Entelektüel anlamda da musikiyle ilgilendi

Güzel sanatlara, özellikle de müziğe yatkın olan Selahattin İçli, daha çok küçük yaşta derin ve geniş bir musiki bilgisine sahipti. Bu bilgi hem repertuar bilgisi hem de usul bilgisi şeklinde, müziği tam olarak kuşatan bir bilgiydi.

Entelektüel anlamda da musikiyle ilgilendi

 

Toplum, kendisini inşa eden ve varlığını sürdürmesine yarayan her türlü değeri bir şekilde koruyup gelecek kuşaklara aktarmayı başarır. Bu, aynı zamanda o toplumun yaşama refleksinin ne kadar güçlü olduğunu da gösteren bir ölçüdür. Hele bu toplum, bizim toplumumuz gibi medeniyet kuran bir toplumsa, bu refleks daha da güçlü olarak ortaya çıkar.

İyi ki toplumların böyle refleksleri var. Bu refleksler olmasaydı, biz ve bizden sonra yeni yetişen kuşak birçok şeyden haberdar olamayacak, dilimizi, müziğimizi, mimari zevkimizi ve tüm bunlarla beraber muhtemeldir ki dinimizi de yitirip tarih adlı kadim kitaptan silinip gidecektik.

Osmanlının çökmesinden sonra küllerinden yeniden doğan ama kıblesini Batı olarak belirleyen genç Türkiye, anlamsız ve fakat kendi kimliğini tahrip edici yasaklarla karşılaşır hemen. Geçmişle bağı koparıp atacak en önemli unsur olan dilin yapıtaşı olan alfabe değiştirilir ve muazzam bir birikim bir anda yok sayılır. Sadece bununla yetinilmez, kişileri geçmişlerine bağlayan her şey, mesela mezar taşlarındaki yazılar bile silinir, mezar taşları yok edilir. Bunlarla yetinilmez ve o ruhu diri kılan yerli sanat da yasaklanır elbette.

Bilenler bilir, ülkemizde uzun yıllar boyunca Türk müziği yasaktı. Radyolarda uzunca bir süre hep Batı müziği çalındı. Türk müziğini yasaklayıp Batı müziğini yaygınlaştırarak çağdaşlaşıverdik(!) bir anda, Batılı(!) oluverdik. Türk müziği, ancak 27 Mayıs gibi, 12 Eylül gibi darbelere fon müziği oldu uzun süre.

6 Ekim 1923 yılında İstanbul Beşiktaş’ta doğan Selahattin İçli de, işte bu talihsiz dönemde büyüyüp yetişmiş, zor zamanlarda önemli şeyleri öğrenip bunların gelecek kuşaklara aktarılması fonksiyonunu üstlenmiş ustalardan biri.

Musiki solunan bir iklimde büyüdü

Selahattin İçli’nin babası olan İbrahim İçli Bey, kardeş çocukları olduğu bestekâr Şerif İçli ile birlikte Beşiktaş Musiki Kulübü’ne devam eden musiki vurgunu bir gençtir. Beşiktaş Musiki Kulübü sıradan bir kulüp değildir. Bu kulüpte, dönemin ünlü müzisyenleri hocalık yapmaktadır. Kısacası, bir gelenek yaşatılmaktadır orada.

Selahattin İçli, işte böyle bir aile ve akraba ortamında yetişir. Ülkede ortam alabildiğine tahribe müsaittir ama Selahattin İçli’nin kalbi alabildiğine rakiktir.  Bu kalp, dönemin zorbalıklarına direnecek kadar da dirençlidir aynı zamanda.

Zaten güzel sanatlara, özellikle de müziğe yatkın olan Selahattin İçli, müzikle içli dışlı olan babası sayesinde, daha çok küçük yaşta ve neredeyse kendiliğinden diyebileceğimiz bir şekilde derin ve geniş bir musiki bilgisine sahip oldu. Bu bilgi hem repertuar bilgisi hem de usul bilgisi şeklinde, müziği tam olarak kuşatan bir bilgiydi.

Bu ortamda büyüyüp bu donanıma sahip olan Selahattin İçli, daha on yedi yaşındayken ilk bestesini yapar. Bu besteyi dinleyip beğenen amcası Şerif İçli, Selahattin İçli’yi beste yapması konusunda teşvik eder. Zaten böyle bir iklime kendini hazırlamış olan Selahattin İçli, beste çalışmalarını hızlandırır.

Bir ustaya çırak olabilmek…

Toplumumuzun sanatkâr yetiştirmede kadim geleneği, usta-çırak ilişkisidir. Selahattin İçli, doğrudan doğruya böyle bir ilişki yaşamasa da, yakın çevresinde bulunan ustalardan yararlanmasını bilmiştir. Bunlardan biri de, onun müzik donanımının pekişip zenginleşmesini sağlayan önemli bir müzisyen olan Selahattin Pınar’dır. Selahattin İçli, babasının yakın arkadaşı olan Selahattin Pınar’la 1942 yılında tanışır ve bu tarihten sonra yıllarca hemen hemen her hafta onu evinde ziyaret ederek ondan hem müzik bilgisi öğrenir, hem de müzik terbiyesi alır. Üniversite yılları da onun kendisini yetiştirmesi için iyi bir fırsat olur.

Üniversite yılları, hem tıp eğitimi hem de müzik eğitimi için bereketli geçti

Tıp fakültesinde eğitimine devam eden Selahattin İçli, 1943 yılında kurulan İstanbul Üniversitesi Korosu’na katılır ve on yıl kadar bu koroda çalışmalarına devam eder. Bu korodaki çalışmalarının yanı sıra, kanuni Ekrem Karadeniz gibi ustaların özel derslerine de devam eden Selahattin İçli, kendisini yetiştirmeye devam eder. Bu yıllarda, müzik çalışmalarına konserler de eklenir. Bazı konserlerde artık sesi ve uduyla yer almaktadır. Üniversite yılları, hem tıp eğitimi hem de müzik eğitimi için bereketli geçer Selahattin İçli için.

Çoğu şöhret bulmuş 149 bestesi var

1949 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitiren Selahattin İçli askere gider. 1950 yılında başladığı askerliğini bitirdikten sonra İstanbul’da özel bir hastanede ve bir özel şirkette çalışan Selahattin İçli, daha sonra Balıkesir’in Susurluk ilçesine giderek orada çeşitli kurumlarda doktorluk yapar. 1961 yılı, İstanbul’a tekrar döndüğü yıldır. Selahattin İçli, 1967 yılına kadar İstanbul’da özel sektörde çalıştıktan sonra 1967 yılında Sosyal Sigortalar Kurumu İstanbul Hastanesi’nde çalışmaya başlar. İçli, burada 1981 yılına kadar çalışır. 1981 yılında buradan ayrılan İçli, sonunda hayalini kurduğu bir yerde çalışmaya başlar.

Yeni işi, İstanbul Devlet Türk Musikisi Konservatuarı’ndadır. İçli,  konservatuarda sanatçı öğretim görevlisi ve başkan yardımcısı olarak çalışır. Konservatuar 1986 yılında İstanbul Teknik Üniversitesine bağlanır ve Selahattin İçli de profesör unvanı alarak burada çalışmaya devam eder. Burada idari görev de yapan Selahattin İçli, çalışmalarını Kompozisyon Bölüm Başkanı olarak sürdürür. Yaş haddinden emekli olmasından sonra da aynı yerde ücretli olarak hocalık görevini sürdüren İçli, vefatına kadar bu kurumda çalışmaya devam eder. Bir tıp doktoru olan Selahattin İçli’nin, çoğu şöhret bulmuş 149 bestesi vardır.

Bir yazar olarak Selahattin İçli

"Bir bestekârın sahip olması gereken vasıflardan biri de hür düşüncesidir. Geçmişi özümsemek, günü değerlendirmek, ileri ufuklara koşmak, katı kuralcılığa asla taviz vermeden, benim için ne derler, ne düşünürler endişesine kapılmadan eser vermek... Zaman zaman isyankâr, cüretkâr, biraz gözü kara, ama hep yaratıcı olmak... ancak bunların hiçbiri bir bestekâra acayip olma hakkını vermez." cümlelerinin sahibi olan Selahattin İçli, müzikle sadece bestekar olarak, sadece icracı olarak değil, bir düşünür olarak da ilgilenmişti. Selahattin İçli’nin gazete, dergi ve ansiklopedilerde yayımlanmış telif yazılarının sayısı dört yüzden fazladır. Bu sayı,  Selahattin İçli’nin müziğe ne kadar kafa yorduğunu göstermesi bakımından yeteri kadar fikir vericidir.

1998 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanını alan Selahattin İçli, 14 Ekim 2006 yılında İstanbul’da vefat etti.

“Çoktan beri bir kız tanırım ben Sarıyer’de”, “Zeytin gözlüm, sana meylim nedendir”, “Hüzün, zaman zaman deli dalgalarla gelir” gibi şarkıların bestecisi olan Selahattin İçli, kubbede hoş seda bırakabilmiş bu ülkenin bir yerlisiydi. Mekânı cennet ola…

 

Ahmet Serin yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2013, 10:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13