banner17

Düşünce kimdeyse, onunla ünsiyete hazırdır

Daracık otobüs koridorunda kargaşa, telaş, itiş kakış... Fakat Ümit Savaş Taşkesen’e bakarsan, sanki bir ağaç gölgesi bulmuş, kilimini sermiş, uzanıp kitap okuyor sanırdınız. Ömer Yalçınova yazdı.

Düşünce kimdeyse, onunla ünsiyete hazırdır

Bazı durumlar vardır, karşınızdaki insanı tanımadığınızı gösterir. Bunlardan biri: Ondan çok şey bekleyip hiçbir şey bulamamaktır. Abarttık tabi, çok şey bekleyip, onlardan çoğunu görememek demeliyiz. Tabii bu, karşınızdakinin eksikliği değildir. Ondan çok şey beklediğimiz için kendimizi suçlamamız da gerekmez. Belki sadece onu tanıyamamışım, anlayamamışım demek gerekir.

Tanıyamadığını/ anlayamadığını anladığın an, karşındakini anlamaya başlarsın.” O kadar da emin olmayalım, yıllar geçmiş ve onun eşiğine bile adım atamamışsın. O zaman yeniden yeltendiğinde adım atabileceğinden nasıl emin olabilirsin? Kesinlikle adım atamayacağını kim söylemiş? İkisi de doğru, bu konuda belli bir kesinlikten söz edemeyiz.

Sanki bir ağaç gölgesi bulmuş, kilimini sermiş, kitap okuyor...

Ümit Savaş Taşkesen’le ilişkim de bu türdendir. Onunla neredeyse bir yıl kadar aynı evde yaşadık. Ben üniversite öğrencisiydim, kendisi ilkokul öğretmeniydi. Aramızda dört veya beş yaş vardı. Bu yüzden Ümit Savaş’a genellikle “Ümit hoca” diye seslenirdim. Tabii arkadaşlar arasında o “Ümit”ti. O şekilde söz ederdik ondan. Çünkü Ümit hoca, karşısındakine bu rahatlığı sağlardı. Onun yanında kasılmanıza, somurtmanıza gerek yoktur. Rahat bir şekilde her şeyden konuşabilirsiniz. Güvenebilirsiniz çünkü. O, sizi uygun bir dille uyarması gerektiğinde uyarır. Düzeltmesi gereken bilgi hatalarınızı düzeltir. Ve konuyla ilgili bir fikri varsa mutlaka söyler. Yoksa eline aldığı bir gazete, dergi veya kitaba dalar gider. Ümit hoca, her ortamda, her şartta okumayı, okuduklarına yoğunlaşmayı başarabilen biridir.

Böyle bir anda tanışmıştık zaten kendisiyle. Maraş’tan Konya’ya gidecektik. Otobüs tıklım tıklım doluydu. Otobüsün en arka koltuklarından birinde oturuyordu Ümit hoca. Burnunun ucuna düşürdüğü gözlüğüne, bacak bacak üstüne atması eşlik ediyordu. Ve tek eliyle bir kitabı açmış, okumaktaydı. Oysa henüz otobüs hareket etmemişti. Herkes yerini bulmaya ve yerleşmeye çalışıyordu. Daracık otobüs koridorunda kargaşa, telaş, itiş kakış içindeydi insanlar. Fakat Ümit’e bakarsan, sanki bir ağaç gölgesi bulmuş, kilimini sermiş, minder ve yastıklarını dizmiş, uzanıp kitap okuyor sanırdınız. Öylesine rahat, çevreden kopmuş, umursamaz, yalnızca elindeki kitaba yoğunlaşmış haldeydi.

Tabii o sıralar, dünyayı yeni keşfetmeye başlamıştım. Dünyayı keşfetmek, kitapları keşfetmekti. Kitapları keşfetmek içinse, senden önce o yoldan geçmiş kişilere kulak vermek gerekir. İlk zamanlar bunun bilincinde değildim. Sonradan fark ettim. Fakat yine de okumayı seven kişilerle birlikte olmak, sohbet etmek lüzumunu hissederdim. Ümit’i o halde, otobüsün en arka koltuklarında, kitabına yoğunlaşmış şekilde görünce, ister istemez, onunla tanışmak istemiştim. Önce hangi kitabı okuduğunu anlamaya çalıştım. Başımı eğip büktüm. Yanlış hatırlamıyorsam, Cemil Meriç’ten bir kitap okuyordu ya da Dücane Cündioğlu’ndan. Hah, tanıdık bir isim. Hemen atla diye düşünmüş olmalıyım ki “ne okuyorsunuz” diye sormuştum. Soruş o soruş. Ondan sonra Ümit’le ne zaman bir araya gelsek, kitaplardan konuştuk. Hiç olmazsa, kitaplar mutlaka sohbetlerimizin bir bölümünde kendini gösterdi.

Renkli, heyecanlı, zihinsel bir yolculuğa çıkma imkanı sunan bir kütüphane

Ümit hoca, tam bir kitap kurdudur. Kütüphanesinde çok çeşitli eserler bulunur. Şiir, roman, hikaye, felsefe, sosyoloji, bilim, din, deneme… neredeyse her türden kitaba onun kütüphanesi açıktır. Bazı kitaplar, yarısına kadar okunmuş, sayfasının biri katlanmış, sonra devam ederim diye beklemeye alınmış. Bazıları başından sonuna kadar, altı mavi, kırmızı veya siyah tükenmez veya dolma kalemle çizilmiş cümlelerle dolu, hırpalanmış ama asil bir şekilde duruyor. Bazısının sayfa kenarlarına, Ümit’in o güzel el yazısıyla notlar düşülmüş. Her kitabın giriş sayfasında, kitabın ne zaman nereden alındığına, hatta alınırken ne gibi duygu ve düşünceler taşındığına dair kısa cümleler yazılmış. Ümit’in kütüphanesi bu şekilde, renkli, heyecanlı, kıymetini bilecek kişiler için zihinsel bir yolculuğa çıkma imkanıdır.

Onun sohbetlerinde de aynı zenginlik ve renklilik fark edilir. Belirli bir fikre veya isme çakılıp kalmamıştır. Düşünce nerede ve kimdeyse, onunla bir ünsiyet kurmaya hazırdır Ümit. Fakat bu, fikirlerini sürekli eğip büktüğünü göstermez. Fikirleri konusunda neredeyse sarsılmaz bir irade taşır. Diğer düşünce sahipleriyle iletişimi, belki de bu sağlam iradesinden, dik duruşundan kaynaklanır.

Kendi doğrularını yaşamaktan başka kaygı gütmeyen biri

Ümit’le buluştuğumuz en güçlü isim İsmet Özel’di. Diğeri Cemil Meriç. İsmet Özel’in Erbain’ini neredeyse ezbere okuyabilirdi. Çok da güzel okurdu, tok sesiyle, tonlaması, duraklaması, sesini yükseltmesi yerli yerindeydi. Onun etkisiyle olsa gerek, Ümit, arada sırada şiir yazardı. Fakat bunları herkese göstermezdi. İddialı olduğu da söylenemezdi. Bu şekilde birkaç tane şiirini, “Bak bakalım bir şeye benziyor mu?” diye bana göstermişti. O sıralar, benim de şiirden anladığım pek söylenemezdi. Yine de okumuş, kendimce bir şeyler söylemiştim. Sonra da “Hikaye yazmayı neden düşünmüyorsun?” diye sormuştum. Bunu söylemekteki kastım, kesinlikle ukalalık yapmak değildi. Ya da şiirlerinin çok kötü olduğunu tespit etmiş ve onu hikayeye yönlendirerek gönlünü almaya çalışıyor da değildim. Ümit yazacaktı. Bunu bekliyorduk. Okumaları, konuşunca dilinden dökülen inciler, yazması gerektiğine dair insanda bir his, beklenti uyandırırdı. Ve akademik araştırmalar yapacak, tezler yazacak, onun dışında düşünce yazılarıyla uğraşacak gibiydi. Halen de öyledir. Ve bunu yapmıştır da. Ama herkesin mutlaka bir sanat dalıyla uğraşması gerektiğini düşündüğüm için, edebiyatla arası açılmasın diyerek, Ümit’e “Hikaye yazmayı düşünmüyor musun?” diye sormuştum.

Bu soru Ümit’te karşılığını buldu. Önce Okuntu dergisinde, sonra Dergâh ve Hece dergilerinde hikaye yayımladı. Onun ilk hikayesini Bumerang’ta yayımlamak istemiştim ama kısmet olmadı. Dergi o ay kapandı.

Ümit hikaye yazmakla kalmadı. Konya’nın yerel gazetesi Memleket’te köşe yazılarıyla göründü. Onun öncesinde Kırk İkindi internet sitesinde denemeleri yayımlandı. Aklıma gelmeyen birçok edebiyat dergisinde ve Dünya Bizim’de de yazıları çıktı.

İnsanlardan bir şeyler bekleriz. Bu, onları bir şekilde ablukaya alma çabamızdır. Bazıları bu tuzağa katiyen düşmez. Esareti hiç mi hiç kabul etmez. Bu esaretin adı “arkadaşlık” dahi olsa. Ümit de o şekilde özgürlüğünden ödün vermeyen, kendi doğrularını yaşamaktan başka kaygı gütmeyen birisidir. Başkalarının doğrularına göre hareket etmemesi gerektiğini en iyi Ümit hoca bilir ve uygular. Bir yerde kulağını herkese kapatıp kendini dinlemeyi bilir. Ya da kapısını dünyaya kapattığında, odasında kitaplarıyla bir ömür geçirebilir. Ona bu yüzden kızacaksanız, Ümit’in umurunda bile olmaz. İyi ki aldırmaz, çünkü o zaman kimsenin Ümit Savaş Taşkesen diye bir hocası, bir arkadaşı olmayacaktır.

Bir gün Ümit Savaş Taşkesen’in bir hikaye veya deneme kitabıyla karşılaşırsam şaşırmayacağım ve sanırım buna en çok ben sevineceğim.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Haziran 2015, 14:27
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20