Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın marifeti

‘Katibi ol hakikatin’… Her şey hocasının bu sözüyle başlamıştı İbrahim Hakkı için. Bir sözün peşinde yolculuğa çıkmaktı, onun hikâyesi. Sayısız okumak ve yazmaktı onun ilim yolculuğu... Kübranur Seçen yazdı.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın marifeti

           

Diyar-ı Osmanlı’yı aydınlatan bir güneş doğmuştu Şark’tan. Allah’ın bu topraklara bahşettiği bir hediyeydi sanki. Erzurumlu İbrahim Hakkı, 18. yüzyılda dünyanın yeni bir hâle büründüğü, ilginç gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ilim güneşi gibi aydınlatmıştı etrafını ve çağını. İbrahim Hakkı, Erzurumlu olmasına rağmen yüreği hep Tillo yollarında gamlı bir müritti. Hocası İsmail Fakirullah’a muhabbeti büyüktü. Adeta çocuğun annesine duyduğu derin bağlılığı taşıyordu hisli kalbinde.

Hocasına karşı derin bir bağlılık vardı demiştik ya. Sadece bağlılık ve özlem olarak kalmadı onunkisi. İlk başlarda İbrahim Hakkı’nın içinde bulunan hisler zaman içinde onu hocasının yanından ayrılmayacak noktaya getirmişti. Hocası İsmail Fakirullah’ın göz bebeğiydi adeta İbrahim Hakkı, ümit vadeden kıymetli bir talebeydi.

Her şey bir sözle başladı

‘Katibi ol hakikatin’… Her şey hocasının bu sözüyle başlamıştı İbrahim Hakkı için. Bir sözün peşinde yolculuğa çıkmaktı, onun hikâyesi. Sayısız okumak ve yazmaktı onun ilim yolculuğu...

Yaptığı her şeyde hocasına duyduğu bu sadakat duygusu baş gösteriyordu. Bir süre sonra asıl sevgiliye ulaşması sebebiyle çok sevdiği hocasından ayrılmıştı. İsmail Fakirullah Hakk’a vasıl olmuş, öteki aleme göçmüştü. Bu ayrılık, hocasına olan sadakatini azaltmaktan ziyade ona duyduğu özlemle harmanlanmıştı. İstiyordu ki her yıl doğan güneş ilk ışıklarıyla hocasının mezarını aydınlatsın, hocasının kendisini ilmiyle aydınlattığı gibi. İbrahim Hakkı, hocası İsmail Fakirullah’a olan muhabbetinin, sadakatinin, vefasının, hürmetinin bir yansıması olan bu eserine ‘Kal’a’tül Üstad’ adını vermişti.

İbrahim Hakkı yaşadığı dönemde bilimsel çalışmalarıyla da dikkat çekiyordu. Hocası için yapmış olduğu mezar taşı, onun bilim ve sanat alanındaki zirve eseri olmuştu. Zira bu eser, ilmi ve hocasına olan muhabbeti birleşerek farklı bir boyut kazanmıştı. Fakat bu mezar yıllar sonra restore edilirken bozulmuş, Batılı bilim adamlarından yardım istenmiş, ne yazık ki eski hâline getirilememişti. Dünyada örneği görülmemiş bu dâhiyane eser; yine Türk bilim adamları tarafından restore edilmiştir.

İsmail Fakirullah’a olan bu sevgisi ve sadakati, onu Hakk’a ve tek olan sevgiliye vasıl etmişti. Asıl yolculuğu burada başlamıştı. Çünkü yıllarca kendini aramış, tefekkür için dağlara gitmiş, aklını ve kalbini ilmin yollarına sevk etmişti. Kendini ancak her şeyde Hakk’ı arayarak buldu, Erzurumlu İbrahim Hakkı.

Erzurumlu İbrahim Hakkı; hamdı, pişti, yandı ve oldu. Aradı, aradı ve buldu. Şiirler, risaleler yazdı. Ama hocasının ondan isteği yürekleri ve akılları hakikat güneşiyle aydınlatmasıydı. Söz vermişti, bir gün tüm bunları tamamladığında hocasına sunacaktı.

Kal’atül Üstad’da bir muhabbet

Rivayet odur ki yıllar, yılları kovalamış İbrahim Hakkı’yı bir tepede bulmuşuz, hani şu hocasına yaptığı mezarın bulunduğu tepe var ya orada. İbrahim Hakkı hocasına hediyelerini, eşsiz güzellikteki eserlerini sunduğu sırada hocası İsmail Fakirullah; ‘‘Bunlar yetmez, başka yok mu?’’ der. İbrahim Hakkı mahcup bir hâlde, “Maalesef”, der.  Hocası gülümseyerek “En güzel hediye sensin İbrahim, en güzel eser de. Hikmeti hem aklına hem yüreğine nakşeden, baştan ayağa ilim olan sensin.’’ der.

Sanır mısınız ki bu konuşma dil ile oldu? Biri dünya sürgününde talebe, diğeri ise onun ebedi diyardaki hocası. Hoca-talebe arasındaki manevi keşif yoluyla gerçekleşen bu muhabbet bize şunu gösteriyor: Eğer kişi ilme gönlünü verirse Allah için mekan farkı olmuyor. Hocası öteki aleme göçse bile talebesini yalnız bırakmıyor. Allah da ikisini ayırmıyor.

Önce hocasına olan sevgisi çıkarmıştı İbrahim Hakkı’yı bu yolculuğa, sonra hocasında gördüğü Hakk ve tek olan sevgi kalbinin derinine işlemişti. Çıktığı yollar nedensiz değildi; ilim bildi bilmesine ama önce kendini bildi, dolayısıyla ilmi vereni bildi. Hakk’ı aradı, buldu.

Evvela her sevgi, ilim, marifet Allah’tandır bunu öğrendi.

İşte böyle bir hikâyeymiş Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın hayatı, marifeti.

Gelin son sözü yine kendisi söylesin, aydınlatsın alemimizi bir çırağ gibi;

Hak şerleri hayr eyler/ Zannetme ki gayr eyler/ Arif olan seyr eyler/ Mevla görelim n’eyler/ N’eylerse güzel eyler.

Kübranur Seçen

Yayın Tarihi: 08 Şubat 2021 Pazartesi 13:50 Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2021, 13:50
banner25
YORUM EKLE

banner26