Düşünce hayatımızda derin izler bıraktı

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in şahitliğine göre, trajik bir şekilde ölen Ziya Gökalp, düşünce, kültür ve eğitim hayatımızda derin izler bırakmış bir düşünürdü.

Düşünce hayatımızda derin izler bıraktı

 

Ziya Gökalp, Türkiye’nin yakın tarihini derinden etkilemiş bir isim. Hem İttihat ve Terakki’nin hem de uzunca bir süre ülkeyi yöneten Cumhuriyet Halk Fırkası’nın teorisyenliğini yaptı. Parçalanan Osmanlı sonrası kurulan devletin ‘ulus-devlet’ olması gerektiği fikri kabul gördüğü için onu Türkiye Cumhuriyetinin kurucu unsurlarından biri kabul etmek gerek. Kurulan yeni devletin kalkınması için toplumun kültürel kodlarının Türklükten, ahlakî kodlarının İslam’dan alınması gerektiğini savunan bir düşünce sistemi kurdu ve bunu “Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak” kavramlarıyla ifade etti.

Onun yaşadığı dönem, Osmanlının çöküş dönemleridir. Bu yüzden, çalkantılı dönemlerin çalkantılı insanı oldu. Hayatı gelgitlerle dolu biri oldu hep. Genel kabule göre, Türkiye’de modern anlamda sosyolojiyi kurdu.

Aslında Ziya Gökalp’ın gelgitler içinde olmasının sebebini biraz da yaşadığı dönemin kendine özgü şartlarında aramak gerek. Gökalp’in yaşadığı dönem, “zorla durdurulan bir medeniyet” olan Osmanlının tasfiye edildiği, yerine de yeni bir devletin kurulduğu dönemdir. Her kafadan bir ses çıkmakta, herkes bir şekilde hâkim unsur olmak istemektedir. Bir yanda devlet kurma çabaları vardır, diğer yanda kurulacak bu devletin nasıl bir devlet olması gerektiği tartışmaları... Zor bir dönemdir kısacası. Ziya Gökalp de, bu zor dönemin kırılgan insanıdır.

Kendini dil öğrenimine vererek Arapça, Farsça ve Fransızca çalıştı

Ziya Gökalp, Çermikli Zaza Tevfik Bey’in oğludur. Diyarbakır’ın ilçesi Çermik’te 23 Mart 1876’da doğar.  Eğitimini Diyarbakır’da sürdürür ve düşüncelerini şekillendirecek olaylarla da öğrenciyken karşılaşır. Askeri lise öğrencisiyken hocası olan Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey, öğrencilerine ‘özgürlük’ düşüncelerini anlatmaktadır. Ziya Gökalp de, bu düşüncelerden etkilenir. Yeni düşüncelerle tanışmanın eşiğinde olan Gökalp, son sınıftayken babasının vefatıyla sarsılır. Yine bu dönemde, amcası Hasip Bey’den İslamî ilimler dersleri alır. Öğrenimine İstanbul’da devam etmek ister ama imkânsızlıklar yüzünden bunu gerçekleştiremez ve askerî liseden ayrılıp Diyarbakır’da düz liseye kaydını yaptırır.

Padişah aleyhinde konuşmaları yüzünden hakkında soruşturma açılır, tam da bu dönemde okulun süresi yedi yıla çıkar. Bu şartlardan huzursuz olan Ziya Gökalp, 1894 yılında okulu bırakır. Okulu bıraktıktan sonra kendini dil öğrenimine vererek Arapça, Farsça ve Fransızca çalışır. Tasavvufla ilgilendiği dönem de bu dönemdir. Özel hayatında yaşadığı sıkıntılar, ruhundaki çalkantılar, dini inancıyla aldığı felsefe eğitiminin karşıtlığı onu iyice sarsar ve daha on sekiz yaşındayken başarısız bir intihar girişiminde bulunup kafasına tabancayla ateş eder. Bu olay, ilginç bir dostluğun da başlangıcını oluşturur: İntihara teşebbüs edip ağır yaralı kurtulan Ziya Gökalp’in doktoru, meşhur Abdullah Cevdet’tir. Bu olaydan sonra ikisi arasında dostluğa yaklaşan bir yakınlık oluşur. Sağlığına tekrar kavuşan Ziya Gökalp, kendini okumaya verir. Sonra da İstanbul yılları başlar.

Felsefe, sosyoloji dersleri de verdi

1896 yılında İstanbul’a giden Ziya Gökalp, ücretsiz olduğu için Baytar Mektebi’ne kaydolur ama asıl merakı ülkenin gidişatı ve ülkedeki fikrî akımlardır. Zamanının çoğunu bu gelişmelere ayırır. Kafasında artık “özgürlük” düşünceleri vardır ve bu düşünceleri taşıyan kişilerle görüşür sürekli. Jön Türklerle tanışıp onlardan etkilenmesi, İttihat ve Terakki’ye katılması, İbrahim Temo gibi ‘ulus-devlet’ düşüncesine yakın insanlarla tanışması da hep bu dönemdedir. Ama yapılanlar da izlenmektedir. Ziya Gökalp, içinde bulunduğu bu faaliyetler yüzünden 1898 yılında tutuklanır. Bir yıl hapis yattıktan sonra, ilk sürgününe gönderilir. Sürgün yeri, Diyarbakır’dır.

Memleketine sürülen Ziya Gökalp, kendisini himaye eden amcasının vasiyeti üzerine onun kızıyla evlenir. Bu evlilikten bir oğlu ve üç kızı olur. Maddi durumları kötü değildir ama Ziya Gökalp sakin bir hayat sürmek yerine, olaylara müdahil olmayı yeğler. Bu dönemde bölgenin güvenliği için kurulan Hamidiye Alaylarının soygun ve hırsızlık olaylarına karıştığı söylentisinin artması üzerine halkı örgütler ve Telgrafhane’yi üç gün boyunca işgal ederek her yana protesto telgrafları yollarlar. Ziya Gökalp artık olayların fiili olarak da içindedir. Ziya Gökalp, 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurup düşüncelerini yaymak için gazete çıkarır. 1909 yılında Selanik’te toplanan İttihat Terakki genel kuruluna Diyarbakır delegesi olarak katılır ve İttihat Terakki yönetimine seçilir. Hemen Diyarbakır’a dönmez ve düşüncelerinin Selanik’te yayılması için çalışır, felsefe, sosyoloji dersleri verir. Bu yıllarda, dünya Türklerini birleştirme düşüncesini kafasında olgunlaştırır, bu düşüncesini yazılarında anlatır.

Genç Türkiye’nin inşacılarından biriydi

Artık düşüncelerini netleştirmiş olan Ziya Gökalp, İttihat ve Terakki merkezinin İstanbul’a taşınması üzerine İstanbul’a gelir. Kısa süre sonra milletvekili seçilir ama Meclis feshedilir, bunun üzerine Ziya Gökalp, Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olur. 1915 yılında Türkiye’nin ilk sosyoloji profesörü olarak görev yapmaya başlar. Düşünceleri, eğitim ve siyaset hayatını şekillendirir. Bu yıllarda hem üniversitede ders vermekte, hem siyasette aktif olarak yer almakta, hem de dergilere yazılar, şiirler yazmaktadır. Bu durum, Osmanlının yenilmesine kadar devam eder ve Osmanlının yenilmesiyle birlikte Ziya Gökalp önce görevlerinden alınır, sonra da diğer İttihatçılarla sürgüne gönderilir. İki yıllık sürgünden sonra İstanbul’a dönen Gökalp, çalışmalarına kaldığı yerden devam eder ve 1924 yılında da İstanbul’da hayata gözlerini yumar.

Günümüzde de ciddi sayıda takipçisi bulunan Ziya Gökalp, “Türk-İslam Sentezi”nin fikir babasıdır. Bu sentez, “Türk toplumu kültürünü Türklükten, ahlakî değer yargılarını İslamiyet’ten alarak kalkınabilir.” şeklinde özetlenebilecek bir düşüncedir. Ama bu düşünce, devletin kurucu unsurunun tek bir kavim olmasını öngörüp kurulacak devletin de “ulus-devlet” olmasını savunduğu için ciddi eleştiriler almıştır. Bunun yanında, din de toplumun hayatında ancak gerektiği kadar bulunacaktır şeklindeki algı da ciddi eleştiri konusudur. Milliyetçilik düşüncesinin, Osmanlı gibi inanç ve kavimler mozayiği olan bir devletin yıkılışını hızlandıracağı, Osmanlı hinterlandını küstüreceği şeklindeki eleştiriler de, Ziya Gökalp’in düşüncelerinin zayıf yönlerini ortaya çıkarmaktadır.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in şahitliğine göre, trajik bir şekilde ölen Ziya Gökalp, düşünce, kültür ve eğitim hayatımızda derin izler bırakmış bir düşünür olarak ülkemizin değerleri arasında yerini almıştır.

 

Ahmet Serin yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Ekim 2013, 14:58
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
muhammet er
muhammet er - 6 yıl Önce

Ziya Gökalp evet önemlidir Cumguriyet'in kuruluşunda. Ancak Yusuf Akçura Ziya Gökalp'ten daha çok etkili olmuştur. Ona göre tarihin evrimi sonucunda milliyetçilik kaçınılmazdır ve din tarihsel süreç içinde Tanrı ile kul arasında vicdani bir bağ haline gelmiştir. Bu görüş cumhuriyetin kurucu ideolojisiyle ciddi olarak örtüşür.Oysa Gökalp'in düşüncesinde İslam'dan vazgeçme ve onu toplum hayatında soyutlama gibi bir hedef yoktur. Hatta pozitivist Türkçüler Gökalp'i bu yüzden eleştirirler

banner19

banner13