Dünya ona sahneydi izzetle durdu orda

Şehit Ömer romanının yazarı Hüseyin Kartal, İslam duyarlığıyla tiyatro yapmış, güzel insan merhum Hasan Nail Canat'ı yazdı.

Dünya ona sahneydi izzetle durdu orda

Yazıma başlarken düşünüyorum da, ben bu yazıyı neden derviş henüz hayatta iken kaleme almadım oysa; o benim için gerçek bir dosttu.

Gerçi birlikte olduğumuz yıllarda onu hiç kırmadım desem doğrudur. O da beni hiç kırmamıştı. Vefat etmiş birisini anlatabilmek gerçekten çok zor oluyor, inanın. Hele de anlatacağınız kişi, çok sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir arkadaş, bir dost ise…

Kalemi elime aldım, bir müddet öyle ne yapacağımı bilmez bir halde durdum, bekledim. O dervişi düşündüm bir süre. Onunla yaşadıklarımızı. Önce dua ettim ona. Mekanı cennet olsun, diye. Şimdi çok garibime gidiyor onu anlatmam... Duygu atmosferim allak bullak.

Bir Avuç Ateş yılları

Hasan Nail Canat
Hasan Nail Canat

Hasan Ağabey benim bu camiada tanıdığım ilk yazar. Hem de roman yazarı. Ayrıca yine bu camiada tiyatro yapan ve tiyatrosunu seyrettiğim ilk kişi.

87 yılıydı. Adıyaman’da kardeşimle birlikte büyükçe bir evde oturuyorduk. Benim de kardeşim  Abdullah’ın da İslami faaliyetleri vardı, onun için böyle bir ev tercih edilmişti. Rahmetli Hasan Nail’i o evde misafir etmiştik.

Şimdilerde öğretmen olan Zeynel Olgun kardeşim heyecanla bana uğramıştı. Yanında Mustafa isminde bir arkadaşıyla.. Heyecanla “Hüseyin abi, sana işimiz düştü. Yardım eder misin?” diye sordu.

“-Hayırdır Zeynel?”

“-Abi ‘Bir Avuç Ateş’ isimli tiyatro var… Hasan Nail Canat’ın sergilediği bir oyun.”

Adıyaman o zamanlar küçücük bir il… Nüfusu otuz beş-kırk bin arası. Araştırdık, baktık. Kimse daha önce İslami bir tiyatro seyretmemiş, bilmiyor. Bir de tiyatro denilince akıllarına ilk gelen şey, çok  af edersiniz ama gerçek, ‘Dansöz’  oluyor. İşimiz zordu anlayacağınız... Adıyamanlı Müslümanları ikna edip tiyatroya götürmek neredeyse imkansızdı.

Tiyatro salonu dolar mı ki?

Neyse korktuğumuz başımıza gelmemişti çok şükür... Bize inandılar. Hasan Ağabey  gelince onu ve ekibini karşıladık, misafir ettik. O ekipte tanıştığım gençlerden ikisiyle hala görüşüyoruz. Mustafa Öcalan ve Mehdi Akman. Gerçi  Mehdi’yi uzun süredir görmedim ama nerde olduğunu biliyorum. Osman Atalay da Bir Avuç Ateş’te oynamıştı. Ancak Adıyaman’daki oyunda o yoktu. Osman’la da hala görüşürüyoruz.

Hasan Ağabey yol yorgunuydu ama onu dinlenmesi için bırakmam doğru olmazdı. Tiyatro denilince aklına ilk olarak dansöz, şarkıcı gelen halka oyun başlamadan sakallı  Hasan Nail Canat’ı göstermeliydim. Durumu anlattım, doğal karşıladı, gülüştük.

Fatih Çarşamba'daki kitabevinde Hasan Nail Canat ve Salih Tuna
Fatih Çarşamba'daki kitabevinde Hasan Nail Canat ve Salih Tuna

Birlikte lokantaya gittik. Bir iki çay ocağına uğradık. Hasan Nail’in tatlı dilini, güler yüzünü görenler onu bağırlarına bastılar. Zaten birçoğu kitaplarını okumuştu. ‘Gündüz Kadınlar  Matinesi’nde salonu dolduramayız diye endişe ediyorduk. Tam aksine salon doldu, taştı. Oyunu seyreden bazı hanımlar kocalarını ikna etmişlerdi. Hatta bir kısmı akşamki seansta kocalarıyla birlikte gelip oyunu bir daha seyretmişlerdi.

Aynı gün iki defa sahne almışlardı. Rahmetli Hasan Ağabey grip olmuştu ama yine de  o gece bizlerle sabahladı. Sabah namazından sonra yatmıştık.

Sonraki yıllarda ben İstanbul’a taşındım... Hasan Ağabey ile görüşmeye başlamıştık. Bununla birlikte dostluğumuz Fatih-Çarşamba’daki dükkanımda pekişmişti. Çarşamba’daki kitapçı dükkanımız camianın  buluşma noktası gibiydi. Benim değişik düşünce okullarından olan herkese kapım açıktı. Dükkan Müslümanların uğrak yeri olmuştu.

Hasan Nail Canat tam olarak hatırlamıyorum ama iki ya da üç defa kitabevimde kitaplarını imzalamıştı… Haliyle her geçen gün daha samimi olmuştuk. Fırsat buldukça yanıma uğrardı, sohbet ederdik.

Ulvi Alacakaptan
Ulvi Alacakaptan

Tarihe tanıklık edecek bir not

Hasan Nail Canat ve Ulvi Alacakaptan. Her ikisiyle de görüşüyordum. Tiyatro denilince, özellikle İslami tiyatro söz konusuysa, akla ilk gelen iki isim onların ismiydi. İkisi de usta tiyatroculardı.

Mesleğin hakkını veren iki ustaydı onlar. Ulvi tıpkı Hasan Ağabey gibi mekanıma gelir giderdi. Onunla da dosttuk, arkadaştık. Beni tanıyan, tiyatroyla uğraşan başka bir arkadaşımla muhabbet ediyorduk. Birden bana ciddi bir eda ile. “Yahu Hüseyin!” dedi. “Sen Ulvi’yle de Hasan Nail’le de görüşüyorsun. Yahu şunları bir barıştırsana o zaman.” Şaşırmıştım.

Doğrusu onların küs olduklarından haberim yoktu. Her ikisini de tanıyan, özellikle de tiyatro ile iştigal eden arkadaşlarla istişarelere başladım. İstisnasız hemen hemen hepsi bu küskünlüğün hiç hoş olmadığını, kendilerini tiyatroda kanıtlamış iki dev oyuncunun küs olmalarının büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorlardı. İstişarelerden elde ettiğim ortak görüş, bu ikilinin birlikte yapabilecekleri tiyatro oyunlarının patlama yapacağı yolundaydı.

Maalesef arkadaşlarımızın ortak kanaatleri barışmayacakları yönündeydi. Olsun, diyordum onlara. Küslerin barıştırılması inancımızın onayladığı, hatta emrettiği bir husustu. Onlar ise, ısrarla “Barışmazlar, arada sen de üzülürsün” diyorlardı. Olsun, demiştim ben de. Ben hayırlı bir işe talibim. Rabbim de hayırlı işte bana yardım eder. Gerçekten de Rabbim yardım etti. Her ikisi de olumlu karşıladılar. Hasan Ağabey, “Ben severim Ulvi’yi Kartal” demişti. Ulvi Ağabey de “Hasan’ı severim ben.” demişti. Onlara bir gün birlikte bir yerde yemekte yeriz, buluşuruz, demiştim. Olur, demişlerdi.

İki usta barışıyor

Olurlarını almıştım almasına da ikisi de meşgul insanlardı. Buluşmayı nasıl ayarlayacaktım? Fırsat kolluyordum.

Bir gün bu fırsat elime geçti. Hasan Nail dükkana ziyaretime geldi. Hakim yaka beyaz bir gömlek lazım olmuştu, oynayacağı bir oyun için. Benim mekan Çarşamba’daydı ya. Çarşamba semtinde bu tarz gömlekler imal ediliyordu. Onun günün erken saatindeki bu ziyareti aklıma Ulvi ağabeyi de henüz işe gitmemiş  olabileceğini hatırlattı. Hemen cep telefonundan aradım. Hasan Nail Canat’ın yanımda olduğunu söyler söylemez “Hasan’a selamımı söyle. Ben de Fatih’teyim şu anda. Azim dağıtımdayım.” dedi. “İyi abi, Hasan ağabeyde müsait, bekliyor. Gelebilir misin?” “On dakika sonra oradayım Kartal.” dedi ve gerçekten de on dakika sonra geldi. O gün ne kadar heyecanlanmış ve sevinmiştim. Unutamam…

Güya ben onları barıştıracaktım. Selamlaşıp, öyle bir kucaklaştılar ki, beni unuttular. Gelsin çaylar, gitsin çaylar… Muhabbet… Muhabbet… Sonunda beni de hatırladılar. Doğrusu ben yabancı kalmıştım. Saatlerce sohbet ettik. Sonunda Rahmetli Hasan Nail patladı. “Oğlum Kartal, yemekten vazgeçtik. Bari şurdan poğaça, börek bir şeyler al da atıştıralım. Parasını da ben vereyim.” Hasan ağabey her zaman şakacıydı. Daha sonra görüşmelerini de bana ballandıra ballandıra anlatıyorlardı.

Sonraları bizim Bünyamin Yılmaz (O da eski bir tiyatrocuydu, Hasan Nail’in talebesiydi.) barıştıklarından habersiz bir yazı yazmış. Ulvi Alacakaptan da ona cevaben benim vesilemle barıştıklarını ve Hasan Nail Canat rahmetli olmadan görüştüklerini yazdı.

Elan doğrudur…

Bu yolda ter dökeni sahiplenin ey Müslümanlar!

Hasan Nail Canat bizim insanımızdı. Bizim yapamadığımız birçok şeyi o yaptı. Zorluklara göğüs gerdi. Ömür denilen hepimizin hoyratça harcadığı şeyi mücadelesiyle süsledi. Tiyatro yaparsa kendisini evlatlıktan atacağını söyleyen babasına, tiyatro denilince aklına “dansöz” gelen Anadolu insanına rağmen… “Nasıl olsa bu bizden” mantığı ile gariban sanatçılarımızın alın terlerinin, emekleri karşılığını hiç eden ihvana rağmen…

Hasan Nail ölmeden sahiplenmedik. Öldükten sonra ah ediyoruz. Ulvi Alacakaptan bizim değil mi? Onu da öldükten sonra mı sahipleneceğiz?

Bu nasıl tesadüf!

Ne diyorsunuz? Ulvi Alacakaptan benim böyle bir yazı yazdığımdan habersiz. Ondan bahsediyorum ve de onun özeli hakkında açıklamalarım oluyor. Ona haber vermeden olurunu almadan yazmamın doğru olmadığı kanaatindeyim.

Cep telefonundan arıyorum, kapalı. Ben tam yazımı bitirmek üzereyken beni arıyor. Malumunuz “Yer Gök Aşk” adında bir dizide rol alıyor. Diziler her hafta çekildiği için çoğu zaman Ürgüp’te çekimlerde… Çekimde olduğunu, o yüzden telefonun kapalı olduğunu söylüyor. Konu Hasan Nail Canat olunca konuşmamız uzuyor.

Bana yeniden teşekkür ediyor. Ben her zaman, her yerde söylüyorum Hüseyin diyor. Allah Hüseyin Kartal’dan razı olsun. Bizi barıştırdı, diyor. “Fena mı oldu Kartal! En son rahmetli ile Üsküdar’da görüştük. Çay içtik, uzun uzun muhabbet ettik. Fena mı oldu barışmamız? Allah senden razı olsun Kartal.” diyor.

Rahmetli dostuma Allah’tan rahmet diliyorum. Hasan Nail Canat’ın unutulmaması gerekiyor, hatırlatıyorum.

Bu topraklardan bir derviş geçti… Hasan Nail Canat.

 

 

Hüseyin Kartal gönlünden geçenleri yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2011, 21:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ayşegül sena
ayşegül sena - 9 yıl Önce

Bir güzel insan Hasan Nail Canat. Yıllar önce Gemlik gibi küçücük bir yerde, samimi insanların davetini kırmayıp gelmiş, titayrosunu sergilemişti. Aklımda kalan, sahnede şiir okuyan hakkı dillendiren bir adam. Onun gibi öncülerin kıymeti bilinmez nedense. Allah rahmet etsin.

Ulvi Alacakaptan
Ulvi Alacakaptan - 9 yıl Önce

Hüseyin kardesim tevazu gösteriyor Sözünü ettigi bir barışma değil daha da ötesi bir Helallesmeydi Allah ondan razı olsun ve tüm kardeslerimize ornek olsun Bilirsiniz yalan uç yerde mubahtir Savaşta hanımınızın gönlunu almak ona iltifat için ve iki Müslüman inarasinibulmak için.Ki Huseyinkardesim döşekten buldu aramizi

VEYSEL KARAKUŞ
VEYSEL KARAKUŞ - 9 yıl Önce

HAYIRLI Bİ ABİMİZDİ
MEKANI CENNET OLSUN

musab
musab - 9 yıl Önce

Sen bizim daima Abimizsin. Ama burdaki röportajında "Kara Geceler Efendim" den hiç bahsedilmemiş. (İskeleye yanaştık, Her dönem biz avlandık, Çağdaşlık ve uygarlık, Bu sözlere hep kandık.) O zamandan ezberlemişim.

Şaban Tüysüz
Şaban Tüysüz - 9 yıl Önce

Hüseyin Kartal Bey'i bu kadirşinas yazısından dolayı tebrik ediyor, merhum Hasan Nail Canat üstadı rahmetle anıyorum. Sayın Kartal'dan bu camiada pek alışık olmadığımız türden yazılarının devamını beklediğimi de -bir okuru/bir dostu olarak- acizane vurgulamak istiyorum. Selam ve muhabbetlerimle efendim...

adil Akkoyunlu
adil Akkoyunlu - 9 yıl Önce

Soyadı Kartal ya, kanarya ruhlu bir insan Hüseyin. Ağlayan birini görmesin, o da ağlar. Küsmesin birileri, o daha çok kırılır ve üzülür. Boynunu bükmesin bir fakir, kendisi aç kalır cebinde ne varsa çıkarırı, verir. Bu yazsı da Hüseyinin karakter yapısını yansıtıyor. Okuyunca yazıyı duygulandım. Gençlik günlerime gittim... Eline, yüreğine sağlık Hüseyin. Yeni yazılarını bekliyoruz okumak için...

Ömür Çelikdönmez
Ömür Çelikdönmez - 9 yıl Önce

Merhum Hasan Nail Canat, belkide bu kadar güzel anlatılabilirdi. emek ve hassasiyetinden dolayı, kadım dost muhterem insan Hüseyin Kartal'a teşekkür ediyorum.

banner19

banner13

banner26