Edip Cansever Materyalist miydi?

Sezai Karakoç, Edip Cansever'e yaptığı eleştiride onun şiirindeki iki potansiyel tehlikeye işaret eder; Cansever ise ona “haklısın” demekten imtina ederek iki tehlikeyi de kendince bertaraf eder. Bence işin özeti bundan ibarettir. Suavi Kemal Yazgıç yazdı.

Edip Cansever Materyalist miydi?

Tam adı Ömer Edip Cansever. İlk yayınladığı şiirlerde de imzasını tam atmış hatta şairimiz. Ancak hayatı boyunca yaptığı tek değişiklik imzası değil. İlk dönem şiirlerinin büyük bir bölümünü de reddetmiş Edip Cansever. Ancak neler reddetttiğine göz atmadan önce o reddettiği şiirleri yazdığı döneme bakmakta fayda var. Bunun için de Ömer Edip Cansever’in Ahmet Hamdi Tanpınar ile olan anısını okumamız gerekiyor.

Anlatan Cansever: “Bir gün … Evet, bir gün Tanpınar şiirlerimi görmek istiyor. 17-18 yaşlarımdayım. Tünel’deki Narmanlı Yurdu’na gidiyorum. Bana kocaman bir çay fincanıyla kahve sunuyor. Gene kocaman masasına oturup gözlüğünü taktıktan sonra, hiçbir bıkma belirtisi göstermeden bütün şiirlerimi okuyor. Okuması bittikten sonra başını kaldırıp (iyice aklımda) ilk cümlesini söylüyor: ‘Bu şiirler çok güzel, hepsi de güzel. Ama hiçbiri şiir değil!’ Tabii bu yargı iyiden iyiye yadırgatıyor beni, yine de anlamış görünerek çıkıyorum dışarı.”

Genç Cansever’in anlamış göründüğü bu eleştiriyi anlaması, üçüncü kitabını yayınladığı zamanı bulur. İlk iki kitabında ise en azından kendi seçtiği toplu şiirleri sembolik olarak yer alır.

Edip Cansever, ilk şiirlerini henüz 19 yaşındayken -yani Tanpınar’ın eleştirisinden kısa bir zaman sonra- yayımladığı İkindi Üstü (1947) adlı kitabında bir araya getirir. Şair, çoğunlukla o dönemin baskın şiir anlayışının bir parçası olan Garip Hareketi’nin etkisiyle yazılmış şiirlerin bulunduğu bu kitabın yeni basımını yapmaz. Benzer bir çizgide yazdığı ikinci kitabı Dirlik Düzenlik’ten (1954) ise yalnızca dört şiiri toplu şiirlerine alır. (Cansever’in toplu şiirlerine almadığı şiirler daha sonra editörler marifetiyle toplu şiirlere dahil edilir. Bu durum, bir dönem tartışma konusu yapılsa da zamanla kanıksanır.)

İkinci kitapta yer alan “Masa da Masaymış Ha!” Cansever’in kendi sesini kötü bulduğuna dair ilişkin ipuçları taşısa da çok sevildiği, hatta diğer Cansever şiirlerine haksızlık edercesine çok sevildiği için şairin başını epey ağrıtır. Nitekim Edip Cansever, 1977’de kaleme aldığı yazısında bu şiir için şöyle der: “1954’te Dirlik Düzenlik adlı şiir kitabım basılıyor. Bugün bakıyorum da, ‘Masa da Masaymış Ha!’ şiirinden başkası yazılmasa da olurmuş, diyorum. Ayrıca bu şiirden de yaşamım boyunca kurtulamadım. Antolojilerde aynı şiir, şiirimi uzaktan bilenlerin dilinde aynı şiir, yabancı dillere şiir mi çeviriyorlar benden, ille Masa şiiri de olacak.”

Edip Cansever’in hayatındaki ikinci eleştiri, Sezai Karakoç’tan gelir. “Bir Materyalist Şiir” başlıklı yazı bir polemiğin başlangıcı olur. Karakoç, Edip Cansever’in üçüncü kitabı; “Yerçekimli Karanfil”i merkeze alarak yaptığı eleştirisinde, Fransız eleştirmen Gipon’u referans göstererek “Materyalist şiir olmaz” der ve “Eğer materyalist şiir mümkün olsaydı Edip Cansever’in şiiri gibi olurdu” tespitinde bulunur. Bir de Edip Cansever’in İkinci Yeniye dâhil olmadığını, onun Oktay Rıfat’ın ardılı olduğunu söyler. Bu yazı, Edip Cansever’in hiç hoşuna gitmez. Sadece onun mu? Ülkü Tamer, Asım Bezirci ve Cemal Süreya da bu yazıya karşı çıkan reddiyeler kaleme alır. Hatta Attila İlhan da bir ucundan polemiğe dâhil olur ve ve her iki tarafı da yeterince “sosyal” yani “topluma duyarlı” açıkçası; sosyalizme angaje olmadığı için eleştirir. Karakoç ise cevabi olarak birkaç yazı kaleme alsa da zamanla polemiğin faydası olmadığını düşünür ve konuya devam etmez ve bu eleştirilerini de “Edebiyat Yazıları”nı bir araya getirdiği üç kitaba eklemez.

Ancak bu tartışma, konuya taraf olan her şairin şiirinde az ya da çok bir kavşak noktası teşkil eder. Bu değişimi sadece söz konusu polemiğe bağlamak doğru olmayabilir elbette. Ancak söz konusu polemiğin de bu değişimlerin etkenlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Karakoç’un şiirleri bireysel düzlemden daha çok toplumsal bir düzleme evrilir mesela. “Pingpong Masası” ile “Hızır ile Kırk Saat” arasında böylesi bir fark vardır. Materyalist olabileceğinin söylenmesinden ve şiirindeki Oktay Rıfat etkisinin vurgulanmasından rahatsız olan Edip Cansever şiiri de benzer bir değişimden geçer. Tragedyalar’dan itibaren sesi de temaları da başka bir yönelim kazanır.

Kendi adıma; Cansever’in Karakoç’un eleştirisini ismini anmadan dikkate aldığını, bildiğini okusa da onun hem Oktay Rıfat bağlamında hem de “eşya merkezlilik” anlamında yaptığı eleştirileri gözden geçirerek bir şiir inşa ettiğini düşünüyorum. Karakoç eleştirisine “Materyalist şiir olmaz” sözüyle başlamıştı ve ne Cansever ne de ona arka çıkan diğer erbab-ı kalem; “Elbette biz Materyalistiz” dememişlerdi. Ancak sonraları söz konusu polemik, yazı başlıklarına indirgendiği için sanki böyleymiş gibi algılanmaya, yazılarda yer alan incelikler göz ardı edilmeye başlanmıştı. Karakoç, Cansever’in şiirindeki iki potansiyel tehlikeye işaret eder; Cansever ise ona “haklısın” demekten imtina ederek iki tehlikeyi de kendince bertaraf eder. Bence işin özeti bundan ibarettir.

Cemal Süreya’nın hakkında; “Fazla şiirden öldü” dediği Edip Cansever’in şiire odaklanmasında, başına gelen bir fenalığın da etkili olduğunu hatırlatarak bitirelim bu yazıyı: 1954 yılında çıkan Büyük Kapalıçarşı Yangını’nda Edip Cansever’in dükkânı tamamen yanar. Cansever, sigortadan aldığı para ile yeni bir işyeri açamaz ve bir ortak bulur. Yeni ortak Mösyö Jack, Cansever’e alım satım işleriyle kendisinin uğraşabileceğini söyler. Cansever ise dükkânın asma katında dokuz şiir kitabı kaleme alır. Hatta Edip Cansever o olay için yıllar sonra “Bugün düşünüyorum da ya o yangın olmasaydı?” der.

İşte, Ömer Edip Cansever’in hayatından ibret verici üç detay seçmiş olduk böylece.

Suavi Kemal Yazgıç

Makas dergisi, Haziran-Temmuz 2019, sayı 8

Güncelleme Tarihi: 24 Haziran 2019, 09:36
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13