarında gözleri açılmış olanlardır. Tam da Exupéry’nin anlattığı şey: Hakikat karşısında insanın duruşu. Onurlu duruş!

Hakikatle kurulmuş bağdaş: Fatih Yurdakul

Bugün üzerinde yaşadığımız topraklarda hakikat(in) merhemini yalnızca kendi gözlerine sürmekle yetinmeyen ve bahsini ettiğimiz medeniyet ülküsünü “tarihin üstünde bağdaş kurarak” misafirlerine çay ile birlikte bu medeniyeti ikram eden Fatih Yurdakul’dan bahsetmek istiyorum.

Fatih Kitabevi’nde kaynayan bu çay, İstanbul’dan Kudüs’e bir kement atar ve bu çay bugün; Bosna’ da, Şam’da, Beyrut’ta, Kudüs’te dahası İslam coğrafyasında kaynamaktadır.

İstanbul’daki Fatih, Eyüp isimleri bir ilçe ismi olmasının yanısıra o isimle anılmaları, o yerleşim birimine anlam katan zatlar ile alakalıdır.

Bu bakımdan da Ankara’nın kentli olan soğuk yüzü, orada yaşayan birkaç şehirlinin varlığıyla şahsım adına bir nebze olsun sevimli olmuştur hep.

Sıhhiye’de nöbetçi kitapçı

Ankara Sıhhiye’deki, Adil İşhanı’nı bilen bilir. Genel olarak kitapçıların oluşturduğu bir handır ve Fatih Kitapevi de tam olarak; bu iş hanının ikinci katına çıkarken, merdivenlerin bitiminde hemen sağ köşededir.

Yıllar önce Gerçek Hayat Dergisi’nde kendisiyle yapılan bir röportajın başlığındaki gibi; Nöbetçi Kitapçı…

Yaşadığımız zaman dilimi ve bu kapitalist düzenin insana yaklaşım biçimi, insanları iyiden iyiye sıkmış ve insanların kitaplara olan ihtiyaç hissini bu denli asgari seviyelere düşürmüşken Fatih Kitabevi’nin mevcudiyetini sanırım bu noktada “marifetle” açıklayabiliriz.

Marifet, onurlu bir duruşla mümkündür elbet ve bunu da unutmamak gerektir. Kalesinde yani yıllardır Fatih Kitabevinde; Saint Exupéry’nin ifadeleriyle: “geminin gözcü direğinin üstünde beklercesine” ve “senin için, senin gibi onun yamaçlarında orasını burasını kanatmış, uçurumlardan yuvarlanmış, taşları üstünde terlemiş, çiçeklerini toplamış ”tır.

 

Rıdvan Ünal yolunuz bu adresten geçsin dedi

Fotolar: Ali Görkem Userin

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2011, 18:26
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Âkif Cân
Âkif Cân - 8 yıl Önce

Şehirdışından geldim bir pazar günü aradım ama nöbetçi.yerine başka bir nöbetçi koyarak gitmişti.o nöbetçi de "yarın gel açık olur" dedi. Heyhat.. yarın okul var...boynu bükük aşti yollarına düştüm...

abbas yolcu
abbas yolcu - 8 yıl Önce

selam tabi olana

70 yıllarda ankara ya yolunu düşürüpte zafer çarsının alt katındaki dükkana(eski den ordaydı.) ugramayan varmı ki.
fatih e merhaba demeden ankara da başka bir yere ugranılamazdıki.

benim gibilerin ankara daki tek tanıdığı odur.
başka da kimse yok herhalde.
nedense dost yüzler azalıyor.

banner8

banner20