Eli kılıcında fedakâr bir anne: Ümmü Umâre

Ümmü Umâre (Radiyallahu Anha) İslâm’a büyük hizmetlerde bulunmuş, savaş meydanlarında gösterdiği kahramanlığıyla tanınan, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) “Nesibe binti Ka’b’ın makamı, falan ve falanın makamından hayırlıdır.” sözleriyle övdüğü, ona ve ailesine “Allah’ım onları cennette arkadaşım kıl!” diyerek hayır duada bulunduğu bir hanım sahabedir.

Eli kılıcında fedakâr bir anne: Ümmü Umâre

Hazrec Kabilesi’nin Beni Neccar koluna mensup olan Ümmü Umâre’nin asıl adı, Nesibe binti Ka’b bin Amr bin Avf bin Mebzul’dür. Nesibe isminin anlamı, soyca asil olan demektir. Fakat Nesibe’nin (Radiyallahu Anha) soyca asil kılınması Ka’b ibni Amr’ın kızı olmasından dolayı değil, İslâmiyet’i tüm benliğiyle yaşamış, ilerlemiş yaşına rağmen cihat meydanlarından geri kalmamış, İslâm’a malıyla, canıyla, ilmiyle hizmet ederek biatının gereğini hakkıyla yerine getirmiş olmasındandır.

O, Medineli ilk Müslüman hanımlardan olup ikinci Akabe Biatı’na katılarak Resulullah’a (Sallallahu aleyhi Vesellem), ilk biat eden Medineli iki hanımdan biri olma şerefine nail olmuştur. Öyle ki biat ettikten sonra Efendimize olan hayranlığını, Musab bin Ümeyr’e, “Ya Musab! Sen bana Resulullah’ı (Sallallahu aleyhi Vesellem) anlattın ama O senin anlattığından daha da öteymiş.” diyerek dile getirmiştir. Ardından şöyle bir duada bulunmuştur: “Allah’ım! Kalbimde Resulullah’ın sevgisine dair ne varsa o sevgiyi daha da ziyadeleştir.”

Bu duanın bir tecellisi olarak Nesibe’nin (Radiyallahu Anha) sevgisi öyle bir hâle gelmiştir ki Uhud Savaşı’nda Efendimizi (Sallallahu aleyhi Vesellem) korumak uğruna kendini siper etmiştir.

ASR-ISAADET’İN NUMUNE-İ İMTİSALİ: ÜMMÜ UMÂRE

Ümmü Umâre (Radiyallahu Anha) sadece cesaretiyle değil, mükemmel anneliği ile de biz Müslüman hanımlara örnek olmuştur.

İlk evliliğini Hazrec Kabilesi’nin Beni Neccar Kolu’na mensup Zeyd bin Âsım ile yapan Ümmü Umâre’nin bu evliliğinden Abdullah ve Habib isimli iki oğlu dünyaya gelmiştir. Uhud ve Hendek başta olmak üzere tüm savaşlara katılan Habib bin Zeyd, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) mektubunu Müseylemetü’l-Kezzab’a götürdüğünde Müseyleme tarafından şehit edilmiştir. Ümmü Umâre’nin diğer oğlu Abdullah bin Zeyd de Uhud ve Hendek dâhil tüm savaşlara katılmış, Yemame Savaşı’nda Müseyleme’yi öldüren grup içinde yer alarak kardeşinin intikamını almıştır. Katıldığı son savaş olan Harre Savaşı’nda şehit edilerek Rabb’ine kavuşmuştur. Ümmü Umâre (Radiyallahu Anha) , Uhud Savaşı’na eşi ve iki oğluyla beraber katılmış, bu aile Resulullah’ı koruma uğruna kendilerini feda etmişlerdir. Savaşta iki oğlu ve eşi ile Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) yanından ayrılmayan Ümmü Umâre, yaralanan oğlu Abdullah b. Zeyd’in yarasını yanında getirdiği sargı bezleriyle sardıktan sonra “Kalk oğlum, savaşmaya devam et!” dediğinde Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem), “Ey Ümmü Ümâre! Senin bu yaptıklarına kimin gücü yeter ki?” buyurmuştur.

RESULLULLAH’A CENNETTE REFİK BİR HANIM

Uhud Savaşı’na, Müslüman askerlere su taşımak ve yaralıları tedavi etmek için katılan Ümmü Umâre (Radiyallahu Anha) , Müslümanların bozguna uğrayıp Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) yanından uzaklaştıkları, savaş meydanını terk ettikleri esnada Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) yanına gelerek kılıç ve yay ile O’nu korumuş ve bu savaşta on iki-on üç yara almıştır. Uhud Savaşı’nda gösterdiği fedakârlığı ve kahramanlığını Ümmü Umâre kendi ağzından şöyle anlatıyor: “Halk ne yapıyor bir bakayım deyip gündüzün başlangıcında Uhud’a gittim. Yanımda, içinde su bulunan bir kırba vardı. O sırada Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) bazı sahabeler arasında bulunuyordu. Zafer ve galebe Müslümanlarda idi. Müslümanlar bozulunca Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) yanına varıp düşmanı oradan kılıç ve okla defetmeye çalıştım, yaralandım. Müslümanlar, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) yanından uzaklaşmışlar, yanında on kişi bile kalmamıştı. Resulullah’ın önünde ben, oğullarım ve kocam birlikte canlı kalkan olduk. Gelen oklara, hücumlara karşı vücudumuzu siper ettik. Rahmet Peygamberi Efendimiz (Sallallahu aleyhi Vesellem) benim yanımda kalkanımın bulunmadığını görünce ashaptan birine; ‘Ey kalkan sahibi, kalkanını çarpışana bırak.’ buyurdu. Ben o kalkanı alıp kendimi koruyarak çarpışmaya devam ettim. Ancak süvariler bize yapacaklarını yaptılar. Bir ara müşriklerden bir atlı bana bir kılıç darbesi indirdi. Ben de onun atının ayaklarına kılıçla vurunca at arkasının üzerine yıkıldı. Düşmanın yere serildiğini gören Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) oğluma seslendi; ‘Ey Ümmü Umâre’nin oğlu! Annene bak! Annene yardıma koş!’ buyurdu. Oğlum bana yardım edince müşriği öldürdüm.”

Savaş olanca hızıyla devam ediyor, müşrikler her yandan saldırıyordu. Bir ara azılı müşrik İbni Kamia, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) yanına kadar sokuldu. Mübarek yüzünü yaralayıp iki dişini şehit etti. İşte bu sırada Ümmü Umâre bütün cesaret ve şecaatiyle bu kişiye birkaç kılıç darbesi savurdu. Fakat düşman iki zırhı üst üste giymişti. Bu sebeple vuruşları ona tesir etmedi. İbni Kamia’nın kılıç darbesiyle omuzundan yaralanan Ümmü Umâre’yi görünce Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi Vesellem) oğlu Abdullah’a: “Annenin yarasını sar!” buyurdu.

Ümmü Umâre’nin Uhud Savaşı’ndaki kahramanlıklarını, “Uhud savaşında sağıma, soluma hangi tarafıma baktıysam Ümmü Umâre’yi orada kıyasıya savaşırken gördüm.” sözleriyle anlatan Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) onu överek “Bugün Nesibe binti Ka‘b’ın makamı, falan ve falanın makamından hayırlıdır.” buyurmuş; “Allah sizin ailenize rahmet etsin.” diyerek de ona ve ailesine duada bulunmuştur. Resulullah’tan (Sallallahu aleyhi Vesellem) aldığı müjdenin sevinciyle; “Ya Resulullah, dua edin de cennette sana komşu olalım!” ricasında bulunan bu hanıma Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) “Allah’ım, onları cennette arkadaşlarım kıl!” diyerek dua etmiştir.[1] Tarifsiz bir sevinç yaşayan Ümmü Umâre, “Bu kadar yeter! Bana artık ne musibet gelirse gelsin basittir.” diyerek mutluluğunu dile getirmiştir.

İSLÂM’A ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Cesur bir hanım sahabe olan Ümmü Umâre, cesaretini sadece savaş meydanlarında değil, Resulullah’a (Sallallahu aleyhi Vesellem) soru sormada ve Müslüman hanımların hakkını savunmada da göstermiştir. Nazil olan ayetlerde mükâfatların sadece erkekler için zikredilmesinden dolayı Resulullah’a gelerek, “Bakıyorum da Kur’an’daki her şey erkekler adına, kadınlardan hiç bahsedilmiyor.” şeklindeki sitemi üzerine, mükâfatların sadece mümin erkekler için değil, mümin kadınlar için de geçerli olduğunu bildiren Ahzab Suresi 33 ve 35. ayetleri arası nazil olmuştur.[2] Bir Müslüman hanımın bulunabileceği bütün vazifelerde yer almış, hadis rivayetlerinde bulunmuş, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) övgüsüne ve duasına mazhar olmuştur. Kendisini ziyaret eden Resulullah’a tafşîle (et suyu) ve arpa ekmeği ikramında bulunan Nesibe binti Ka’b, ikram ettiği yemekten kendisinin de yemesi istenince oruçlu olduğunu bildirmiş ve bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) “Oruçlunun yanında yemek yediğinde, yiyen kimse yemekten kalkıncaya kadar melekler ona (oruçluya) dua eder.” buyurmuştur.[3]

 Ümmü Umâre; imanıyla, cesaretiyle, ilmiyle, örnek anneliğiyle ve daha nice güzel hasletiyle bir hanım olarak bizlere örnek teşkil eden mühim bir şahsiyettir. O, ellili yaşlarında bir hanım iken bile savaş meydanlarında cesurca kılıç sallamaktan geri durmamıştır. Çocuklarını en güzel şekilde terbiye etmiş, kalbindeki Resulullah sevgisini çocuklarının kalbine de ekmiş, onları birer mücahit olarak yetiştirmiştir. Allah Teâlâ, Ümmü Umâre (Radiyallahu Anha) gibi sahabe hanımlardan razı olsun. Bizleri de onlar gibi ilim ve hizmet ehli kullarından eylesin. Dünyada örnek almayı ahirette şefaatlerine kavuşmayı nasip eylesin.

Hüma Dergisi, Sayı: 1

Dipnot:


[1] İbn Sa’d, Tabakatü’l Kebir, c. 8 s. 415

[2] Tirmizi, Tefsir, 33

[3] Savm, 67; İbn Mace, Sıyam, 46

Yayın Tarihi: 17 Nisan 2022 Pazar 18:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26