Düşlerin Adamı: Cemal Şakar

Cemal Şakar'la uzun bir yolculuğu paylaşıyorum, Yol Düşleri'nin gerçek olduğunu ondan öğrendim.

Düşlerin Adamı: Cemal Şakar

Cemal Şakar

 

Cemal Şakar'la  kısa süren bir yolculuğu paylaşmıştım o gece. Araç, bizi Çengelköy sırtlarına doğru götürüyordu. Aracın içerisinde Çehov'un o meşhur tabancası da vardı: Bir öyküde silahtan bahsediyorsanız, o silah mutlaka patlamalı, diyordu ön koltukta oturan ağabeyimiz. Bildiğim bir sözü başka bir ağızdan ve inanarak, tartarak söylenmiş bir biçimde duyunca durdum ve "bu adam kim?" dedim araçtan inince Hasan Kuvvet'e. “O Cemal Abi, Cemal Şakar!” demişti.

 

Benim öykücülerim vardır.

Duru yazarlar.

Derin yazarlar.

Her ademin anlayacağı kadar sade yazarlar.

İsimleri Hüseyin Su, Mustafa Kutlu, Cihan Aktaş, Ramazan Dikmen, Kamil Yeşil, Alim Kahraman olan yazarlardır.

Anketlerde değil ama iyi okuyucuların gönüllerinde sağlam yerleri vardır. Bu isimlerden birini hasbelkader okuyan bir insan, mutlak surette takipçisi olur.

Özgün hikâyeler yazarlar.

Sıradan hikâyeler yazarlar; Sait Faikçesine.

Sürükleyici öyküler yazarlar; Borgescesine.

Sözü gediğine oturturlar; Çehovcasına.

Hikmete yüz sürerler; Mevlânacasına.

Her biri ayrı ayrı okunup yorumlanacak ve de ders olarak okutulacak külliyatta yazarlardır.

 

Cemal Şakar adı geldi mi aklıma; dururum. İçimde bir bozlak başlar, bozkıra doğru yol alırım. Gidenlerin ardı sıra düşerim yollara. Yol Düşleri kurduğum bir sırada Neyzen Tevfik'i delirten ney sesini duyarım ve başım gövdemden kopar dervişlerin peşinden gittikleri sesin sırrına kapılıp. Hayalperdesi'nde olmanın yanılgısıyla yarılan bir toprak gibi çatlar yüzüm; bereketi, inşirahı beklerim.

 

Bir pencere açılır önümde ve ben sûretimi görürüm Cemal Şakar öykülerinde. Kendini kovalayan bir adam, kendini sırtlanan bir adam, kendi çöllerinden peygamberler çağıran bir adam, kendi sükûtunda sesini bulan bir adam gelir ve benim rehberim olur cebe sığan bir kitapla.

 

Yol Düşleri'nin cep baskısı vardı. Asım Gültekin sanırım bir beşyüz kişiye hediye etmiştir o kitaptan. O kitap ki, bir ademin kendini bulma çabasını en naif haliyle anlatmıştır Sesler ve Sır öykülerinde. Hele ki, Eviçi'nin gerçekliği insanın sesini soluğunu kesmektedir. Gidenler Gidenler içinse tek söz diyebilirim: Aleme karşı duyarsız kalamayan insanın gözyaşlarıdır adeta.

 

Cemal Şakar öyküsünü ömrüm vefa ederse –haddim olmayarak- yorumlayacağım. Ancak şu gün söyleyeceklerim öykücü bir ağabeyimin bendeki çağrışımlarının ilk aklıma gelenleridir.

 

Yol Düşleri kitabını aylarca cebinde bir evrâd taşıyan derviş gibi dolaştırdım durdum. Sanki kitap bana gönderilmiş bir yol göstericiydi. Hem yazmak hem de yaşamak bağlamında kitaptan çıkarılacak iki sonuç vardı:

 

1-Yazacaksan müsrif olmayacak, kelamına had vuracaksın!

 

2-Yaşayacaksan durman gereken yeri iyi bileceksin!

 

Bu iki sonucu evire çevire ömrü eskitmeye durdum. Ölmeyecek sözler peşine düşmemde Cemal Şakar –öyküsü- hayli etkili olmuştur.

Öykü geleneğiyle ruhu terbiye eden Doğu kültürünün en sade yazarlarından Cemal Şakar, öykü anlatırken aslında bir yol haritası verir okuyucuya.

 

Bunu bile isteye mi yapıyor bilmem ama, İsmet Özel'in Erbain'e başlarken söylediği gibi bir hal var öykülerinde: Yaşamak ve yazmak birbirinden ayırt edilemiyor satır aralarında. Bu gerçeklik insanı ister istemez bir şoka tabi tutuyor. Dilin dünyası yaşadığımız dünyanın aslında “absürd” yanlarını ortaya koyup, modern bir hatırlatıcıyla karşı karşıya bırakıyor bizi.

 

Modern dünya imanın ve insanın üzerine kat kat arzular ve binalar inşa ederken yazarın kelimeleri bizi, örtündüğümüz tüm örtüleri sakince yırtmaya sevk ediyor. Bu yüzden, ferahlamaya doğru giden bir dil kullanıyor Cemal Şakar. Okuyucuya da kendine söylediğini söylüyor aslında: Ferah ve dingin bir dünya var! İnanmıyorsanız açın Esenlik Zamanları'nı, okuyun!

 

Cemal Şakar'ı “İnşirah” kelimesinin içinde yorumlamak en doğrusu. Zira onun öyküleri inşirah yüklü bir kelimeye gebe; Meryem gibi.

 

Cemal Şakar'la uzun bir yolculuğu paylaşıyorum, Yol Düşleri'nin gerçek olduğunu ondan öğrendim.

 

Şimdi tam burada Mevlana ve Şems-i Tebrizî hikayâtına dönersem Cemal abiye haksızlık etmiş olmam, diye düşünüyorum: Ve derler ki –aslında- Şems, Mevlana'yı insanların düşündüklerinden  daha az bir vakit görmüştür. Ancak, her iki gönül ehli de alacaklarını almışlardır o ateşin harından…

 

 

Zeki Bulduk, gönlü şerh eden bir yazarı tanıdığı için mutlu...

 

 

Güncelleme Tarihi: 20 Ekim 2010, 02:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26