Ekberilik ekolü içinde kabul edilen bir sufi idi

İnsanın alabildiğine kendi hakikatinden uzaklaştığı, dünyanın mutlaklaştırıldığı, görünür olanın dışında hiçbir gerçekliğin kabul görmediği Lütfi Filiz ‘kendini bilmek’ten söz açmıştı. Muaz Ergü yazdı.

Ekberilik ekolü içinde kabul edilen bir sufi idi

1911 yılında İzmir/Tire’de doğan, 14 Aralık 2007’de yine İzmir/Tire’de Hakk'ın rahmetine kavuşan Lütfi Filiz, son dönemlerin en önemli gönül insanlarından. Tevazuun, alçakgönüllüğün, gurura ve kibre esir olmamanın örneklerinden. “Şunca yaş yaşadım, ‘kendini bilmek’ten daha çetin bir meseleyle karşılaşmadım.” diyordu hayat hikâyesini anlattığı Evveli Nokta Ahiri Nokta adlı kitabında. Evet, insanın alabildiğine kendi hakikatinden uzaklaştığı, cehaletin ruhları esir aldığı, dünyanın mutlaklaştırıldığı, görünür olanın dışında hiçbir gerçekliğin kabul görmediği, gösterinin ve gösterişin en büyük marifet olarak görüldüğü zamanlarda Filiz ‘kendini bilmek’ten söz açtı. İnsan olmaklığın acziyetinden… Tasavvufi disiplinin zihinlere kazıdığı dünyanın değersizliğinden…

Halkın büyük çoğunluğunun tekkelerle derin ilişkisi söz konusuydu

Lütfi Filiz’in babası Abdurrahman Efendi, annesi Ayşe Hanım. Dinlerine bağlı, itikadları sağlam ve dürüst insanlar. Filiz ilk talim ve terbiyeyi ailesinden alır. On üç yaşına kadar eğitimine devam ediyor. O dönemde Tire’de manevi hayat çok zenginmiş. Nakşî, Bektaşî, Mevlevî her tarikata mensup insanı bir arada görmek mümkünmüş. İnsanlar arasındaki iletişim çok iyi bir noktadaymış. Toplumda hoşsohbet, güler yüzlü, nüktedan insanlara her yerde rastlanabiliyormuş. Tekkeler de aynı şekilde kalabalık… Osmanlı’nın birçok sıkıntıyla boğuştuğu, kesif bir karmaşanın hâkim olduğu bir dönemde bile sosyal doku fazla bozulmamış. Yoksulluklara, yoksunluklara karşı insanlar mütevekkil. Hatta Lütfi Filiz’in üç abisi üç ayrı cephede savaşmak zorunda kalıyor.

Lütfi Filiz’in çocukluğu ve ilk gençliği döneminde halkın büyük çoğunluğunun tekkelerle derin ilişkisi söz konusu. İnsanlar büyük oranda bir tekkeye ve şeyhe intisap etmiş durumda. Hem iş hayatlarına devam ediyorlar. Gündüzleri maişet telaşı, geceleri ise ihvanın, dostların derin sohbetleri. İnsanlar arasındaki bağ güçlü. Herkesin herkesten haberi var. Günümüzdeki gibi komşu komşudan habersiz değil. İnsanların arayışlarına, varoluş sorularına cevap verebilecek, içlerindeki yangını söndürebilecek bilgi ve tecrübeleriyle insanlara yol gösterecek büyük insanların, ehl-i kâmillerin varlığı söz konusu. İşte hatıralarında anlattığı gibi Lütfi Filiz de bir varoluş bunalımına girer. Sanki hiç yaşamıyor gibidir. Yapıp ettiklerinden, ibadetlerinden tat almaz. Baba mesleği saatçiliğe devam eder. Bu işi yalnızca geçimini sağlamak gayesiyle icra eder. Onun hayatında çok önemli bir uğraş olarak musiki vardır. Ud çalmaya niyet eder. Bunlar da kesmez. Nihayet otuzlu yaşların ortalarında Osman Dede adlı bir şeyhle karşılaşır. Onun müridi olur. Dizinin dibinde sükûnet bulur. Osman Dede’nin asıl mesleği semercilik. Günümüzdeki gibi şeyhler bir yerde oturup şeyhlik yapmıyor. Aynı zamanda hayatın içinde, insanların içindeler. Tabiri caizse sırça köşklerde ahkâm kesmiyorlar. Osman Dede’ye bağlanan Lütfi Filiz, dedenin gözetiminde seyr ü sülukuna devam eder. Osman Dede hastalandığı ve ölüme yaklaştığı bir dönemde emaneti Lütfi Filiz’e devreder. Bundan sonra sohbetlere ve insanlarla iligilenmeye Lütfi Bey başlar. Bu arada vazgeçemediği tutkusu musiki serüveni de devam eder. Tire İleri Türk Musikisi ve Sahne Sevenler Derneği’ni kurar. Ney üflemeye ve ney yapımına da başlar.

Ekberilik ekolü içinde kabul edilen bir sufi

Filiz, Osman Dede’den sonra ikinci mürşidi Abdülaziz Şenol’la karşılaşır. Hiç bitmeyen bir muhabbet başlar. Osman Dede’den hilafet alan Filiz’in bu hali herkesi şaşırtır. Aziz Dede hem ilim deryasında hem de aşk deryasında zirve. Aynı zamanda şeyhlik iddiasında bulunmayacak kadar mütevazı. Nakşî, Şâzelî ve Rufaî tarikatlarından icazetli. Deyiş ve ilahiler de yazıyor. Kenzî mahlasını kullanıyor. Lütfi Filiz, Aziz Dede’nin de tedrisatından geçerek Onun halifesi oluyor. Ölünceye değin omuzlarına yüklenen sorumluluğun bilinciyle sohbetlere, çalışmaya devam ediyor.

Lütfi Filiz meslekten saatçi. Baba mesleğini devam ettiriyor. Musikiye inanılmaz ilgi ve yatkınlığı var. Tasavvufi eğitim ve yaşantının da katkısıyla ilahi ve şiirler yazıyor. Fâni mahlasını kullanıyor. Tasavvufu dolandırmadan, rumuzlara hapsetmeden, dilin kuytularında bulanıklaştırmadan anlatma, tanıtma gayretinde. Lütfi Filiz, Muhyiddin Arabi tarafından kavramsallaştırılmış olan Ekberilik ekolü içinde kabul edilen bir sufi. Bu ekolün en son temsilcilerinden. Çok fazla yazılı eser bırakmıyor. Noktanın Sonsuzluğu adıyla sohbetlerinden oluşan dört cilt kitabı ve yazımızın başında andığımız hayatını anlattığı kitap. Şiirlerinin toplandığı Fâni Divanı'nı da unutmamak lazım. Bir de geride hayırlı evlat bırakıyor. Neyzen Aziz Şenol Filiz’i… A. Şenol Filiz, Yansımalar müzik grubunu Birol Yayla ile kurdu ve müzik diye gürültü patırtının pazarlandığı günümüzde gerçek müziğin dinginliğiyle kulaklarımızın pasını siliyorlar. Ayrıca Şenol Bey babasının şiir ve ilahilerini müzik dünyamıza kazandırıyor.

Ruhu şad olsun Lütfi Filiz’in!...

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 04 Şubat 2015 Çarşamba 15:09 Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2019, 23:54
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26